Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ahmet Kaya Dinleyen Depremzede Linç Edildi
Depremden kurtuldu lince uğradı
02 Ocak 2012 Pazartesi Saat 22:15
Orhan Pamuk'un Yeni Hayat isimli romanı, "Bir kitap okudum, hayatım değişti" diye başlar. Ben de bugünkü yazıma "klişe bir giriş" olması pahasına, yukarıdaki cümleyi değiştirerek bir giriş yapacağım: "Bir gün bir şarkı dinledi ve hayatı değişti..."

Adı M.Y... Henüz 15 yaşında...

M.Y, yaklaşık 3 ay önce gerçekleşen Van depremi sonrası, doğup büyüdüğü memleketini terk etmek zorunda kaldı. Akrabalarının yardımıyla yerleştikleri İstanbul'da bir yandan başlarını sokacak bir ev buldukları için şükrediyor, bir yandan ise depremin travmasını üzerlerinden atmaya ve "yeni hayat"larına alışmaya çalışıyorlardı. Ailenin büyükleri günlük maişet derdini çözmeye çalışırken, çocukların öğrenim sorunu ise önlerinde kocaman bir dağ gibi duruyordu.

Neyse ki; eş - dost ve akrabaların yardımıyla Ataşehir - Nuri Cıngıllıoğlu Lisesi'ne kaydı yaptırıldı M.Y'nin... Van'daki arkadaşlarından kopmak zorunda kalan M.Y, yeni arkadaşlarına alışmaya çalışırken, yalnızlığını biraz olsun giderebilmek için, depremden son anda kurtarabildiği MP 3'ünü de okula götürdü.

Zaten ne olduysa o gün oldu! M.Y ve ailesi için, belki de depremden bile daha ağır bir süreç başladı.

M.Y tıpkı Van'da yaptığı gibi, o gün de teneffüste MP 3'ünü açtı. Sınıfta hiç arkadaşı olmadığı için koridora çıkma ihtiyacı hissetmiyordu. Beş dakikalık teneffüs esnasında kulaklığından müzik dinlerken, yanında oturan "sıra arkadaşı"nın kendisine birşeyler söylemeye çalıştığını fark etti. Kulaklığı çıkardığında duyduğu ilk söz ise, "Kim yıkıyor senin beynini?" oldu.

Şaşırmıştı... Önce ne diyeceğini bilemedi... Küçük bir şaşkınlık anından sonra, sıra arkadaşının tepkisinin Ahmet Kaya'ya yönelik olduğunu anladı. "Beynimi kimse yıkamıyor. Ben bu şarkıları seviyorum" dedi. Ancak "arkadaşı" kararlıydı: "Burada bu şarkıları dinleyemezsin."

M.Y henüz "yabancı" olduğu yeni sınıfındaki tavra anlam veremedi. "Dinlediğim şarkıya karışamazsın" diye tepki gösterdi. Aldığı yanıt ise sert oldu! Sıra arkadaşı, az önce birlikte oturdukları "sıra"yı kaldırıp M.Y'nın kafasına vurmaya çalıştı. Sınıftaki birkaç öğrenci, tartışmanın büyümesi üzerine araya girdi ve "tartışmayı" bitirdi.

Ya da en azından M.Y öyle sandı.... Çünkü; tartışmanın bitmediği, bir sonraki teneffüste anlaşıldı. 45 dakika önce tartıştığı öğrenci, öğretmen sınıftan çıkar çıkmaz, "Bu okuldan gideceksin" demeye başladı. Bu sözler, M.Y için kabus dolu günlerin başladığının işaretiydi.

M.Y, olan biteni bir süre kimseyle paylaşmadı. İçine kapandı... Suskunlaştı... Bunu fark eden bir öğretmeni, M.Y'yle konuştu. Depremzede öğrenci, olan biteni tüm detaylarıyla öğretmenine anlattı. M.Y'yi dinleyen öğretmen, sorunu aynı okulda görev yaptığı bir öğretmenle paylaştı. Bunun üzerine sorunu çıkaran öğrenciyle konuşmaya karar verildi. Öğrenci, tüm çabalara rağmen ikna edilemedi. Üstüne üstlük; aynı öğrenci, bunun üzerine arkadaş grubuyla bir de kampanya başlattı. Sorun birden bire alenileşti... M.Y'nin sınıftan gitmesi için teneffüslerde kampanya yapıldı. Üstelik; TM olarak adlandırılan diğer Türkçe - Matematik sınıfına kabul edilmemesi de "talepler" arasındaydı! M.Y'nin sınıftan gönderilmesi için kampanya yapan öğrenciler, kendilerini ikna etmeye çalışan öğretmenlerini de Okul Müdürü Turhan Yazgülü'ne şikayet etti. Öğrenciler, "Bu iki öğretmeni istemiyoruz" dedi.

Daha acı ve üzücü olan ise, bundan sonra yaşandı. Y.E adlı öğretmen, okul müdürüne giderek, depremzede öğrencinin bulunduğu sınıftaki derslere girmek istemediğini söyledi. Gerekçesi ise ilginçti: "O öğrenciyi görünce psikolojim bozuluyor."

Bir diğer öğretmenin; T.B'nin tavrı da farklı değildi! Öğretmen T.B, depremzede öğrenciyi aynı gün 3 sınava birden soktu. Milli Eğitim Bakanlığı'nın aksi yönde genelgesi olmasına rağmen, depremzede öğrencinin aynı gün 3 sınava birden sokulması, anlaşılabilir gibi değildi... Zira; bakanlık, yayımladığı bir genelgede, "Depremzede öğrencilere kolaylık sağlayın" demişti...

Bakanlık genelgesi kağıt üzerinde kaldı. Hayatın gerçeği, teoriyi ezdi geçti...

M.Y ise "istenmeyen kişi" olması karşısında durumu ailesine anlatmak zorunda kaldı. Bir yandan ağlıyor, bir yandan da "Beni o okula göndermeyin" diyordu. Yaşadıklarını tüm çıplaklığıyla dile getirirken, sınıfta yalnızca iki öğrencinin kendisiyle arkadaş olduğunu söylüyordu.

M.Y'nin ailesi ne yapacağını şaşırmıştı. Depremden kurtulup hayatlarını yeniden kurmanın savaşını verirken, hiç de beklemedikleri bu durum karşısında çareyi müdüre gitmekte buldular. Okul Müdürü Turhan Yazgülü, yaptıkları ilk görüşmede, "Çocuğu okuldan kendi rızanızla alın. Böylece başka bir okula devam etme şansı da olur. Biz tasdikname verirsek, başka bir okulda da okuyamaz" dedi.

M.Y'nin ailesi bu cevap karşısında bir kez daha şoka uğradı... Okul Müdürü Yazgülü, aileye "tavsiye"de bulunurken, "öğrencinin güvenliği"ni gerekçe gösteriyordu. Aile buna rağmen, M.Y'nin yeni bir okula gitmesinin daha zor olacağını düşündü. Yeni sınıf, yeni okul ve yeni arkadaşlara uyum sürecinin "zor olacağı" yönünde bir eğilim gelişti. Sınıf arkadaşlarının yarattığı sorunun "geçici" olabileceği düşünüldü. Böylece, M.Y'nin aynı okula devam etmesi kararlaştırıldı.

Küçük M.Y'nin okulda kendisini yalnız hissetmemesi için de "ağabeyi" görevlendirildi. Ağabeyi M.Y'yi her sabah okula götürdü, sınıfına yerleştirdi. Çünkü; bir grup öğrenci, M.Y'yi sınıfa sokmuyordu. Ağabeyi, kardeşini okula getirmeye başlayınca, "ortalık biraz duruldu."

Ancak ne yazık ki; sınıftaki psikolojik tacizler iki - üç gün sonra yeniden başladı. M.Y yaşadıkları yüzünden geceleri uyuyamıyordu. Ailesi durumu fark edince, Ahmet Kaya'nın bir şarkısını dinlediği için başına gelmedik kalmayan M.Y'yi Erenköy Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi'ne götürdü. Tedavisi yapılan M.Y, yaşadığı travmayı atlatamadığı için, bu sabah yine eş - dostun yardımıyla başka bir okula nakledildi.

* * * *

Van depremi sonrası Üsküdar Sağlık Meslek Lisesi'ne nakil yaptıran bir öğrencinin yaşadıkları da M.Y'ninkine benziyor. Teneffüste "pop şarkısı" söylediği için öğretmeni tarafından koridorda herkesin önünde dayak yiyen öğrenci, hastanelik oldu. Öğrencinin yakınları durumu öğrenir öğrenmez önce hastaneye, ardından okula koştu. Neyse ki; okul müdürü gereken müdahaleyi yaptı ve "sözleşmeli öğretmen" görevden uzaklaştırıldı.

Üsküdar'da dayak yiyen depremzede hastanede, psikolojik taciz yüzünden tedavi gören M.Y ise evinde... Her ikisi de şaşkın aslında... Depremden kurtulmanın sevincini dahi yaşayamamışken, kendi yurtlarında baskının en ağırıyla karşı karşıya kaldılar... Belki de hiç istemeden geldikleri "yeni yurtları"nda aslında birer "yabancı" olduklarını hissettiler...

Sahi; söyler misiniz, ne oldu bize?

Henüz 15 - 16 yaşındaki çocukları dinledikleri, söyledikleri ve mırıldandıkları bir şarkı yüzünden ''linç etme"yi bize kim; ne zaman ve nasıl öğretti?

Sahi; biz öğretmeni, öğrencisi, gazetecisi ve aydınıyla, neden bu hale geldik, neden?

Barış Yarkadaş - Gerçekgündem

GoogleGoogle YahooYahoo FacebookFacebook DiggDigg Del.icio.usDel.icio.us
RedditReddit TwitterTwitter friendfeedfriendfeed myspacemyspace bloggerblogger
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş..