
Resulü Ekrem, müşriklerle hicretin Beşinci yılında, Hudeybiye de bir barış imzaladı. Bu antlaşmanın maddeleri Müslümanların lehine değildi. Bir maddesi vardı ki, Ashabın ağır tepkisine sebebiyet veriyordu.
Sahih-i Müslim’in naklettiğine göre,
“Medine’den biri, Mekke’ye gider, Mekkelilere sığınırsa iade edilmeyecek. Ama Mekke’den biri Müslüman olur, Medine’ye gelirse iade edilecekti.”
Tam antlaşma yazılmak üzere iken; Müslüman olmuş Ebu Cendel çıkagelir. Müşriklerin temsilcisi Ebu Suheyl, Ebu Cendel’in antlaşma gereği iadesini ister.
Resulü Ekrem bu teklifi kabul etmez.!
Çünkü antlaşma henüz imzalanmamıştı. Buna karşılık Suheyl, “O halde, sulh yapmaktan vazgeçiyoruz.” der.
Resulü Ekrem, Ebu Cendel’in Hudeybiye’de kalmasını teklif eder.
Suheyl, bunu da kabul etmaz. Resulü Ekrem ısrar, Kureyş mürahhası’da inat eder. Antlaşma imzalanmadan bitmek üzeredir.
Nihayet Resulü Ekrem, kısa bir tefekkürden sonra antlaşmayı kabul eder. Ebu Cendel iade edilir.
Allh’ın Resulü Ebu Cendel’e bakarak der ki;
“Ebu Cendel! Sabret, tahammül et, Cenabı hak sana ve seninle bulunan mazlumlara kurtuluş yolunu gösterecektir...”
Ebu Cendel, kendisini götürenlerden bir şekilde kurtulur. Ve Şam yolunun üzerinde ki Zülmerve’ye yakın İss’e yerleşir. Mekke’de Müslüman olup, Medine’ye gitmek isteyenler Ebu Cendel’in gurubuna katılırlar. Ebu Cendel ve gurubu, bir gerilla teşkilatı halini alır ve
Şam’a giden Mekke kervanlarını vurur.
Antlaşma sırasında, Peygamberin karşısında söz konusu maddenin uygulamasında ısrarcı olan
Müşrikler, bu kez peygambere gelip bu maddenin antlaşmadan çıkarılması için ısrarcı olurlar. Ve söz konusu madde kaldırılır. Artık Müslüman olup Medine’ye gelmek isteyenlere, yol açılmış olur. Ebu Cendel ve ekibi de Medine’ye döner.
(Bu konuda, İhsan Süreyya Sırma hocanın ciddi çalışma ve yorumları var.)
Allah’ın Resulü, bu antlaşma ile Müşrikleri, Müslümanlarla zıtlaşma ve çatışma zemininin
Sosyo-psikolojik ortamında çıkaracak; akrabaları olan Müslümanlarla, bir barış ve sevgi ortamında irtibatlandırarak; İslam’ın güzelliğini, güzel yüzünün, Mekkelilerce görülmesini sağlayacaktı!
Ve öylede oldu. Ve sonuçta İnsanlar, fevç fevç Allah’ın Dinine girdiler.
Tarihi olay bu…
…
İslami cephede ki kimi yazar ve çizerler, Suriye de ki rejimin gitmesi durumunda; İran-Suriye
birlikteliğinin zedelenmesi ile İran’ın güvenlik açısında zor duruma düşeceği endişeleri ile Suriye Baas Rejiminin devamında yana bir tavır sergilemeye çalışmaktadırlar.
Her gün katliam yapan bu rejimi, savunmanın meşruluğu için olmadık kılıflar üretilmektedir. Bunlardan biri de Ebu Cendel Vakasının, Suriye’de ki mevcut, Baas Rejimi ile mukayese edilmesidir.
Mukayese şu;
Suriye diktatör rejimi, müşrik Mekkelilere; İran’ı Hz. Peygamber ve ashabına; Suriye’de katledilen Müslümanları’da Ebu Cendel’e benzetiyorlar.
Mukayese şöyle devam ediyor,
İran, Suriye’nin Baasçı yönetimi ile bir antlaşma yapmıştır. O halde, antlaşmaya sadık kalınmalı ve Suriye’de ki Yirmi Milyon Müslüman, diktatör Baas yönetiminin insafına terk edilmeli!
Çünkü, Ebu Cendel Vakasında ,Peygamber de Ebu Cendeli Mekkelilere teslim etmişti.!
Süriye’de ki Yirmi milyon Müslüman, artık kaderine küsmeli…
Ah ne güzel(!)
…
Allah aşkına, böyle bir yorumu, nerede öğrendi bu Zevat-ı Kiram? Çok merak ediyorum!
Çokbilmiş bu yazar-çizer gurubu, acaba kimsenin tespit edemediği, İslam hukukunda ki bu inceliği, hangi müctehidin istinbatında, ictihadında çıkardılar?
Hiçbir müfessir de, böyle bir yoruma en ufak bir meyil bulmazsınız.
İmam-ı Caferi Sadık dâhil, hiçbir Müctehid-i Kiram’ın içtihadında böyle bir şey yoktur. Olamaz! Çünkü böyle bir şey, Kur’an-ı Mübin’in ana ruhuna terstir!
…
Ebu Cendel Vakasının aslı ve hakikati şudur,
Her şeyden önce, Hudeybiye antlaşmasında, sürekli Allah’tan vahiy alan ve ona göre hareket eden bir peygamber var karşınızda!
Peygamber-i Zişan’ın her fiili yorumlara konu olamaz. Bazı fiilleri özeldir.
Allah(c.c), bazen Peygamberine gelecekle ilgili bilgiler sunar. Peygamber, o olayın akıbeti ile ilgili bilgiye sahip olur. Ve o olayın geleceğini görür ve ona göre tavır belirler. Ebu Cendel vakası da bunlardan biridir.
Olayın başına tekrar dönelim,
Peygamber(a.s), Ebu Cendel’i teslim etmeyince, Kureyş’in temsilcisi Ebu Suheyl de, antlaşmayı bitirir.
Ve peygamber cephesinden, yeni gelişmeler olur. Allah’ın Resulü, antlaşmayı kabul eder. Ama Resulü Ekrem’in geleceği tanımlayan ifadeleri var. Ebu Cendel’e seslenişine dikkat edin!
Diyor ki,
“Ebu Cendel! Sabret, tahammül et! Cenab-ı Hak sana ve seninle bulunan mazlumlara kurtuluş yolunu gösterecektir…”
Halbu ki karşısında sadece “Ebu Cendel” var! “…sana ve seninle bulunan mazlumlara kurtuluş yolunu gösterecektir.” İfadesinde, hem bir ekipten bahsediyor ve hem de sonucu söylüyor.
Bu ifadeler, Hz. Peygamberin, “olayın geleceği ile ilgili bilgiye sahibi olduğunu” gösteriyor.
Ve olay, peygamberin anlattığı şekilde cereyan ediyor.
Ebu Cendel, Müşriklerin elinden bir şekilde kurtuluyor. Ve malum bölgeye gidiyor. Yanına gelen ekiple, Müşriklere karşı bir mücadele vererek, kurtuluş noktasına ulaşıyorlar...
Olayın aslı, hakikati budur.
…
Suriye Baas rejimini bu şekilde, Ebu Cendel vakası ile ilişkilendirenlere gelince,
Şimdi, Kuran-i Perspektifinin zıddı istikametinde olan, böyle bir mukayeseyi böyle bir yorumu yapıyorsunuz…
Tamam, size göre gayet normal gelebilir!
Ama yarın Suriye toprakları üzerinde, yeni bir “İslami Devletin” kurulduğunu farz edelim. Sizin, onlar hakkında yaptığınız mukayeseli yorumu, onların da yaptığını düşünelim!
Öyle ya!
Gittiler İsrail ile antlaştılar. Ve sizin dediğinizi dediler!
“Biz, bir İslam Devleti olarak Hz. Peygamberin ve Ashabının konumundayız. İslam düşmanı da olsa, bu devletle bir antlaşma yapmışız. Bölgesel istikrar söz konusudur.
Filistin’e sahip çıkamayız. Filistin meselesi, İsrail’in kendi içişleridir.
Filistin, Hz. Peygamberin Hudeybiye antlaşmasında ki, Ebu Cendel konumundadır” dediler.
Tıpkı sizin dediğiniz gibi…
O zaman ne diyebileceksiniz?
Sizin yaptığınız yorumun aynısını onlarda yaptı.
Böyle bir yorum yapıyorsunuz ya!
Yorum ve mukayeseler, sizin tekelinizde değil ki?
Niye başkası da yapmasın?
…
Veya
Gidip ABD ile bir saldırmazlık antlaşması imzaladılar. Ve sizin dediğinizi dediler.
“Biz, bir İslam Devleti olarak Hz. Peygamberin konumundayız. İran, Hudeybiye Antlaşmasında ki Ebu Cendel konumundadır. ABD, İran’a saldırırsa, yapacağımız bir şey yoktur. Bizler, antlaşmamız gereği ABD’nin yanında olmak durumundayız.”
dediler.
Öyle saçma şey mi olur? dediğinizi işitir gibiyim.
Evet, bende aynen, “Öyle saçma sapan şey olmaz”’ı
Ama şimdiden söylüyorum.
…
Batının, “kendi vesayetleri altında olan bir Suriye”yi iştahla tahayyül ettiklerini biliyorum.
İnşallah, bu hayalleri kursaklarında kalacaktır. Bu kardeşlerimiz zafere gideceklerdir.
Her hoşuna gitmeyen hareketi de, “Amerikan oyunu” ile yaftalama gayretlerine de artık kulak asmıyorum.
Bize düşen yardım etmek, asgaride duaları ile destek vermektir!
Suriye’de ki İhvan-ı Müslim’in, “İran’da ki İslami inkılâbın oluşumu” sırasında olduğu gibi, ciddi boyutta bir örgütleme yapısına sahip olmadığı da, doğru olabilir. Bu, artık onların becerilerine bağlı bir olaydır.
Ama tüm bunlar, bu kardeşlerimizi zalim Baas yönetiminin zulmüne terk etmemiz gerekeceği,
Veya o kardeşlerimizi katleden zalim Baas yönetimine sıcak bakmamız gerekeceği sonucunu vermez.!
Evet, Mümin öngörülüdür.
Mü’min, Nurunu Allah’tan aldığı bir ferasetle, olayları tahkik eder. Bu ferasetle karar verir. Ama pragmatist değildir. Öngörüsü, mutlak bir pragmatist mantık çerçevesinde gelişmez.
Mü’min, vahye göre yolunu çizer ve Âlemlerin Rabbine tevekkül eder.
Sonuçta her şey O’nun takdiri ile cereyan eder.
…
Bu gün, Suriye’de bir vahşet sergileniyor!
Öyle bir vahşet ki, bu vahşetten dolayı Müslümanlar şehitlerini gömemiyor!
Kalbinde iman taşıyan hiç kimse, bu vahşet karşısında sessiz kalamaz!
Tanklar altında parçalanan onlarca Müslüman!
Suriyeli kardeşimin parçaları, zalimlerin tankları arasında!
Bu onların, sonlarının resmi olacaktır İnşallah…
…
Birileri, aklının estiği gibi, belli senaryolara kendini kaptırmış olabilir.
Senaryosu zalimi savunur noktada ise; buna, İslami ve Nebevi yaşamı kalkan olarak kullanmasın!
Vahyin bakış açısı bellidir.
Bir insan olarak, hiçbir Müslüman diğer birinden üstün değildir.
Hiçbir Müslüman’ın kanı, diğer bir Müslüman’ın kinden daha ucuz da değildir!
Hiç biri diğerine feda edilemez…
Zulüm yapan, seninle aynı mezhebi paylaşıyorsa zulmüne devam edebilir, denebilir mi?
Olabilir mi, böyle bir şey?
Hayır! Zalim, hiç bir şart altında savunulamaz!
Zalim zalimdir. Zalimle aynı ırktan, aynı mezhepten, aynı dili kullanıyor olabilirsiniz ama bu, sonucu değiştirmez.
Zalim kardeşin de olsa, karşı çıkacaksın.
Mazlumun adresi sorulmadığı gibi, zalimin de kim olduğu sorulmaz!
Ha Bush, ha Zeynel Abidin- ha Esat, ha Şaron yok birbirlerinden farkı…
Hepsi zalim, hepsi kan içici, hepsi Müslüman katili…
Birinin diğerine tercih edilme durumu yoktur!
“Zulüm makinesi”, konumunda olan böyle bir rejimin gitmesi için, elinde geleni yapmak; bizim için, önce İslami sonra insani bir görevdir.
Başka şekilde düşünmek, başka tavırlar belirlemek hatadır, vebaldir!
…
Resulü Zişan-ı ihtiyarlatan Hud Süresinde ki, Rahmani uyarıyı, biraz olsun zihin melekelerimizden sorgulayalım ve Allah aşkına anlamaya çalışalım…!!!
“Sakın!
Zulmedenlere meyletmeyesiniz, sonra size ateş dokunur!”
Ve uyarıyı, başka bir uyarı ile tamamlayan Ayetin diğer yarısında;
“Aslında sizin Allah’tan başka yardımcınız da yoktur.Sonra Ondan da yardım görmezsiniz!!!”
…
Rabbim Kur’ani bir feraset nasip etsin,
Müminlerin yar ve yardımcısı olsun.
Yorumlayan: |
mansur |
Tarih:20 Ağustos 2011 Cumartesi Saat 03:58 |
Allah razı olsun hocam.
"Zalim kardeşin de olsa, karşı çıkacaksın. Mazlumun adresi sorulmadığı gibi, zalimin de kim olduğu sorulmaz! Ha Bush, ha Zeynel Abidin- ha Esat, ha Şaron yok birbirlerinden farkı… Hepsi zalim, hepsi kan içici, hepsi Müslüman katili… Birinin diğerine tercih edilme durumu yoktur!" Allah razı olsun hocam! meseleyi çok iyi özetlemişsiniz. Biz müslümanız, ve bir müslüman mazlumlar arasında ayrım gözetmez. Hayata pragmatik gözlükle bakmaz. Suriye'deki müslüman ne kadar bizim kardeşimizse Bahreyndeki müslüman da o kadar kardeşimizdir. Afganistandaki mazlum ne kadar kardeşimizse libyadaki o kadar kardeşimizdir vesselam. |
||
Yorumlayan: |
Talebeniz |
Tarih:15 Ağustos 2011 Pazartesi Saat 15:13 |
adalet
Sayın hocam selam. Bugün Libya ,Tunus, Mısır'da hazır potansiyele sahip sünni camia ne yaptı , ellerinde malzeme ve potansiyel olmasına rağmen ellerini taşın altına koymaktan hızla çekindiler ,uzak duruyorlar, eğer oraya ufaktan bir destek verseydi bu öşe bucak saklanan sünni din adamları adım gibi eminim "İran şiicilik yapıyor ,şii hilali....vs fitneler yaymyacak mıydı?Adım gibi eminim bundan ....Hele Bahreyn'de olan bitene bihaber olanlar ,saudilerin askerlerini resmen oraya gönderip halka zulüm yapması,bunu da bırakın Libya'da hergün onlarca insan katledilirken ,birkaç gün önce 85 kadın ve çocuğun NATO tarafından katledimesi bunun Türkiye'deki ortalığı velveleye veren mezhep kindarlarınının gündemine gelmemesi ise durumu izah ediyor,ki şu ana kadar Libya'da 20000 insanın katledildiği söyleniyor.Bunlar insan değil mi ,hakları aranmaya değer değil mi Suriye konusu ise muamma!Hele hele amerika ,avrupa,israil,saudi'nin birlik olduğu yerden şüphelenmemek ise daha vahimdir. |
||