Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ayrılsak mı artık
Roni Margulies
ronmargulies@btinternet.com
31 Temmuz 2010 Cumartesi Saat 14:34

Yok, hayır, benim düşüncem değil. “Ayrılsak mı artık?” bir okuyucumdan gelen mail’in konu başlığı.

Şöyle diyor: “Kemalist duruşa sahip biri olarak kan kusup kızılcık şerbetini çoktandır içmeye başladığımızı söyleyebilirim. Verdiği etki, ‘Artık ayrılmanın zamandır’ tarzında radikal bir söylem. Bu sorun için Çekoslovakya tarzı düşünülemez mi? Yani federatif ya da eyalet sistemi değil de, toptan bir ayrılık. Ben çocuğumun okulda her gün ‘Ne mutlu Türküm diyene’ sözünü and olarak haykırmasını istiyorsam, en adili bu şekilde ayrılmak değil mi? Demokratik bir şekilde ayrılmayı istemek suç mu? Emin olun, beyaz Türklerin çoğu artık bu seçenek üzerinde samimiyetle duruyor.”

BDP Siirt Milletvekili Osman Özçelik de, “Bu şekilde saldırılarla birarada yaşamanın koşullarını nasıl güçlendireceksiniz? Bu nasıl kardeşlik olacak? Demek ki siz birarada yaşamak istemiyorsunuz. Birarada yaşamak istemiyorsanız biz de artık çok fazla ısrarcı olmayacağız. Eğer birlikte yaşamak istiyorsak, eksiksiz eşitlik istiyoruz. Kardeşlik laflarıyla bizi kandıramazsınız” dedi.

Durumun bu hale gelmiş olmasının suçlusu hükümettir.

Durumu bu hale kendisi getirdiği için değil, Kürt Açılımı’nı daha başlangıcında sona erdirip durumun bu hale gelmesinin kapılarını açtığı için.

Kapılar açılınca, MHP’nin ve Ergenekon’un “Ne kadar kibarsınız, eksik olmayın” deyip içeri dalacağı beklenmeyen bir şey değildi herhalde! İçeri dalarlarken, bir elde sopa, diğerinde silah olacağı belli değil miydi?

İnegöl olaylarının hemen ardından, Devlet Bahçeli olayları “Haklı bir infial” olarak niteledi.

Gerçek düşüncesi bu. Ertesi gün, “Yahu biz faşist olmadığımızı kanıtlamaya çalışıyorduk, hay Allah” diye hatırlamış olsa gerek ki, hükümetin tedbirli olması gereğinden, “provokasyon” olduğundan filan söz etti.

Bana mail atan bir Ülkü Ocakları başkanı da, “Fotoğraf karelerine bakın, video kayıtlarına bakın, tek bir tane bile arkadaşımızı bulamazsınız.. Biz bu kardeşi kardeşe kırdırma senaryosunu biliyoruz. Bursa Ülkü Ocakları bu senaryonun piyonu da değildir, veziri de değildir. Biz bu kirli senaryoyu bozmak için elimizden geleni yapmaktayız” demiş.

Allah Allah! Benim gördüğüm bütün fotoğraflarda elleriyle kurt başı yapan herifler görünüyor. Ben MHPli olduklarını varsaymıştım. O bölgede insanların ellerini etkileyen yaygın bir kemik hastalığı olsa gerek.

Bütün klasik faşist partilerin iki yüzü, yan yana giden iki çalışma alanı vardır. Bir yandan sokakta terör estiren “komandolar”, serseri sürüleri; bir yandan parlamentoda saygın bir görünüm arzetmeye çalışan ağırbaşlı ve düşünceli parti. Bunlardan birincisi öfkeli ve lümpen kitleleri örgütleyip harekete geçirirken, ikincisi egemen sınıfa “Bu ülkenin sorunlarını ben çözerim” diye güven telkin eder. Şu anda yapılmaya çalıştıkları budur.

Bizde tehlike bundan ibaret de değil. Bir de eski dostumuz Ergenekon var.

Epeydir üzerimize bir rehavet çöktü; Ergenekon dağıtıldı ve bitti gibi bir his var ortalıkta. Kolay mı o kadar!

Yıllar sonra öğreneceğiz herhalde. Aynen 1980 öncesinde olduğu gibi, İnegöl ve Dörtyol’da da MHP’nin derin devlet tarafından bile bile ve seve seve kullanıldığını okuyacağız gazetelerde.

Korkarım liste daha uzun da olabilir, İnegöl ve Dörtyol’la sınırlı kalmayabilir.

Bir taşla kaç kuş birden vuruyorlar, düşünsenize.

Kürt sorununun iyice kangren olmasını sağlıyorlar; savaş yaşanan bir ülkede silahlı kuvvetlerin söz sahibi olmaya devam etmesini sağlıyorlar; devirmek için sekiz yıldır uğraştıkları hükümetin zayıflamasını sağlıyorlar; ellerindeki yargı sistemini zedeleyecek olan Anayasa değişikliklerini engelleme fırsatı yaratmış oluyorlar.

Hükümet açılım politikasına cesaretle devam etseydi, sorunun çözümü doğrultusunda bugüne dek bir dizi adım atılmış olsaydı, gerginlikler iyice yumuşamış ve barış havası iyice yayılmış olsaydı, Devlet Bahçeli “Başbakan’ın PKK açılımı ile toplumsal bünyeye soktuğu etnik mikrobun kontrolsüz tırmanışa geçtiği ortaya çıkmıştır” diyebilir miydi? Sanki Kürtlerin gerçek ve haklı talepleri yokmuş da, durup dururken hükümet sorun yaratmış gibi konuşabilir miydi?

Sahi, hükümet açılımı sona erdirirken ne kazanmayı umuyordu? Bir hatırlatan olabilir mi acaba? Ben çıkaramadım da.

Bu yazı toplam 910 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş..