
“Kürtlerin temsil edilmesi için hükümetlerce şimdiye kadar hiçbir şey yapılmamıştır. Kürtler uyanmış, milliyet hisleri tahrik edilmiştir. Yukarıdan beri arzına çalıştığımız gibi, yabancı memleketlerde milliyet davalarını sürdürmek ve tahakkuk ettirmek için teşkilatlanmış bulunmaktadırlar.”
Giderek öfkeleniyor alıntıladığım yazar. “Devlet nerede? Hoop, devlet nerede?” diye bağırıyor adeta.
“Biz hâlâ Türk - Kürt diye bir şey yoktur, bu topraklarda herkes Türk’tür deyip duralım. Realite ve hadiseler bizim bu devekuşu siyasetimizi red ve tekzip etmektedir.”
Ve yazar, “her şeye rağmen”, diyor, “biz Kürtleri kazanmak için yıllardan beri düşündüklerimizi arzetmeyi vazife sayıyoruz.” Ve sıralıyor: Doğu Enstitüsü kurulmalı, devletin bir temsil siyaseti olmalı, validen jandarma çavuşuna kadar en seçkin memurlar bölgeye gönderilmeli, Başbakanlığa bağlı bir Doğu Bölgesi Halk Terbiyesi Umum Müdürlüğü kurulmalı, her tür altyapı tesisi esirgenmeden kurulmalı ve yapılmalı, o sıralarda yeni açılmış olan Diyarbakır Radyosu iyi çalışmalı, Doğu iktisaden kalkındırılmalı, Doğulunun karnı doyurulmalı, filan.
Sonuç olarak, diyor yazar, “Doğu bölgesi Türk yurdunun bölünmez bir parçasıdır. Burada yaşayan halkın, memleketin başka yerlerinde yaşayan vatandaşlarla her bakımdan eşit haklara sahip olduğunu fiilen göstermek icap etmektedir.”
Kim bu yazar? Tahmin etmek ister misiniz?
Broşürün giriş paragrafını verirsem bir ipucu olabilir:
“Son yıllarda memleketin bütünlüğü uğrunda çok büyük önem kazanan Doğu meseleleri üzerinde yüksek, seçkin bir topluluğa maruzatta bulunmak şerefini bana bahşeden Harb Akademileri’nin çok sayın komutanı Doğan Paşa Hazretleri’ne minnettarlığımı arzeylerim.”
Broşür, Harb Akademileri Komutanlığı yayınlarından, “Doğuda Kürt Meselesi”. Yazar ise Em. J. Alb. Nazmi Sevgen.
Broşürün tarihi 1970.
Birkaç şey ilgimi çekti.
Birincisi, ortada PKK filan yok, PKK’nin kurulmasına daha 15 yıl var. Ama Em. J. Alb. Sevgen, Harb Akademileri’nde seçkin bir topluluğa “çok büyük önem kazanan” Doğu meselesi hakkında bir konferans veriyor.
Demek ki, sorun PKK değil, silah değil, şiddet, terör filan değil. Sorun zaten varmış. Ve zaten sorun olduğu için silah, şiddet filan çıkmış ortaya.
Demek ki, mesele silah ve şiddet değil. Çok daha eski, çok daha köklü bir sorun var. Silahtan ve şiddetten kurtulmak için, önce bu eski ve köklü sorunu çözmek gerek.
İkincisi, Em. J. Alb. Sevgen bazı açılardan son derece gerçekçi. “Kürtlerin temsil edilmesi için hükümetlerce şimdiye kadar hiçbir şey yapılmamıştır” diyebiliyor, “Realite ve hadiseler bizim bu devekuşu siyasetimizi red ve tekzip etmektedir” diyebiliyor, Kürtlerin “her bakımdan eşit haklara sahip olduğunu fiilen göstermek icap etmektedir” diyor.
“Ulan”, diye düşünüyor insan, “madem bunları biliyordunuz, madem bu bildiklerinizi Harb Akademileri’ne yayınlattıracak kadar iyi biliyordunuz, ne diye kırk yıldır bu kadar kan döktünüz, binlerce köyü yakıp yıktınız, on binlerce cinayet işlediniz, 40.000 kişinin ölümüne sebep oldunuz?”
Ve ne diye kırk yıl önce bildiğinizi hâlâ bugün uygulamıyorsunuz?
İlginç bulduğum üçüncü konu da, Kürtlerin niye hâlâ bugün eşit vatandaş olmamalarının ipuçlarının broşürde mevcut olması.
Ne diyor Em. J. Alb. Sevgen? “Doğu bölgesi Türk yurdunun bölünmez bir parçasıdır.” Peki, o zaman Kürtler ne? Madem burası “Türk yurdu”, Kürtler misafir mi? Kiracı mı? Turist mi?
Sorun bu işte. Burasının “Türk yurdu” değil, burada yaşayan tüm eşit vatandaşların yurdu olduğu kabul edilene kadar, bu sorun çözülmez. İlgililerin dikkatine.
Ben albayın broşürünü okurken, nüfusu tümüyle Kürt olan Urfa Suruç AK Parti yöneticileri aradı. Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın kapalı olmasından yakındılar. Suruç halkının sınırın hemen öte yanında Suriye’deki akrabalarını ziyaret etmek için çektikleri eziyetten ve sınırın kapalı olmasının Suruç ekonomisini öldürdüğünden söz ettiler.
Bir zaman önce beni bir konuşma yapmaya davet etmişlerdi. Suruç’un BDP’li belediye başkanı hapisteyken, orada hükümet partisinin bir etkinliğine katılmayacağımı anlatmıştım.
Mürşitpınar Sınır Kapısı’nı gündeme getirerek Suruç AK Parti yöneticilerine borcumu ödemiş olayım. Bu da ilgililerin dikkatine.