
Suriye’de ki Baas Rejiminin yapmakta olduğu katliamlar dile getirilirken;
Bu arada, söz konusu bu zalimlerin inanç ve mezhepleri de dile getirilmeye çalışılmaktadır.
Kimileri, Baas Rejiminin dayandığı Bir buçuk milyonluk “ Suriye Nusayri azınlığı” nı
“Arap Aleviliği” ifadeleri ile değerlendirilerek, “Anadolu Aleviliği”ne benzetmeye çalışılmakta ve aynı mezhep konumunda değerlendirmelere gidip; Bir “mezhep çatışmasının” kapıda olduğunun imajını dillendirmektedir.
İşin aslı şudur ki,
Böyle bir benzetmenin hakikatle hiç bir ilgi ve alakası yoktur.
Kelam ve Mezhepler tarihi kaynaklarına baktığımızda; Nusayrilerin, inanç ve değerleri, Anadolu Alevi’sinin inanç ve değerleri ile taban tabana zıttır.
Suriye Nusayri’sinin, zaten “İslami itikadın dışında oldukları” ve İslam’la ilgilerinin olmadıkları; Müslüman inanç ve değerlerinden öte Hristyanlara daha yakın oldukları, halükarda bellidir.
Bu durumun gizlenebilinecek hiçbir tarafı da yoktur. Mezhepler tarihi ulemasının ekseriyeti, bunları Hristyanlardan saymıştır. İncelendiğinden görülecektir ki, Hristyanlar’la inançları örtüşmektedir.(1)
…
Nusayrilerin temel düşüncelerinde, Hz. Ali’nin ölmediği - İlahi özelliğinin olduğu - ebedi olduğu -dünyaya tekrar döneceği, inançlarını taşımaktadırlar…
Buna karşılık;
Hristyanlarda da, Hz. İsa’nın Allah’ın oğlu olduğu ve dolayısı ile Ölmediği- İlah olduğu - Onun ebedi olduğu – Onun dünyaya tekrar döneceği, inançları ile bu iki düşünce arasında çok yakın bir benzerlik gözükmektedir.
Zira incelendiğinde görülecektir ki, Hristyan’ların Hz. İsa (as)’a ait inanç ve değerlendirmelerinin aynısını, Nusayri’lerde Hz. Ali (ra) için taşımaktadır.
…
Ama Anadolu Alevi’sinin bunlarla mukayese edilecek hiçbir tarafı yoktur.
Anadolu Alevi’si, Bektaşi tarikatına bağlı Müslümanlardır..
Bektaşilik, mezhep itibari ile Caferi; irfan ve felsefe itibarı ile “Hurufi” diye tanımlanır.(2)
Bu tarikatın kurucusu, “Hacı Bektaş-ı Veli” Hazretleridir.
Ahmet Yesevi’nin tavsiyesi ile doğduğu yer olan Nişabur’dan Anadolu’ya geçen Hacı Bektaşi Veli, Ahmet Yesevi ile beraber “Anadolu Erenleri” adı ile Anadolu’nun İslamlaşmasında önemli bir rol üstlenmişlerdir.
Anadolu’nun İslamlaşmasında, Hacı Bektaş-ı Veli ve ekibinin çok önemli katkılarının olduğu
herkes tarafından bilinmektedir..
Bektaşilik denilen tarikat, Dört temel üzerine oturur. Bu Dört temele Dört kapı denir. Birinci ve en önemli kapı, Şeriat kapısıdır.
Şeriat: Allah’ın emir ve yasaklarını ve bunları uygulayan Hz. Muhammed’in uygulama esaslarını ihtiva eden, Dinin kendisidir.
Yanı, Allah Dininin kendisi, Bektaşiliğin vazgeçilmez, en ana kapısıdır. Bu ana kapı nedeniyle, her Bektaşi, Allah’ın Şeriatına ve O’nun Peygamberi olan Ehl-i Beyt’inin yoluna uymak zorundadır. Tek başına bu tanım bile, Bektaşiliğin, “Sahih bir İslami İtikat” üzerinde olduğunun, net bir ifadesi olarak yeterlidir..
Bektaşiliğin diğer kapıları; Tarikat, Hakikat ve Marifet’tir.
Bilinenlerin aksine,
Gerçek Bektaşiliğin esasları ile “İslam’ın temel esasları” arasında çelişebilecek, hiçbir sakat inanç ve düşünce yoktur.
Gerçek Bektaşilikle, Sünni düşünce arasında ki farklar, tamamen teferruatla ilgilidir.
Bektaşiliğin tekke ve dergâhlarında, İslami hayatın en incelikleri yaşanmaya çalışılmıştır.
Bu sebepten, Sünni bir yapı üzerine oturmuş olmasına rağmen Osmanlı Devleti, Yeniçeri ocağını, “Bektaşi dergâhı” haline getirmişti.
Yeniçeri ocağı, İslam’ın gür sedasını, dünyanın dört yanında seslendirerek, İslam adına bir destan yaza geldiler..
Lakin bu gün Bektaşi’yim diyenlerde, belki de yukarıda sayılan özellikleri bulamazsınız;
Çünkü son bir asırda, Bektaşi- Alevilik de belli oranda dejenerasyona uğratıldı!
Mevcut Seküler sistem, Alevi’yi kendi emellerine dayanak olarak kullanmak için, üzerinde çok ciddi reformist çalışmalar yaparak, “ateist” bir çizgiye çekme gayretini sürdürmüş ve sürdürmektedir.
Bu gün Anadolu’da aleviyim diyen çoğu ateist kişiler, bu çalışmaların birer ürünüdürler.
Velâkin, Anadolu Alevi’sinin aslı, Allah’ın Dinine bağlı ve gerçek manada “Müslüman” denebilecek bir kitledir.
Sonuç olarak,
-Gerçek, Anadolu (Alevi-) Bektaşiliğinin, tek ölçü ve kaynağı “Kur’an ve Sünnet’tir.”
Anadolu Alevi’si, İmam-ı Cafer-i Sadık’ın “Caferiye” Mezhebine tabi olup; On İki imamı saygı ile anar, Ehl-i Beyt’in sevgisini taşırlar.
-Suriye Nusayri sinin ölçüsü, Fıkıhları olmadığından, başta Muhammed Bin Nusayri olmak üzere, bazı Ehli Beyt Saiklerine dayandırılan “söylem ve telkinlerden” ibarettir.
Nusayriler, İmam Hasan El-Askerinin öğrencisi olan Muhammed Bin Nusayri’yi
tek otorite kabul ettiklerinden, ayrıca bir Mezhepleri ve Fıkıhları yoktur. Mezhepleri olmadığından bunlara sadece Nusayri denir.
Ve dolayısı ile Anadolu Alevi’sinin, Müslüman’ın inançlarından öte Hirirstyan inanıcına daha yakın olan Nusayrilerle, hiç bir ilgi ve alakaları söz konusu değil.
Suriye Nusayri’si ile Anadolu Alevi’sini karıştıran ve bunları birbirine benzeten ve bu iki kesimi aynı Mezhebe tabii olarak kabul eden; kimi yazar ve çizerler, bu hususta yeterli bilgiye sahip olmadıklarından; Kulaktan dolma, gayet afakî bilgilere dayanarak realite ile hiçbir ilintisi olmayan fikirler serdetmeleri, ülkenin yazar ve çizerinin bilgisi olmadığı konuları ukala bir tavırla nasıl dillendirdikleri bakımından gayet önemlidir..
Rabbim yar ve yardımcımız olsun.
…__
1-Mezhepler Tarihi,M.Ebu Zehra- shf.: 63 / Şamil İslam Ansiklopedisi c.6-shf:260 / ---------- Medeniyetlerin çatıştığı nokta Ortadoğu,Ömer Turan, shf:347 /İhtilallar ve darbeler,Hakan yılmaz, Timaş yayınları,İst.2000
2-İslam ansiklopedisi, şamil yayınları, cilt:1/sahife.290.
Yorumlayan: |
Nusayri |
Tarih:09 Şubat 2012 Perşembe Saat 14:07 |
Saçmalık
Önüne gelen saçma sapan bilgilerle Nusayrilerle ilgili yazı yazıyor.Bir Nusayri olarak şunu açıkça belirteyim: Bizde Hz Ali'yi ilahlaştırma gibi bir saçmalık yoktur. Kur'an-ı Kerim kaynağımızdır.Sünnilerden farkımız ise, Kur'an'ın farklı yorumlanmasındandır. Hz Ali'yi, Hz Muhammed'ten üstten tutmayız. Hz Ali'ye olan sevgimiz, İslamın yayılmasında göstermiş olduğu cesaretten, Ehlibeyt üyeliğinden ve peygamberimizin en yakını olmasından ve Muaviye zihniyetinin ona yaptığı haksızlıktan gelmektedir. Şu ana kadar Nusayriler sizin gibi düşünenler yüzünden Hristiyan oldu, Yahudi oldu, kafir oldu ve hatta Nusayrilerin öldürülmesi caizdir diye yazılar da çıktı. Merak ediyorum, daha bizi hangi durumlara sokacaksınız. Ayrımcı düşünceye inat, sonuna kadar inançların kardeşliğini savunmaya devam edeceğiz. Bizi, Anadolu Alevilerini ve asıl Sünnileri sizin gibi düşünenlerden ayrı kılan özellik budur. |
||
Yorumlayan: |
Üveys |
Tarih:10 Ocak 2012 Salı Saat 14:42 |
Nusayriler, Arap kökenli Alevi müslümanlardır
Bizler Alevi müslümanlar (Nusayriler - Arap Alevileri) olarak; Kur'an-ı Kerim Sünnet-i Nebevi ve Ehlibeyt üçgeninde İslam'a imanla bağlıyız. Bunlara aykırılık teşkil eden tanımlamaları inancımıza, değerlerimize müdahale ve saygısızlık olarak görüyor; bu tür yaklaşımlardan nemalanmayı düşünenleri de esefle kınadığımızı ilan ediyoruz. |
||
Yorumlayan: |
Ahmet tarık |
Tarih:19 Kasım 2011 Cumartesi Saat 08:12 |
Mustafa Güneş'e cevap
Konuyu önce anla! Müslümanlara nazaran,Hristiyanlara daha yakın sayılırlar diyor."Hristiyanlarla aynı düşünceye sahipler" demiyor! Onlar Hz. İsayı İlahlaştırırken, bunlar ise Hz. Aliyi İlahlaştırıyor.Aynı kişi, İkisi tarafından aynı şekilde İlahlaştırılmiyor! Hristyan olmayınca,sadece biraz benzediklerinden dolayı,Hristyanlar niye sahip çıksınlar ki? |
||
Yorumlayan: |
mustafa güneş |
Tarih:18 Kasım 2011 Cuma Saat 19:28 |
TEZATLAR VAR
öncelikle hocama saygılarımı sunar , bir konuda açıklık getirmesini isterim . bu nusayriler hıristiyanlığa yakın olsalar amerika ve israilin dostu olmazlarmıydı neden bunlarla zıtlar ben bu yaklaşıma inanmıyorum. islama ters düşenler amerika ve israille dost olurlar. |
||