
Yaşayabilmek için çocuk beyni yemek zorunda olan bir kraldan bahsedilir mitolojide. Sanıyorum bu mitolojik temsil, günümüzdeki bazı uygulamaların amacının ne olduğunu bize öğretiyor.
‘’Türküm, Doğruyum, Çalışkanım’’ diye sabah erkenden küçük çocuklara okutulan ve sistemin amentüsü olan andımız uygulaması son dönemde en çok tartışılan konulardan birisi. Hatta Star gazetesi yazarı Mustafa Akyol’un bu konuyla alakalı yazdığı ‘’ Andımız Kaldırılsın’’ yazısı çok tartışılmıştı. Katıldığım bir konferansta Mustafa Akyol, bu yazısından dolayı kendisine gelen tepkilerin fazlalığından da bahsetmişti. Tepkilerin içeriğiyle alakalı bilgimiz yok, ancak tepkilerin statükoculardan geldiği kesin.
Andımız yemini, 20. Yüzyıl faşist Musolini İtalya’sından ve Hitler Almanya’sından arta kalan bir yemindir. Ama garip olan bunun yetmiş yıldır okunması ve okuyanlarında küçük çocuklar olması. Küçük çocuklara bunun okutulmasındaki sistematik amaç nedir acaba?
Sabah namazını babasıyla ve annesiyle beraber kıldıktan sonra, annesinin hazırladığı kahvaltıyı hızlıca yiyip okuluna koşan, okulunun önüne geldiğinde tam anlamıyla ırkçı bir andı okumak zorunda kalan zavallı bir çocuk düşünün.
Bu paralelde andımız yemininin düşünceyi ve ruhu zehirlediği gerçeğini göz ardı edemeyeceğiz. Bu anda merceğimizi yaklaştırdığımızda şu gerçeklerle karşılaşacağız.
Andın ilk dayatması, Türklük dayatmasıdır. Türk olmayan ve Türk olup da Türklüğünü kimlik olarak yansıtmak istemeyenler, bu dayatmanın muhatabıdır. Diyarbakır’da iki bin Kürt öğrencinin bulunduğu bir okulda gümbür gümbür bu andın okunduğunu hayal eder misiniz? Örneğin; Arabistan’daki küçük çocukların ‘’Boşnağım’’ demesi ne kadar komikse, Kürt yoğunluğunun olduğu bölgelerdeki insanlara ‘’Türküm’’ dedirtilmesi o kadar komiktir.
‘’Türküm’’ cümlesinde ironik bir ‘’ırka aidiyet’’ vurgusu dikkat çekiyor. Bu kelimeyle, bireyin ne olduğu ve kim olduğu sorununa dayatmacı bir çözüm bulunuyor. Süreç içerisinde ironik ırkçılık kronikleşiyor. Irksal kimlik bu kelimeyle ön plana çıkartılıp; dinsel, duygusal, düşünsel, fikirsel, bütün kimlikler yok sayılıyor. Kimlik sorunu bu kelimeyle içinden çıkılamayacak kadar derinleşiyor.
Türk olmayanlara Türk dedirtilerek küçük çocuklara yalan söyletilmesi andın içine düştüğü ahlaksızlığı gözler önüne seriyor. Bu doğrultuda ‘’doğruyum’’ kelimesiyle, az önce söylenen türküm yalanına bir yalan daha ekleniyor. Yani ‘’Türküm’’ bir yalan, ‘’doğruyum’’ başka bir yalan…
Andın ikinci Dayatması ise yol ve hedef dayatması…
Kişiye, bir adamın açtığı yola ve gösterdiği hedefe kulluk yapması dayatılıyor. Bütün ömrünü, aciz bir beşerin izinden giderek yaşamak çok sıkıcı olacağa benziyor. Totaliter rablik, açılan yol ve gösterilen hedef doğrultusunda kendi yatağını buluyor.
Andımızın en tehlikeli ve en can alıcı bölümü… Zira bu bölüm ile alakalı şahsi fikrimi üniversitedeki bir siyaset dersinde açıklayınca, sözlü bir linçe maruz kaldım. İnsanların tepkileri hem sözlerinden hem de gözlerinden belli oluyordu. Ama haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandı. Bu gerçek konuşmamızı sağladı.
‘’Varlığım Türk varlığına armağan olsun’’
Bütün varlık âlemi Allah’ı bütün varlıksal duyularıyla tespih ve takdis ederken okul önünde çocuklara söyletilen bu söz insanı varlıktan nasıl da koparıyor.
Varlığını mensup bulunduğu ırka armağan eden bireylerin bulunduğu bir toplumda bütün cihana dönük hedefleri olan liderler çıkmayacaktır. Çıkan liderler sadece tek bir ırkın lideri olacaktır. Dar görüşlü bir dünya tasavvuruna sahip bireyi oluşturan andın bu cümlesi, 80 yıldır Ortadoğuda akan kanın ve afrikadaki açlığın asıl müsebbibi olmasın?
Varlığım Türk varlığına armağan olsun’’ sözüne karşı ‘’Varlığımız Allahın sınırsız varlığına armağan olsun’’dersek sistem bizi falakaya yatırmaz değil mi?
Türküm dayatmasına karşı:
''Ben şüphesiz Müslümanlardanım deyip dürüstlükle çalışarak Allah'a davet eden kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?'' (Fussilet 33)
Yol ve hedef dayatmasına karşı:
‘’İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti.’’(En’am 153)
Irka adanmaya karşı:
‘’De ki: Şüphesiz benim namazım, bütün ibadetlerim, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Bana sadece bu emrolundu ve ben Müslümanların ilkiyim.’’(En’am 163) demeliyiz.
Müslümanlara ‘’dogmatik’’ diyenler andımız metnine bakarak kimin dogmatik olduğunu yeniden sorgulayabilir. İslam da bir çocuk, ergenlik çağına gelmeden bir ibadetten sorumlu tutulmazken, sistem çocuklara resmi ideolojiye kulluk yemini içtirebilecek kadar baskıcı olabiliyor.
Şuan Türkiye dışında Kuzey Kore de uygulanan bu tarz yeminlerin varlığı faşist prangalardan daha kurtulamadığımızı gösteriyor.
1933 yılında tek parti ideologlarından Reşit Galip tarafından yazılan bu andın acilen kaldırılması gerekiyor.
Buraya kadar anlayacağımız gibi resmi ideoloji, yaşayabilmek için çocuk beyni yemeye devam ediyor. Çocuklarımız her gün zehirli bir andı içmek zorunda kalıyor.
Her sabah ballı sütünü içip zihni açılan, bunun üstüne zehirli bir ant içip, zihni kapanan çocuk, ne zaman içtiği zehri kusacak, merak ediyoruz doğrusu…
Selam ve dua ile
SEDAT COŞKUN
sedat.cokun@gmail.com
| |
||||
Twitter |
friendfeed |
myspace |
blogger |
Yorumlayan: |
Aykiz66 |
Tarih:24 Ocak 2012 Salı Saat 12:51 |
okul
Milliyetci degil ümmetci olunmali |
||
Yorumlayan: |
huseyin gazi sener |
Tarih:22 Ocak 2012 Pazar Saat 14:01 |
andimiz
ANDIMIZ Türküm, Doğruyum,çalışkanım, Haylaz değilim ama yerimde duramıyorum, Henüz alfabeyi sökemedim, Bu bey at ın hikmetini anlamıyorum.... Sabahın henüz körü,dışarda ayaz, Körpecik kuzular bağırır avaz avaz. Yasam: Ah... birazcık anlasam! İlkem: Küçüklerimi korumak,büyüklerimi saymak, Galiba maksad hane halkını tanımak, Saydım cılız parmaklarımla, Benden sonra iki küçüğüm var,üçte büyük, Babamın omuzlarında katlı bütün yük. Babam da çok çalışkan,eğer iş bulursa, O da Ülkü sahibi olacak üç öğün karnı doyarsa. Yoksulluğun her türü sofrasında katık, Küçükleri sever ama kaşları hep çatık. Yaşam sırtında dağ emsali kambur, Ah çekerek düşünür beyninde bir ur, Bazan çömelir de sedire başı eğik, Evladım biz buna mı layık idik? Yoksulluk bir Okyanus, babam sandal, Umuda kürek çeker kalmadı mecal. Canım babam yüreğimde bam teli, Başı dik ama çoktan büküldü beli. Ülküm: Yükselmek ileri gitmektir, Çocuksu aklımla düşündüm Galiba en doğrusu öndekini itmektir! Yoksa nasıl ileri gidilir? Heykat her hamlede öğretmen önüme dikilir. Vazgeçtim en iyisi yerimde saymak. Vatandaş olmanın onuruyle haz almak, Yoksa fena vuruyor öğretmen, Galiba onları bağlamıyor bu öğretilen! Annem ara sıra soruyor; Derslerin iyi mi? Nasıl anlatsam her sabah and içtiğimi? Ne ayrana benzer ne süte, Bir bardak da anama getireceğim gücüm yetse. Ben anamı Ümmi bilirdim,aldanmışım, İlim sadece mekteplerde değil yanılmışım. Yavrum içtiğin And bilesin Ulusal iksir, Böylece Ülkede ne pas kalır ne kir. Maksadı karışık, sanki Kula Kul olmak, Alam fezaya uçarken biz yerimizde saymak! Okullar bazan oluverirmiş milli mabet Öğretilen din değil,ancak resmi ibadet! Sonraki yıllar anladım.Okuyup yazıyorum, Artık andımı bile kendim hazırlıyorum. Buluşçuyum,üretgenim çalışkanım, İnsanlığın saadeti uğruna helal kanım. Amacım: Akılcı davranıp gelişmek, Varlığı ancak Hak yolda feda etmek, Mutluyum,ancak Ülkem uygar olursa, Sefalet kalkar,insanım karnı doyarsa. Ne fani kullara taparım,ne de Ulusal Din e Hayatım ve ölümüm ancak alemlerin Rabbine.... Hüseyin Gazi Şener. |
||
Yorumlayan: |
Haksever |
Tarih:21 Ocak 2012 Cumartesi Saat 17:09 |
Irkçı değiliz. Elhamdulillah.
Yazınızı keyifle okudum. Allah razı olsun |
||