Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Devrimlerin Yasası
Fazlı Kayaduman
13 Şubat 2011 Pazar Saat 04:10

Devrimlerin, insanın sosyo-psikolojik yapısına dayalı yasaları vardır.
Devrimci bunu bilir.
Daha doğrusu, ancak bu bilince ulaşan devrimci olur.
En başta gelen, zamanlama faktörüdür.
Bu devrimcinin “olmazsa olmaz” olan temel bilincidir.
Zamanlama da en ufak bir hata, devrimcinin imhasına sebebiyet verebilecek, telafisi zor bir
durumdur.
Yapısı itibarı ile devrimlerin kanla ilintisi vardır!
Tarihte hiç kansız devrim olmamıştır. Ve olma ihtimali da yok gibidir.
Zira bu sosyolojik bir hakikat olup, işin değişmeyen temel doğasıdır.
Yani devrimcilerin bedel ödemesi şarttır.
Ödeyecek bedeliniz yoksa en iyisi oturduğunuz yerde oturmaya devam etmektir.
Devrimci başarılı olursa, vatan kurtaran bir kahraman; aksi durumda vatan haini bir isyancı
olarak anılır.
Ülkenin stratejik konumunu ve buna dayalı olarak, söz konusu ülkeniz üzerinde emelleri olan
ülkelerin emellerinin boyutlarını, yapısını ve ihtimal dâhili o ülkelerin size yönelik
yapabileceklerini bilme zorunluluğu, devrimci olarak diğer bir görevinizdir.
Ve önemli konulardan biri de, devrimin gündemini sizin belirliyor olmanızdır.
Gündemi siz belirleyeceksiniz, başkaları ardınızda koşuşturacak.
Şayet başkaları gündemi belirler, siz olayların arkasından koşuşturursanız.
Bu durumda siz kaybediyorsunuz demektir.
Devrimci demek, zalim sultalar karşısında; korkmamak, susmamak ve onları zulüm
yapabilme konumlarından alaşağı etmek demektir.
Bu durumda, gerçek devrimci Müslüman’dır.
Haksızlığın, fıskın, küfrün, şirkin ve zulmün olduğu yerde Müslüman, susmaz, susamaz!
Ağzında gevelemeye, Allah’ın Dini’ni zihinlerde iğdiş etmeğe kimsenin hakkı yoktur.
Müslüman, küfür saltanatını devirme ve yerine Allah’ın Nizamı’nı ikame etmekle görevlidir.
Bu görev O’nun için bir fantezi değildir. İnancının emrettiği “olmazsa olmaz” olan temel
görevidir.
Mümin’inin bu yolda mala cana minneti yoktur.
O, canını Cennet karşılığı Allah’a satmıştır.
“Şüphesiz Allah yolunda savaşıp, öldüren ve öldürülen Mü’minlerin canlarını ve mallarını
-Tevrat, İncil ve Kuran’da söz verilmiş bir hak olarak-Cennet karşılığında satın almıştır.
Verdiği sözü Allah’tan daha çok tutan kim olabilir? Öyleyse yaptığınız alışverişe sevinin.
Bu en büyük bahtiyarlıktır.”- (Tevbe:111)
Mü’min, bu bahtiyarlığı, bu mutluluğu kaçırmaz…
O, bu alışverişte, -her halükarda gidecek olan- faniyi vererek; yok olmayacak, ebedi olan
Cenneti satın alarak, en büyük bahtiyarlığa kavuşmuş olur.
Mü’min ahdinde durur!
Hele kendisi ile alışveriş yaptığı Allah ise..!
Ve bu bağlamdan hareketle, her mümin Şahadet hasretlisidir.
O,Şehid olmanın özlemi ile yaşayan ve bu aşk ile kavrulan insandır.
Onun görevi yeryüzü halifeliğidir; Yeryüzünü zülüm ve küfür kirinden temizlemektir.
O,emrine musahhar kılınmış yeryüzünde; Allah adına, Allah’ın mülkünde, Allah’ın
hükümlerini icra edecek olandır.
Bu O’nun tartışılmaz yeryüzü görevidir.

Konumuz Mısır ve Mısır’da ki İhvan-ı Müslim in’in devrim mücadelesidir.

Seksen Yıldır mücadele veren ve Dünyada ki bütün İslami çalışmalara, fikren veya fiilen
Önderlik yapmış olan İhvan-i Müslimin, bekleneni bir türlü verememektedir.
Hüsnü Firavunu gitti ama Müslümanların hâkimiyeti bir türlü tamamlanamıyor.
Batılı entrikacılar iş başında…
Mısır, yeniden kurtlar sofrasında…
Müslümanlar İhvandan, kararlı ve seri bir aktivite beklemektedir!

İran İslam İnkılâbını hatırlıyorum…
Rahmetlik Humeyni İran’a ayak basar basmaz, yer yerinde oynamıştı..!
Emir verdiği gün,
Kısa sürede, bütün karakollar, merkezler ele geçirilmiş; bütün valiler, bütün daire başkanları
atanmıştı. Devletin bütün kademelerinde hâkimiyet sağlanmış ve yabancı güçlerin
yapabileceği bir şey kalmamıştı. Ve Batı âlemi ile ABD şaşkındı!
Daha sonra ki entrikaları da kar etmedi…

Mısır Müslümanları, senelerdir bu zalimlerin tasallutu altındalar.
Görmedikleri işkence, yaşamadıkları zülüm kalmadı..!
Bu gün ayağa kalkma günüdür.
Bu gün seksen senelik faaliyetlerinin sonucunu alma günüdür.
Allah’a bir can burcumuz var ve onu da mutlak surette alacaktır.
Onu Allah’ın yolunun dışında heder etmenin anlamı var mıdır?
İnsan yapısı, dediğimiz şey nedir ki? Nihayeti bir laşedir!
Bu laşeyi ancak şahadetle nura çevirmeniz, bu yolda CENNET’E kanat açmanız mümkünken
ve fırsat kapıya dayanmışken, artık neyi beklemekteyiz...?
Rabbim zaferi takdir etmişse muzaffer, Şahadeti takdir etmişse de şehid olacaksınız…
Mü’min için zaten,“hayat iman ve cihad”’tan ibaret değil midir?
Mü’min için mağlubiyetin de, galibiyetin de imtihan arenasında rakik bir esprisi vardır;
“…(galibiyet) günlerini insanlar arasında dolandırıp duruyoruz ki, Allah’a gerçekten iman
etmiş olanlar ortaya çıksın. Ve sizlerden şehitler edinelim. Allah zalimleri sevmez.”(Al-i
İmran:140)
“Gevşemeyin, üzülmeyin eğer inanıyorsanız üstün gelecek olan mutlak sizsiniz”(Al-i
İmran:139)
Ve Allah canlarınızı mallarınızı cennet karşılığı satın aldığını söylemiyor mu?
O halde Mü’minler niye korksunlar?
Her şeyleri bu dünya hayatı olan ve geride hiçbir şeyleri olmayan,
Zalimler ve kâfirler korksunlar!
Verdiği sözü Allah’tan daha çok tutan kim olabilir?
O halde tereddüdümüz neye?

Ey şahadet sevdalıları,
Artık küçülsün gözünüzde dünya ve içindekileri…
Küçülsün despotların, zalimlerin güçleri…
Küçülsün Dünyanın, hegemonyacı zorba jandarmalık güçleri…
Küçülsün küçükler…
Rabbim zafer nasip etsin.
Yar ve yardımcısınız olsun, Kâinatın Sahibi.

Bu yazı toplam 1092 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş..
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI