
Bir İddiadır
Müslüman’ım demek
Hem de ciddi bir iddia!
Müslüman’ım demekle, yaratılışın “gaye ve manasının” idrakine vardığını ve şöyle demiş olduğunu ifade ediyorsun;
Allah, beni yeryüzünde, “Yeryüzünün Halifesi” olarak yarattı.
Ben, yeryüzünde Allah’ın hükümlerini; emir ve yasaklarını uygulamak için bulunuyorum.
Benim, “Rabbime kulluk” asıl görevimdir.
Ve her şeyim, Âlemlerim Rabbi içindir.
Ben, malımı ve canımı Cennet karşılığı Kâinatın sahibine sattım. Bu alışverişin gereğini yapmaya kararlıyım!
“Ahsen-i Takvim” düzeyinde yaratıldım ve bu düzeyde kalma kararındayım. Hiç bir zaman “Esfele-i Safilin” derkine düşmeyeceğim!
Ben, “Cennet Yurdu’nun” insanıyım. Asıl yurdum orasıdır.
Oraya tekrar döneceğim, Allah’ın izni ile.
Şeytan ve şeytani güçler, bu yolda bana engel olamayacaklar! Bu hususta Allah’a güveniyorum. O’na sığınıyorum. O’na teslim olmuşum.”
“Allah’a ait’iz ve O’na döneceğiz”
İşte! Size “Müslüman’ım” demek…
Müslüman’ım demekle, ifade edileceklerin hülasası…
…
Müslümanlığın dayandığı ana yapı imandır.
İman, tek başına bir aksiyondur!
Öyle bir aksiyondur ki, onda atalet ve durağanlık olmaz!
İman, hareket kodlarını kendi içinde taşımaktadır!
İnzal olmuş Vahiy, bu hareket kodlarının ana mekanizmasını oluşturur.
Dolayısıyla, nerede, ne şekilde, ne yapacağını çok iyi bilir, imanın sahibi...
İman, sahibinin bizatihi kendisisinde “dinamizm” vardır!
Dinamizmin olmadığı yerde; iman, ya yoktur, ya da çok zayıftır!
Bu dinamik yapıyı, taşıyana “Müslüman” denir.
Müslüman’ım demek, bu dinamizme sahip olduğunu iddia etmektir!
Bu öyle ciddi bir İddiadır ki; kişinin ebedi olan “Ahiret hayatını” böyle, bir tek ifade ile anında Cehennemden Cennete çevirebilecek inkılâpçı bir iddia!
Kovulduğu “Cennet Yurduna” yeniden dönüş yapan dedemiz, Hz. Âdem in iddiasıdır bu…
Bu iddia bütün peygamberlerin ve dolayısı ile “her peygamber ümmetinin” iddiasıdır!
“ Hepiniz orada inin! dedik.
Yalnız, size benden bir Hidayet geliverir ve kimler, O Hidayete uyarsa; onlar için, hiç bir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaktır.” (2/38)
Ferman-ı İlahisine uyup gereğini yaparak , “tekrar asli yurda dönme” kararının verildiği dehşet bir iddiadır bu!
…
Müslüman’ım demekle, bu karar veriliyor demektir!
Evet! “ Müslüman’ım” demekle mesele başlıyor ama bitmiyor!
Öyle diyor Rabbü’l Âlemin;
“Hemen Cennete girivereceğinizi mi sandınız, sizden öncekilerin başına gelenler, sizinde başınıza gelmeden …” (2/214)
Resulü Zişan, “…Sizden önce aynı safta duranlar, neler çekti bilir misiniz? Onların etleri demir taraklarla taranıyor, vücutları testerelerle ikiye bölünüyor da, onlar yinede dinlerinden vazgeçmiyorlardı!”
Âlim ve Hâkim olan Âlemlerin Rabbinin tanzim ettiği “İlahi Nizamdan” , hemencecik vazgeçebiliyoruz, zorba dayatmaların karşısında!
Vazgeçiyoruz da, yine de iddiamız kalmış gibi, iddia ediyoruz!
Vazgeçmemektir bu iddia, Hâkimler Hâkimi’nin hayatımız için tanzim ettiği İlahi nizamın
hayatımızı nurlandırmasından..
Bu iddia, “Sırate’l Müstakim” üzerinde, her türlü zorluk ve sıkıntıya göğüs gererek kulluğa talip olmaktır.
Bu kulluk mücahedesi, dünyevi her türlü, konforu, refahı, safahatı elinin tersi ile itebilmektir.
Bu iddia, maldan, makamdan, evlad-ı iyaldan geçebilmek; her türlü sıkıntıya ve eziyete pervasızca talip olabilmektir.
Sonuç olarak, bu iddia; kulluk mücadelesinin zirvesine ulaşmak, yanı Cennet karşılığı canı Rabbe sunmaktır.
…
Rabbim, iddiamızda bizi samimi kılsın; kâfirlere, zalimlere, fasıklara
münafıklara, Şeytanın hilelerine, nefsin emirlerine, dünyanın oyalanmalarına
karşı ayaklarımızı sabit kılsın ve bunlara karşı yardımcımız olsun…
Rabbim, Mahşer Sabahına ak bir yüzle çıkabilmeyi, Müslümanlık iddiasını o güne taşıyabilmeyi, nasip eylesin.
Bizleri, bir an için da olsa; nefsimizle baş başa bırakmasın.
Her şart altında, yar ve yardımcımız olsun.
…