Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Şefaat ya Adüvullah…!
Nureddin Şirin
nureddin{x}velfecr.com Dikkat! E-mail için {x} yerine @ işaretini yazınız.
01 Mayıs 2012 Salı Saat 14:28

Kardeşler, dostlar, böyle bir başlık altında yazı yazmış olmamıza şaşıracaklardır kuşkusuz. O kadar insan şaşırttıktan sonra varsın bir kez de bir şaşırtmış olalım…

Kur’an’ın temel kavramlarından biri olan “şefaat” kavramı, nasıl olur da, “adüvullah” yani “Allah’ın düşmanı” deyimi ile yan yana gelebiliyor.

Doğrusu bunu benden önce, “şefaat” kavramı üzerine yıllarca konuşup tartıştıktan sonra, Allah düşmanlarının kapısına gidip “şefaat” dilenenlere sormak lazım…

“Kur’an dersleri” adı altında kaç kez işlendi bu konu, bunu sayabilecek, bilebilecek konumda değilim. Ama bildiğim bir konu var ki, o da bu kavramın çokça bahis konusu edildiğidir.

Cezaevi döneminde bu bahse biz de bir şekilde katılmıştık, dolayısıyla uzunca geçen vakitlerimizden bu konu üzerine bir etüd yapma fırsatı da bulmuştuk.

Burada, Kur’an’da geçen “şefaat” kavramının üzerinde ilmi bir mütalaa yapma durumunda değilim, buna kifayetimiz de yok zaten. Ama, güncelliğimizin içinde bu kavramın belirgin bir şekilde önümüze çıkmasından dolayı, birkaç söz etme ihtiyacını hissediyorum.

Kur’ani kavram olan “şefaat” genel olarak, mahşer gününde, müminlerin Hz. Peygamber’den “şefaat” dilemesi noktasında anlaşılır. Halbuki bu kavramın geçtiği ilgili ayetlere baktığımızda, aynı zamanda dünya hayatı içinde söz konusu edildiğini, yani bu kavramın uhrevi yanının olmasının yanı sıra, dünyevi bir yanının da bulunduğunu görüyoruz..

Onun için önce dünya hayatı içinde şefaat kavramının Kur’an’da nasıl geçtiğine bir bakalım:

“O’ndan başka tanrılar mı edineyim ben? Eğer Rahman bana bir zorluk / zarar dilerse onların şefaati benden hiçbir şeyi savamaz; beni kurtaramazlar” (Yasin 23)

“Kim, güzel bir aracılıkla aracılıkta (şefaatte) bulunursa, ondan kendisine bir hisse vardır; kim kötü bir aracılıkla aracılıkta bulunursa, ondan da kendisine bir pay vardır. Allah her şeyin üzerinde koruyucudur.” (Nisa 85)

Bu iki ayetten açıkça anlıyoruz ki, “şefaat” kavramı, burada dünyevi anlamda “yardımcı olmak” “zorluktan çıkarmak” “aracı olmak” gibi anlamlara gelmektedir.

Dolayısıyla, bir kişi, içine düştüğü zorluktan çıkmak için birisinden, bir yerden yardım istediğinde, bu “şefaat” kavramı ile ifade edilir.

Niçin “şefaat” kavramına dikkat çekmek istedik?

Birileri bir taraftan, “Allah’tan başkasından şefaat istenmez” derken, Hz. Peygamberin veya salih kulların şefaat etmeyeceğini/edemeyeceğini söylerken, diğer yandan Firavun ve Nemrud’ların kapısında “şefaat” dileğiyle gitmesi de ne oluyor?

Zorluktan, darlıktan çıkmak için Amerika’nın, İngiltere’nin, Fransa’nın kapısından “şefaat” dileyenlerin, yardımcı ve aracı olması için NATO’yu “şefaatçi” görenlerin, Peygamberin veya salih kulların şefaat edemeyeceğini söylemesi, Kur’an derslerinin ve fehminin ne anlama geldiğini gösteriyor olsa gerek!

Acaba burada, “bizim kastımız dünyevi olan şefaat değil, uhrevi olan şefaattir” diyecek olurlarsa, biz de deriz ki, "dünyevi olan şefaat sizde kalsın, bize uhrevi olanını bırakın..!"

1988 yılında hacca gitmiştik; gidişimizin asıl nedeni ise, "Müşrikler’den Beraet yürüyüşleri"ni devam ettirmekti.

Mekke’de, Avrupa’dan gelen bir grup kardeşlerimizle birlikte oturup “Amerika” “Rusya” ve “İsrail”e karşı dövizler yazmak, pankartlar asmak ve sloganlar atmak üzere planlar yapmış, görev dağılımı ile ayrılmıştık.

Mescidu’l Haram etrafında İngilizce sloganlar yazılı pulları atmıştık. Daha sonra, Almanya’dan gelen bir grup kardeşimizin evlerinin tespit edilerek Suud rejim güçlerince tutuklandıklarını, ağır işkenceler gördüklerini öğrenmiştik.

Bu kardeşlerimiz kendilerine özel ev tutmuşlardı, ben ise Türkiye diyanet kafilesi ile gittiğim ve diyanetin tahsis ettiği ev yerine diğer Türkiyeli kardeşlerimizin evlerinde kaldığım için, ev baskınlarından kurtulmuş, daha sonra Medine-i Münevvere’de tek başıma Baki Kabristanı’na gitmiştim.

Hz. Fatıma’nın kabrinin yanı başında oturup dua ediyordum. Ancak etrafta elleri joplu Suud askerlerinin “Yallah, haram! Haram!” diye bağırışları da kulaklarımızda çınlıyordu.

O sırada Pakistanlı bir kardeşimiz Hz. Fatıma’nın kabrinin başına gelip gizlice çıkardığı esans şişeşini kabrin üzerine döktü. Hz. Fatıma’nın kabri üzerine gül soyu dökmek gibi bir “bidat” “haram” “şirk” suçunu işlemiş olmanın endişesi ile etraftaki Suud polislerinin kendisine müdahale edebileceği kaygısını da hissettiriyordu…

Ben de o sırada bir bu kardeşimize, bir de Suud güçlerine baktım; bu kardeşimizin derdi neydi, onların ise derdi neydi?

Suud şeriat devletinin güvenlik güçleri, ellerindeki tahta jopu, o Pakistanlının başında kırabilir, ya da tekme yumruk oradan uzaklaştırabilirdi…

Niçin?

Hz. Resulüllah’ın “canımın parçası” dediği Hz. Fatıma’ya olan muhabbetini bu şekilde yansıttığı için..! "Meveddet" ayetiyle hürmet ve muhabbeti vacib kılınana yüreğinin derinlerinden sevgsini izhar ettiği için..!

Olmaya ki bir de el süresin bu kabrin üzerine..! Belki o zaman kurşunlar boşanır anlına veya göğsüne…

Suud’un Emevi İslamı böyle buyuruyor çünkü…

Fatıma’nın kapısına gidersen, kaburgalarını kırarlar, başını da… Ateşin içinde de bulursun belki kendini…

Yeşil Saray’ların kapıkulu mollaları yüksek yerlerden fetvalar yağdırdıktan sonra, yaklaşmamalısın o kapıya… Suud Şeriatı’nın muhafızları yakarlar canını…

Niçin?

“Haram” ve “şirk” olduğu için…

Peki gidip İngiliz prenseslerinin önünde eğilip diz çökersen, kraliçelerin boynuna gerdanlık, ABD başkanlarının boynuna madalya takarsan, kimse kalkıp buna ne “haram” der, ne de “şirk”… Kimse “hadimu’l Haremeyn” hazretlerine soru sormaz, sorgulamaz, onu suçlamaz….

Fatıma’nın kapısına çökersen vururlar boynunu, ama Beyazsaray’ın eşiklerinde çökersen dua da alırsın, övgü de…

Boşuna demezler “hafezehullah”…

Fazla uzatmaya gerek yok…

Siz peygamberden şefaat dilemeyi bırakın da, Amerika, İngiltere, Fransa’dan şefaat dilemeye bakın en iyisi…

Fatıma’nın kapısına yaklaşmak yerine, Beyaz Saray eşiklerine yüz sürün…

Çünkü gün “Şefaat Ya Resulüllah” deme günü değil, “Şefaat Ya Adüvullah”"Sana sığındık ey Amerika","kapına geldik ey NATO" deme günüdür…

Fatıma’nın kapısına gitmeyin sakın, o kapıyı kırabilirsiniz de, Beyazsaray’ın ışıltıları altında raks etmeye bakın…

Görün o zaman, ne kapılar açılacak yüzünüze…

Görün o zaman, ne nimetler konulacak önünüze…

Görün o zaman, bu dünya ne kadar de lezzetliymiş…

Görün o zaman, Beyaz Saray’ın efendileri ne bereketli şefaatçiymiş…

O din, sizin olsun….

Sallallahu aleyki yâ Fatemete'z Zehra, Yâ binte Muhammed, yâ qurrate ayni'r resul..!

Baki Kabristanı’nda üzerine gül suyu dökmenin suç olduğu bu dünyada, Beyaz Saray’ların direklerini yıkacak, firavun ve nemrudların düzenlerini dağıtacak oğulların var senin…!

And olsun Allah'a! Seni kabrinde mazlum edenlere, oğullarını mazlum etmesine müsaade etmeyeceğiz…

Ne kadar azarlarsa azsınlar, ne kadar saldırırlarsa saldırsınlar! Kirli, hain ve kalleş tuzaklarını başlarına geçireceğiz…

Kimsenin hiç kuşkusu olmasın; Yeşil sarayların haramzade çocukları, Beyaz Saray'lara kul-köle olsa da, Fatıma evinin çocukları menziline varacaktır...

Sinesi gam dolu esir Zeyneb'in Şam sarayında dediği gibi:

"Ey Yezid! Adımızı asla silemeyeceksin..!"

Bu yazı toplam 4305 defa okundu.
Yorumlayan:
hüseyin tugay
Tarih:06 Mayıs 2012 Pazar Saat 08:47
yüregine sağlık
Abi çok güzel bir yazı. Allah razı olsun, yüreğine sağlık
Yorumlayan:
hasan mensur
Tarih:03 Mayıs 2012 Perşembe Saat 10:51
esadın hüseyni kıyamı?
sa şekilde eleştriy yapmazdın baba esadın 1982 de 30 yıl evel hama katliamı bilmeyen yok esad ailesinin kirli bir geçmişi var 30 ila 40 bin arası müslüman kardeşlerden şehid yaralı hesabı bilinmiyordu bir halk yok edildi islami teşkilata bağlı olanlar hakında idam cezası hayat hakı müslümanlara tanınmiyordu tüm müslüman kardeşler teşkilatına bağlı olanlar yurt dışına kaçtı geri kalan zalim esadın zindanlarında kimi öldü kimi halen zindanda oğul esada gelince aynen baba esad yolunu takib ediyor müslümanlarla diyaloğ ve demokra bir ortam oluşturma gerekirken malesef ülüm makineleri kendi halkına çevirip katliamı tercih eti buna iran rusya çin ırak katliamı durduracaklarına destek verdiler bu nazlum mağdur insanların kanı akarken çoluk çocuk ihtiyar bayan demeden ağır bombardumana tabi tutarken kanları yerde akarken hiçmi vijdanlar sızlamadı uzun süre silaha baş vurulmadı ve her taraf kan gülüne dününce ordudan ayrılan askerler ve halk silaha başvurdu halkı korumak içın selam ve dua ile
Yorumlayan:
muhsin ece
Tarih:02 Mayıs 2012 Çarşamba Saat 20:29
sırtlanlara karşı ,ülke savunması !
sayın hasan mensur, 1.5 sene evvel suriyede böyle bir cinayet,sürgün yoktuda ,bu gün nasıl oluştu acaba?! bunu oluşturanlar kimler? bunu neden sorgulamıyoruz?sekiz senedir suriyeyi yöneten eset,neden daha önce bu iddia ettiğiniz cürümleri işlemedide,birbuçuk yıldır başladı?!!esatın başında bulunduğu kadim ve çok stratejik islam beldesi ,sırtlanların saldırısına uğradı ! Resmen parçalamak için,türkiye,ırak,ürdün,lübnan sınırlarından ve denizden saldırılar başlattılar ve devam ediyor,ülkenin sınırları kalbura çevrildi,amerikan ın katil blackvatır güçlerinden tutunda,fransız kan içici lejyonerlere,siyonist israilin katliamcı teröristlerinden tutunda,feto ya bağlıözel timlere kadar ,aç kurtlar gibi suriye halkına ve askeri -polisine karşı yıpratma saldırılarını sürdürüyorlar!Amaçları,istikrarsızlığı artırıp,esatın kontrolü kaybetmesini sağlamaktır! Ardındanda ,libyayı ve ırakı böldükleri gibi,kendi aralarında bölmek!sonrası ise büyük israil!söyleyin esat ülkesini savunmasınmı?!
Yorumlayan:
hasan mensur
Tarih:02 Mayıs 2012 Çarşamba Saat 09:57
aduvullah şefaatı?
s nuretin bey efendi açıklayıcı mahiyete ki yazını okuyunca haklı bazı nedenler olduğu gibi haksızlık yaptığın bazı yünlerde var kanaatımca evet empreryalist göçlerden şefaat dilenmez suud hakkındaki eleştriler de doğru fakat olumsuz yünlerini unutmuşsun galiba hz fatime hepimizin sevdiği peygamber kızı şimdilik hz fatimanın babası ve kendisi kabirde başını kaldırsaydı ve şam ve suriye sınırları içınde zalim esadın bu mazlum mağdur islam ümmetinin yetimleri her gön vahşice üldürülüp kanları akarkençoluk çocuk ihtiyar yaşlı iç ve dışta 500 bine yakın insan muhacir olurken insanlar açlık sınırında iken müslümanların onlara sahip çıkılması gerekirken elini cebine koyup üç beş para yardımda bulunmazken şimdilik yarab müslümanım diyen kuların bize sırt çevirdi derlerse kıyamet gönünde yarab biz zalim esadın zulmu altında kıvranırken kıblene yünelen insanlar bize sırt çevirdiler derlerse nasıl allaha karşı bir cevap verebiliriz bunuda düşündünmü mazlumlara rahmet okudunmu onlara dua etinmi
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI