Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Devrimi kaçıran Mısırlılar....
Mısırlı Yasmeen ile Hassan, Mübarek'in düştüğü gece İstanbul'daydılar.
16 Şubat 2011 Çarşamba Saat 13:02

Mısırlı Yasmeen ile Hassan, Mübarek'in düştüğü gece İstanbul'daydılar. Tahrir Meydanı'nda gördüklerini, polise karşı nasıl örgütlendiklerini, devrim ruhunun nasıl oluştuğunu ve Mısır'da hayal ettikleri yeni hayatı anlattılar....



5 Şubat’ta, Kahire’den İstanbul’a gelirken tanışıyor Hassan ve Yasmeen. İkisi de üniversite öğrencisi. 23 yaşındaki Hassan, orta halli bir ailenin dört çocuğundan biri, 15 yaşından beri de çalışıyor. Doğduğundan beri terk etmemiş Kahire’yi. O gün hayatında ilk kez uçağa binecek, Mısır’da geçimini sağlayamadığı için İstanbul’da tercümanlık yapan ağabeyini ziyaret etmeye gelecek.
Ama aklı hâlâ son iki haftadır yaşadıklarında. Polisin şehirden çekildiği, ordunun da halkı savunmada yetersiz kaldığı beş gün boyunca Hassan, silahlanarak mahalleleri koruyan gruplardan birinin başındaymış. Bir arkadaşları öldürülmüş, diğerini de çatıda barikat kurmuş polisler, gözlerinin önünde bacağından vurmuş. “Bavulumu havaalanında bırakıp Tahrir Meydanı’na dönmek istiyordum” diyor. Ama İstanbul’daki ağabeyi haftalardır ağlıyor telefonda, kardeşine ihtiyacı var. Sözler verilmiş bir kere, biletlerin parası ödenmiş. Gitmemenin imkânı yok.
25 yaşındaki Yasmeen ise Amerika’nın saygın okullarından Chicago Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler doktorası yapıyor. Babası Mısırlı, annesi Amerikalı olan genç kadın, çocukluğundan beri Mısır’a gidip gelmeye alışık. Arapçasını kuvvetlendirmek için doktorasına ara vererek haziran ayında Kahire’ye yerleşiyor. Tahrir Meydanı’nda, okuluna ve metroya çok yakın bir ev kiralıyor. 25 Ocak’ta olaylar başladığında, New Jersey’deki anne ve baba, televizyona yapışmış, yürekleri hop hop atarak takip ediyor meydanda olup bitenleri. “Ben devrimin kalbinde yatan meydanda olmaktan çok mutluydum” diyor Yasmeen gülerek, “Ama ailem kalp krizi geçiriyordu.”

Kahire’den kaçış
Ailesinden gelen baskılara rağmen 10 gün terk etmiyor şehri. Bir hafta içinde, dil okulundaki yabancı öğrencilerin çoğu ülkelerine kaçıyor. Apartmanındaki Amerikalı arkadaşları, meydandan çıkmaya çalışırken boğazlarına silah dayanınca Yasmeen artık Tahrir’de kalmanın gerçekten tehlikeli olduğuna ikna oluyor. Sokaklarda yürüyüşlere katılan, yanından kamerasını ayırmayan Mısır âşığı Yasmeen, 5 Şubat’ta alelacele bavulunu topluyor ve daha dönme fikrine bile alışamadan uçakta buluveriyor kendisini. Bir haftalığına, olaylar yatışana kadar İstanbul’da, üniversiteden yakın bir arkadaşıyla kalmaya karar veriyor.
Hassan’la yolları, İstanbul Atatürk Havalimanı’nda kesişiyor. Tanışır tanışmaz İstanbul’da buluşmak için sözleşiyorlar. Hassan ağabeyinin Taksim’deki evine, Yasmeen de Moda’da oturan üniversite arkadaşına gidiyor.

‘Mübarek Cuma’ İstanbul’da
Devrim, tam bir hafta sonra İstanbul’da yakalıyor ikiliyi. O karışıklığın içinde hâlâ görüşememişler. Hassan, İstiklal Caddesi’nde Mısırlı bir arkadaşıyla turlarken annesinden gelen bir mesajla öğreniyor Mübarek’in çekip gittiğini. “Sokağın ortasında şarkılar söylemeye, dans etmeye başladık, insanların arasından deli gibi koşuyorduk” diye anlatıyor, “Kafayı yediğimizi düşündüler herhalde ama o an umurumuzda değildi hiçbir şey.”
Yasmeen ise bir arkadaşının evinde, internetten öğreniyor haberleri ve 10 dakika içinde Kahire’ye dönüş biletini satın alıyor. Ailesine kızgın. “Onların zoruyla İstanbul’a döndüm, resmen devrimi kaçırdım!” diyor sinirle. Aile bu sefer ses çıkaramıyor kızlarının dönüş kararına.
Sonra, Hassan’a bir telefon, “Haydi kutlayalım!” Gecenin sonunda ikilinin yolu evime düşüyor.
Yasmeen’in evinde kaldığı arkadaşı, benim de liseden arkadaşım.Ailesi İstanbul’a geldiği için yanıma gönderiyor Yasmeen’i. O da Hassan’ı getirmiş yanında. Sonra bir grup arkadaşım daha geliyor, 10 kişi oluveriyoruz birden.

Develer ve piramitler
Yasmeen’le Hassan, gecenin yıldızları. “Mısır, bu gece develer ve piramitlerden ibaret değil” diyor biri, gülüşüyoruz. En azından bu gece, bütün dünyanın gözleri Mısır’ın üstünde. Hassan ve Yasmeen, ilgiden memnun, sorularımızı yanıtlıyorlar. Zaten onların da konuşmak istediği başka bir şey yok.
Fotoğraf makineleri çıkıyor ortaya, sonra Facebook videolarını açıyorlar, cep telefonlarına gelen kutlama mesajlarını gösteriyorlar. Televizyon ekranlarından, gazetedeki fotoğraflardan hissedemediğimiz bir gerçeklik kazanıyor olaylar. Soru yağmuruna tutuyoruz ikisini de. Hassan’ın İngilizcesi kırık dökük, zor anlaşıyoruz ama Yasmeen’i çevirmen olarak kullanmayı bile unutuyor yaşadıklarını anlatırken.

Mahalleli silahlanıyor
Kahire’de 28 Ocak akşamı polis terk ediyor şehri ama başka bir forma bürünmüş olarak geri geliyor. Şehir, hapishanelerden çıkarılarak ellerine para ve silah verilen -ve kim bilir kendileri ne vahim koşullarda yaşamış- yağmacıların eline geçince halk silahlanıp mahallelerini korumaya geçiyor. Silah olarak ne buldularsa; bıçaklar, sopalar, o da yoksa çakı, metal parçaları. Kollarına tanınmak için beyaz kumaşlar bağlıyorlar. Hassan da bu gruplardan birinin liderliğini yapıyor. Ocak 29’dan 2 Şubat’a kadar, vardiyalar halinde çalışıyorlar mahalledeki diğer gençlerle. “Benim grubum gidince, Ahmet’in grubu geliyordu” diyor Hassan.
Ordu gelmeden önce de, gittikten sonra da onlar korumuş sokakları. “Kaç tane ara sokak var, ordunun nasıl gücü yeter ki buna?” diyor.
Peki, nasıldı devrimin bir parçası olmak? Yasmeen ilk kez 28’inde katılmış protestolara, yani ‘öfke günü’nde. “O gün çok koştuk, bol bol da göz yaşartıcı gaz yedik yüzümüze” diyor. Kefiyelerini yırtıp, sirke ve Pepsi ile ıslatıp ağızlarını kapatıyorlarmış bir parça olsun nefes alabilmek için. Aralarında kusanlar olmuş. Evdeyken de komşularıyla bütün gün El Cezire izliyormuş Yasmeen. “Bir an bile haberleri takip etmediğimiz olmuyordu” diyor.
Çok sevdiği ve daha önce iki kere geldiği İstanbul’da olmak, bu sefer ona çok garip gelmiş. “Mısır’da her an diken üstündeydik. Sürekli silah sesleri duyduğum bir yerden, insanların normal bir hayat sürdürdükleri bir yere gelmek çok tuhaftı” diyor. Ama Yasmeen, İstanbul’dayken de Mısır’daki gibi yaşamaya devam etmiş. “Durmadan haberleri takip ediyordum, rahatlamak mümkün değildi” diyor. Tek yaptığı turistik şey, Kapalıçarşı’ya gidip erkek arkadaşına bir hediye almak olmuş.
Sohbete dalıp gitmişken müziği unutmuşuz. Yasmeen, “Şu an yalnızca bunu dinleyebilirim” diyerek duruma el koyuyor ve Port Said doğumlu Mısırlı şarkıcı Amr Diab’dan bir şarkı çalıyor. Diab’ın keyifli ezgileri, herkesin yüzüne bir gülümseme yerleştiriyor.

Yeni Kahire’de hayat
Yasmeen, cumartesi sabahı ilk uçakla Kahire’ye dönüyor, uçağı yere indiğinde sevinçten gözyaşlarını tutamadığını anlatıyor son durumu özetlediği e-mail’inde. Dil programının şimdilik iptal edildiğini, günlerini sokaklarda insanlara yardım ederek ve fotoğraf çekerek geçirdiğini söylüyor. Hassan ise bir hafta daha İstanbul’da. “Burada tanıştığım tüm Mısırlılar şu an dönmek istiyor” diyor. Ağabeyi de birkaç ay içinde dönme kararı almış.
Yasmeen, devrimden istediklerini sıralıyor. “Olağanüstü hal kaldırılmalı. Mısır, 30 yıldır dağ kanunlarıyla yönetiliyor. Bence bu değişim sürecinde ordunun rol alması sorun değil ama seçim için bir tarih belirlemeli ve kesin hedefler koymalılar. Polisin de işkenceye acilen son vermesi lazım” diyor. Kafasında şüpheler var ama her şeye rağmen, yaşadıkları onu daha cesur bir insan yapmış. “Devrim mümkündür belki de. Artık daha iyimser bakıyorum dünyaya. Başarabileceğimize inanıyorum, belki de ilk kez” diyor.
Son birkaç gündür yavaş yavaş Kahire’ye dönmeye başlamış arkadaşları. “Dün komşularım da geri geldiler” diyor, “Aslında her şey değişti ama bir yandan da hiçbir şey değişmemiş gibi sanki. Dün akşam dışarıdan yine patlama sesleri geliyordu ve her seferinde korkudan yerimden zıplıyordum. Oda arkadaşım, gülümseyerek ‘Merak etme’ dedi, ‘Bu seferkiler havai fişek.’”
....

GoogleGoogle YahooYahoo FacebookFacebook DiggDigg Del.icio.usDel.icio.us
RedditReddit TwitterTwitter friendfeedfriendfeed myspacemyspace bloggerblogger
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş..