Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ehl-i Sünnet Fıkıhı’nın oluşumunda Emevi baskısı..?
Fazlı Kayaduman
10 Eylül 2010 Cuma Saat 23:40

Son günlerin moda lafı “Ehl-i Sünnet Fıkıhı, Emevilerin baskıcı tutumu altında, onların etkisi ile şekillendi..!”

     Futbol takımı tutucularının, takım değiştirdiği gibi mezhep değiştiren; kimi sözüm ona, eskiden radikal takınanların bazıları bu günlerde “şia” takılmaktadırlar..! Tabii ki her müslümanın gerekli incelemeyi yaptıktan sonra mezhep değiştirme hakkı vardır. Önce tabii olduğu mezhebin ve daha sonra geçmek istediği mezhebin usulünü, mezhebin dayandığı delilleri ve fıkhını inceler; bu inceleme sonucu kendinde mezhep değiştirme ilmi kanaati  hâsıl olur, kalbi de tatmin olur da  mezhep değiştirirse; bu kişiye saygı duyulur… Ama, bir iki, ne dedikleri belirsiz kitap okuyarak ve bazı hamasi konuşmaların etkisi ile mezhebini değiştiren kişi, her şeyden önce Dinini ve onun esaslarını ciddiye almıyor demektir..! Dinini ciddiye almayan birine diyecek lafımız yoktur..!

     Tecrübeler göstermiştir ki, bu tip kişilerin en son vardıkları nokta, genellikle “dinsizlik” çizgisi olmaktadır!  (Rabbim muhafaza etsin) Gelelim bunların moda lafına “Ehl-i sünnet fıkhı oluşurken;  Emevilerin baskıcı tutumu, O’nu olumsuz etkiledi mi?” Tabii ki “ hayır…”

Çamur at tutmazsa, belki izi kalır!” babından bir hezeyandır bu. Ama her halükarda bu iz bırakma çabalarına karşın, cevap vermek durumundayız;  

      Fıkıhın oluştuğu bu dönemde, fıkhın mimarları olan müctehit imamlar, sulta sahiplerinin  emelleri  doğrultusunda, Allah’ın dininden taviz vermek bir yana ; o zalim sultalara karşı, cephe açtılar; karşılarında dik durmasını bildiler..! İşte bunu incelemeye girmeden önce, İslam Âleminin “mezhepsel demografik yapı”sını öncelikle bilmemiz gerekecektir;

     Bu gün yeryüzünde yaşayan yaklaşık 1,6 milyar müslümanın, üçte ikisi Hanefi mezhebine tabi. Yani, bir buçuk milyar müslümanın bir milyar aşkını İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin mezhebinde.(1) Bütün Şia Âlemi’nin (ister kur’an’a ve sünnete  tabii olan, İmamiye ve Zeydiye olsun ve ister Kur’an’a ve sünnete tabi olmayan; Gulatiye, Fudaliye ve Rafıziye olsun, tüm kolları ile beraber)dünya Müslümanlarının nüfusuna oranı ancak % 9’ civarıdır. Tabileri bakımından %:67 ‘lik Hanefilerden sonra, %:10’la Şafiiler gelir, Maliki ve Hanbelîlerin oranı gayet düşük. Ehl-i Sünnetin diğer mezhepleri, Ebu Leys Semerkandi ve Süfyan-ı Sevri gibi mezhep sahiplerinin tabileri bu gün hiç yoktur.

Ehl-i  Sünnet’in  tarihi  seyrine gelince:

     Öncelikle şunu hatırdan çıkarmamak  gerekir ki, bu gün ehl-i sünnet dediğimiz kesim ile şia dediğimiz kesim ilk devirlerde zaten, ayrı değillerdi. İfrat tefrite kaçmadan, nebevi bir ifade ile “vasat” yolu takip eden o devir Müslümanlarının, o dönemde ki isimleri “Şia-i ula” idi. Şia-i Ula, Hz. Ali ‘nin Hilafetine yardım eder, Emevilere karşı  Ehl-i Beyt çizgisini savunur, Peygamberin Ashabını ve ilk üç halifeyi saygı ile anarlardı. Daha sonra; sahabeye dil uzatan ilk halifelere hakaret eden, muteasıp bazı gurupların “şia” diye anılmaları sebebiyle, söz konusu Ümmet-i Vasat, artık bu lakabı terk etmiş ve  Ehl-i Sünnet lakabını benimsemişlerdi. Sünnet ehli, yani “nebevi çizgiden ayrılmayan” manasıyla bu ifadeyi kullanmaya başladılar.(13) İlahi ve Nebevi çizgiden ödün vermeyen, her şeye rağmen bu çizgide kalmaya direnen Ehl-i sünnet, ifrata kaçan şia’dan ayrılmış ve farklı anılmaya başlanmıştı. Ama nihayetin de, karşılarındaki asıl güç Emevi sultalığı olageldi.

     Emevi  sultalığı, 91 yıl sonra tarih sahnesinden çok kanlı bir şekilde silindi. Emevileri yıkan Abbasiler, Emevileri bir soykırıma tabi tuttular. Küçük çocuklar bile katledildi. Sadece Şam’da Elli Bin insan öldürüldü. Emevi kabilesine ait insan kalmadı..! Emevi Saltanatı ile beraber Emevi taraftarlığı da, bir daha anılmamak üzere tarihe gömüldü. 

     Hamaseti elde bırakmayan şia, kendine “Ehl-i Beyt taraftarlığını” konum edinmek için  ve özellikle avam kitlesi, kendi dışındaki kesimleri, tarih, akıl ve mantık zemini olmayan  bu “yaftalama ile yaftalamaya” devam  etmektedirler. Bu konuları anlamakta belli bir ufuk bulabilmek için; özellikle  Ehl-i Sünnet ulamasının mücadelesini bilmekte ciddi faydalar var.(2) Öncelikle, Oranı bakımında, dünya Müslümanlarının “bel kemiği” konumunda olan Hanefi mezhebini ve Ebu Hanife’yi tanımamız gerekecek. 

Ebu Hanife

Yetmiş yıllık ömrünün 52 senesi Emeviler, 18 yılı Abbasiler döneminde geçer. Her iki dönemde de Ehl-i Beyti ve taraftarlarını savunur.

     Zeyd bin Ali Zeynel-Abidin’in çıkışını Hz peygamberin Bedir harbi’nin çıkışına benzetir; Bin dirhem para yardımı gönderir ve O’na biat eder.”Şayet halkın, onun atalarını aldattıkları gibi O’nu da aldatıp yarı yolda bırakmayacaklarını bilseydim, O’nunla beraber bende savaşırdım”.der.

     Ebu Hanife’nin Emevi Sultanlarına karşı net bir tavrı vardır! Emeviler, Ebu Hanife’ye başkadılık teklif ederler. Bununla ümmet nezdinde meşruluk ve destek ararlar. Ebu Hanife, bunu reddeder. Reddedince hapse atılıp, her gün kırbaçlanır. Cellât, “Bu adam kırbaçtan ölecek” diye Vali’ye gider. (Vali, kadılığı alacaksın diye yemin etmişti.) Vali, bizi yeminimizden kurtarsın deyince;  Ebu Hanife ”Vallahi şu caminin kapılarını bile saymamı istese, yinede saymayacağım” der. Hapishaneden çıkınca Mekke’ye gider. Bir müddet sonra Emevi devleti yıkılır. Yerine Ehl-i Beyt taraftarı olduğunu söyleyen Abbasiler gelir. İmam, başta memnun kalmıştır. Bu devletin ilk halifesine biat elini uzatır. Abbasiler, saltanatlarına karşı çıkan Ehl-i Beyt taraftarlarını takibe alıp, onlara zulmedince;  Ebu Hanife, hiç çekinmeden bunlara karşı da tavır alır. Ümmet nezdinde değer bulmuş Ebu Hanife, ders halkalarında, yapılan zulme karşı tavırlarını alenen sergiler! Bu durum, Abbasileri de harekete geçirir. Emevilerin yaptıklarını bunlarda yaparlar; Ebu Hanife ’ye  başkadılık teklif ederler, kabul etmeyince de hapse atarlar. Her gün zindandan çıkarılır ve on kamçı vurulurdu. O’na “kadılığı kabul et” denirdi. Kırbaçlanırken, o yavaşça “Allah’ım, kudretinle benden onların şerrini uzak kıl!” diye niyaz ederdi. Bundan bir süre sonra “şehitler kervanı” na katılarak dünyaya veda eder.(3) 

      Şimdi, ömrü boyunca Ehl-i Beyt taraftarlarını savunan; Her türlü “sulta ve zulüm otoriterlerine” karşı çıkan ve bu uğurda destansı bir mücadele veren ve zindanlarda işkence gören ve bu işkenceler altında ölüm darağacına gelen ve geldiği bu noktada bile “Vallahi şu caminin kapılarını saymamı isteseler  bile yine saymayacağım..!”diyebilecek ulvi bir metanet gösteren bu yüce imam, evet, İmam-ı Azam Ebu Hanife, Ehl-i sünnet fıkhının ana mimarıdır…

     Bunun oluşturduğu fıkıh mı Emevilerin etkisinde kaldı..?  Yazıklar olsun bunu diyebilene ..! 

Ebu Hanife hayatta iken hanifi fıkhı oluşmuş ve tamamlanmıştı. Üç talebesi de, üstatlarının yolunda gittiler… 

     “İmam-ı Muhammed, Harun-u Reşit’in kadılık teklifini reddeder. Hocası gibi o da hapse atılır. İki ay zindanda kalır. Bir ara bu kararından vazgeçtiğini söyler. Rakka’ya kadı tayin edilir. Ama tavırlarında değişiklik yoktur. Abbasi’de kadılık yaparken(!), Abbasilere karşı isyan eden, Zeyd İmam Yahya bin Abdullah’ı destekler. Harun-u Reşit tarafından “Ali oğulları taraftarı olma” suçu ile kadılık görevinden azledilir. Zaten o da bunu istemektedir! Fakat Harun-u Reşit yakasını bırakmaz. Bu kez, Horasan kadılığına atanır. Ne gariptir ki kadılığa getirildiği gün vefat eder..! 

İmam-ı Azam’ın diğer bir talebesi İmam-ı Yusuf’tur: 

     İmam-ı Yusuf:  Mahrumiyetler ve hayatın musibetleri, küçük yaşta O’nun belini büker. Babası, o henüz çocukken vefat eder. Bunun üzerine mahrumiyet had safhaya ulaşır. Bir ara bir çamaşırcının yanında hizmetçi olarak çalışır. Ama tüm bu sıkıntılara rağmen, Ebu Hanife’nin ders halkasını terk etmez. Yoksulluğun verdiği sıkıntılardan olsa gerek, Abbasilerin kadılık teklifine fazla direnemez. Ama dik durmasını bilir; zulme ve despotluğa karşı tavrı nettir. Verdiği fetvaların tamamı bilinmektedir. Hiç birinde, saltanat sahiplerinin emellerine taviz vermenin, en ufak bir emaresi yoktur! Hocası Ebu Hanife’nin dakik yolunu  takip etmiştir. 

İmam-ı Azam’ın üçüncü talebesi İmam-ı Züferdir:

     Her nerede olursa olsun, İlmi meselelerden başka dünyaya ait boş söz söylemez; bir mecliste boş söz söyleyince orayı derhal terk ederdi. Kadı olmasını teklif ederler ve hatta zorlarlar. Teklifi kabul etmez. Bunun üzerine evine kapanarak ortadan kaybolur. Ahali, İmamın kaybolması ile müteessir olur. Memleketi dolaşarak  “ İmam-ı Züfer af olundu, ortaya çıksın” diye nida edilir. İmam dışarı çıkar yeniden tedrisata başlar. Zalimlere ve sultacılara karşı, net tavrı değişmez!   

Diğer bir Ehl-i Sünnet müçtehidi İmam-ı şafidir:

     O, da Abbasilerin takibine uğrar. Hatta İmam için “Harp meydanlarında savaşan bir kimsenin kılıçla yapamadığını, o diliyle yapıyor” denir. Ehl-i Beyti savunduğundan kendisine  “Rafizi” denir. Kendisine böyle dendiğini haber alan İmam-ı Şafii pervasızca şöyle der:”Hz. Muhammed’in Âlini sevmek Rafızîlik ise, ins ve cin tanık olsun ki ben rafiziyim.” Bu pervasızlığı İmam Şafii’yi, üstatları gibi öldürülme noktasına getirir! En yakınlarından dokuz arkadaşı bu sebepten katledilir! Şafii, hüccetinin kuvveti ve hanifi Fakihi Muhammed bin Hasan Şeybani’nin şehadeti sayesinde kurtulur. Kurtulur, ama yine de hiçbir zaman zorbaların karşısında eğilmez. İnandıklarını pervasızca söylemeye devam eder.(4)

Ehl-i Sünnet fıkhının diğer bir müctehiti Ahmet bin Hanbel’dir:

     Ahmet bin Hanbel, Muttaki, vakarlı, dünya ve içindekileri küçük gören büyük bir müctehit’ti. Hükümdarlardan, Atiye, ihsan kabul etmediği gibi; Onların malından faydalanmış olanlardan bile bir şey kabul etmezdi! Sultanlardan uzak durdu! Zalimlere, karşı tavır sergiledi. Mazlumların hep yanında oldu. Bir Cuma günü vefat eder. O tarihte yaklaşık 800.000 kişinin cenazesine katıldığı söylenir!(5)

Ehl-i sünnet fıkıhının diğer bir müctehiti, İmam-ı Maliktir:

     Medine ulemasından; züht ve takva sahibi idi. ”Zorla yaptırılacak bey’atın geçersiz olacağı” ictihatını verdi. Muhammed Nefsü’z Zekiye’nin Medine’de Ebu Cafer Mansur’a karşı ayaklanmasının fetvasını bizatihi kendisi verir! Halk: -Bizim boynumuzda Mansur’un biatı var, deyince:

-Siz o biatı zorlama altında vermiştiniz, öyle bir biat geçersizdir, der. Halk, İmam-ı Malik’in bu sözü üzerine Nefsüz-Zekiye’ye biat eder. Fakat ihtilal başarılı olamaz! İmam-ı Malik, verdiği bu fetvanın hesabını ağır öder; ağır işkenceler görür!(6) Yine de ömrü boyunca dik durmasını, zalimlere karşı mazlumların yanında olmasını bilir.  

     Ehl-i sünnet müctehitlerinin hayatı, yaşayışları, zalimlere karşı olan duruşları ortada. Emeviler döneminde kısmen yaşamış olan sadece, Ebu Hanife ve İmam-ı Malik’tir. Her ikisi de,”Emevilerin etkisinde kalarak onların saltanatlarının devamı doğrultusunda ictihat geliştirmeyi” bir yana bırakalım;“Emevilere karşı alenen cephe açmışlar ve onların varlığını ortadan kaldırıp nihayete erdirecek, karşı ihtilalcılara destek vermişlerdir.” Bunu da dayandıkları bir askeri güçle değil, fert planında canları pahasına yapmışlardır. Bu yolda her türlü aşağılayıcı işkenceye maruz kalmışlardır. Özellikle şunun altını çizmek gerekecektir ki; Bu iki müctehit’in dışında ki müctehitler, zaten daha sonra yaşamışlar! Bunların da hayatlarının ancak bir kısmı, Emeviler döneminde geçmiştir.  

     Ehl-i Sünnet fıkıhının oluşumunda Emevilerin olumsuz etkisi oldu” demek; tarihi bilmemek, Ehl-i Sünnet müctehitlerini tanımamak kısacası,”Cahil Olmak” demektir. Daha da ötesi “kötü niyetli, ne dediğini bilmemek” demektir. Zira iyi niyetli bir cahil, en azından bilmediği bir konuda susar..! 

     İmam-ı Azam Ebu Hanife ve özellikle İmam-ı Malik, İmam-ı Caferi Sadık’ın ders halkasına katılmış, O’ndan yer yer ilim dinlemişlerdir. Yani, Cafer-i Sadık, Ebu Hanife ile İmam-ı Malik’in hocası sayılır. İmam-ı Şafii’, Ebu Hanife’nin talebesi olan Muhammed’in talebesidir. Yani İmam-ı Şafii, Ebu Hanife’nin talebesinin talebesidir; İmam-ı Cafer’inde 4.kuşakta talebesi sayılır.

     Sonuç  olarak bu müctehitlerin en tepedeki üstatları İmam-ı Caferi Sadık tır. Ehl-i Sünnet müctehit imamlarını yeterince tanıdıktan sonra, bir şey söylemek gerekecekse belki şunu söylemek daha doğru olacaktır:”Ehl-i Sünnet fıkıhı, sultalara karşı bir direniş zemininde oluştu!” Bir başka ifadeyle, şu da söylenebilir:”Ehl-i sünnet müctehit imamlarının hayatı, Ehl-i Beyt tabilerinin direnişlerine destek vermekle geçti!” Dün, fısk ve zulüm emareleri taşıyan sistemlere payende olmamak ve onların yaptıklarına meşruluk getirir korkusu ile kadılık gibi bir makamı reddeden, bu büyük müctehitleri incelerken; bu gün, müşrik ve zalim sistemlerde bir yer kapmak için, elli takla atan; olmadık el etek öpen ve geldiği makamla da, diğer müslümanlara üstünlük taslayan zavallılara ne demeli?

Ehl-i Sünnet ile İmamiye Şi’a sı arasında ki ihtilafa gelince,

     Belli kanallardan, belli ashabı içeren ravi zincirleri ile gelen hadisleri, İmamiye şia’sı kabul etmeyince; fıkıhın ikinci kaynağı da “hadisler” olması hasebi ile ihtilaf arttı. Bazı Kur’an ayetlerinin de bu açıdan yorumlanması ile bu ihtilaf daha da yükseldi. Ehl-i Sünnet müctehit imamları, üstatları saydıkları  İmam-ı Cafer ile farklı ictihatlar geliştirdiler. Birbirlerinin ictihatlarına yer yer katılmadılar. Söz konusu olan “Allah’ın dini” olunca, olay farklılaşmış  oldu. Ehl-i kitap, bir kadınla evlenme, abdestin son farzı olarak ayakları mesh etme, Mut’a nikâhı, özürsüz olarak öğle ile ikindi ve akşam ile yatsı namazlarını cem etme gibi bir çok konuda Caferi Sadık farklı,  Ehl-i Sünnet farklı ictihatlar geliştirdi. Tüm bunlara rağmen Cafer-i Sadık’ın mezhebi ile Ehl-i sünnet arasında olağan üstü farklar da yok sayılır. Ameldeki farklar sadece On Altı’ dır. Aslında bu da gayet tabii sayılır. Zaten Ehl-i Sünnet’in müctehitleri, kendi aralarında bile buna yakın bir ihtilaf taşımaktadırlar. Ama bugün İmamiye Şia’sının kullanmakta olduğu argümanların çoğunun İmam-ı Caferi Sadıkla ilgisi yoktur! (7)  İmam’ın, ictihatları ortadadır. Hangi ictihatın da, sahabeye ilk üç halifeye hakaret vardır? Tam tersine… Resulullah’ın bütün ashabı, İmam-ı Caferi Sadık ve babası Muhammed Bakır ve diğer Ehl-i Beyt İmamları tarafından takdirle karşılanmışlardır. Bir gün Muhammed El-Bakır’a “Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Resulüdür, iman edenlerdir. Onlar ki Allah’ın emirlerine boyun eğerek namaz kılar, zekâtı verirler.” (maide:55)  ayetin açıklanması sorulur. M. Bakır:”Onlar Resulullah’ın sahabeleridirler”, der. Bunun üzerine soruyu soranın” Onun Ali olduğunu söylüyorlar.”Muhammed Bakır:”Ali onlardan sadece biridir” diye cevap verir.(8) Caferi ulemasından İbn-i hadid “Nehcü’l Belağa şerhi” isimli kitabında, ilk üç halifeden bahsederken “…Resulullah şöyle buyurmuştur: O’nu (Hz Ali’yi) seveni sev, O’na düşmanlık edene düşman ol! O’na, seni ancak mü’min olan sever ve ancak münafık olan buğz eder.”diye buyurmuştur.(10)

     Şimdi biz Hz. Ali’nin onların (yanı, ilk üç halifenin), imamlığına  razı olduğunu, onlara biat ettiğini, arkalarında namaz kıldığını, onlara nikâh kıydığını, onların dağıttığı savaş ganimetlerini yediğini, görmekteyiz. Bizler Hz. Ali’nin yaptığı fiilleri bırakıp öteye geçemeyiz!”(11) Söyleminde bulunarak, ilk üç halife’ye saygı ve hürmetlerini sunmuştur.

     Cafer-i ulemasından Cabir Ca’fi’nin anlattığına göre, İmam Sadık’ın babası Muhammed Bakır, oğlunu Irak’a uğurlarken O’na:” Kufelilere söyle, Hz Ebu Bekir’i ve Hz Ömer’i kabul etmeyenlerden ben de uzağım. Yine O’nun :”Hz Ebu Bekir’in ve Hz. Ömer’in faziletini bilmeyen sünneti bilmiyor.”dediği rivayet olunur.”(12) “İmam-ı Cafer” İsimli kitapta, İmam-ı Cafer, “…Hz. Hüseyni katleden Ömer b. Sad ile Hz. Ömer’i karıştırarak bizlerin Hz. Ömer’e lanet ettiğimizi söylüyorlar…” diyerek Hz.  Ömer’e saygısını ifade etmiştir.(14) Tabi ki diyecek, çünkü sahabeyi Allah yüceltmiştir. Fetih süresi, 18.ayette “ Andolsun ki o ağacın altında sana biat ederlerken, Allah mü’minlerden razı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş, onlara güven indirmiş ve onları pek yakın bir fetihle mükâfatlandırmıştır.” Hangi şahitlik bu büyük  şahitlikten daha yüce ve daha doğru olabilir? Hülafa-i Raşidin ve ashabın çoğu Rıdvan biatına katılanlardandır. Yüce Allah bu sahabelerden razı olduğunu bildirip  dururken,  bunlardan birine lanet etmek  nasıl caiz olur? Onlara lanet eden yüce Allah’a isyan etmiş olmaz mı? O, büyük imamlar ki bu ulvi çizgiden şaşabilirler mi? tabi ki şaşmamışlar..

İşte size Kur’an’ın çizgisi…

İşte size Ehl-i Beyt çizgisinin imamları… 

İşte size imam Muhammed Bakır… 

İşte İmam-ı Caferi Sadık… 

Bu gün ki   Şia âlemine gelince;      

     Ölçülü davrananlar olmakla beraber, “Sahabeye ve ilk üç halifeye dil uzatmaktan çekinmeyen! Kendilerinden başka herkesi peygamberin Ehl-i beytine ihanet  etmekle suçlayan ve onları batıl bir yol üzerinde gören” bu mutaasıp taraftarları  görünce, insan haliyle  “bunların İmam-ı Cafer-i Sadıkla ne alakaları var!” demesi geliyor. Hele bir de yerli dönmeleri dinleyin! Aman ya Rabbi; Şöyle bir acemice şia takılmaları yok mu? Şia olayım derken, sahabe hakkında ağzına aldıkları cümleler..! Çoğu, İmam-ı Cafer’in ictihatlarından bihaberdir. Çoğu, Caferi tefsirlerden de bihaber. Ne Ehl-i Sünnet ve ne de şia fıkıhını  bilirler, ama sadece konuşurlar..! Sadece şia takılırlar. Yarın ne takılacakları da belli değil..!

Ah…!

Nerede O imamlar..? Ve nerde bu  zavallılar..!

Rabbim..! Bizi Salihlerle, muttakilerle, sadıklarla haşret. Cahillerden de beri kıl..!

Kaynaklar:                  

1-Ebu Hanife./M. Ebu Zehra s:486                 

2-age.s:44-70                 

3-Ebu Hanife- m.ebu  Zehra.s:53                 

4-İ.Şafii,/Muhammed  Ebu Zehra s:21-22             

     5-  A. İ. hanbel.  /      //           //   s:92-  93                 

6-İmam-ı Malik.M. E.Zehra:59-77                  

7-İmamı C.Sadık/  //     //       s:182                 

8-   //         //            //     //      s:184                  

9-İbni Mace,  mukaddime /  11               

10-Tirmizi, menakıb/20                

11-İbn.Ebi’l-Hadid, Şerh-u Nahcü’l Belağa :c.3               

13-Kelam ilmi,/ B. Topaloğlu s:197                

14-İmam-ı Cafer-i Sadık /m.ebu Zehra s:186

Bu yazı toplam 2439 defa okundu.
Yorumlayan:
ali ekber
Tarih:18 Ocak 2012 Çarşamba Saat 21:31
tamamen masumlaştırma var
peki bende bunu yazan zata söylüyorum, madem imam caferin talebleridir, şafi hanefi,, siz neden ehlisünnet ekolünü oluşturma gereyi duydunuz, ehlibeyyen ne farkınız var , ehlisünnet le ehlibeyt farklımı ki sunni ekol ortaya çıkıyor,,, hanifi de şafiide ben mezhep imamıyım diye bir beyanları yok, onları kim mezhep imamı yaptı, 6. imam caferi sadıktan sonra 7. imam musa el kasım geliyor peki ona neden uymuyorsunuz ki,,, tabi içtehatta farklılıklar olur ehlibeyt imamlarında çıkarsanız,,, ilahi 12 imam varken ,,, siz neden beşeri imamlara uyuyorsunuz, hadi bana musa elkasımdan söz edin imam ali rızadan söz edin imam cevad tan söz edin, ali naki nerde ... ya 12 ehlibeyt imamı varken siz kimi imam yapıyorsunuz..... hanefide şafide ehlibeyt imamlarına bağlıdırlar, siz de direk ehlibeyt imamlarına baglanın.. isra süresi 71, ayet ne diyor herkez imamı ile çağrılacaktır(arapçasını okuyun) bu imam kim sizce allahın seçtiği imam değilmi sizce,evet allahın sectiği imamdan başkası değil.12 imam
Yorumlayan:
mehmet d
Tarih:20 Temmuz 2011 Çarşamba Saat 14:41
Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Resulüdür, iman edenlerdir. Onlar ki Allah’ın emirlerine boyun eğerek namaz kılar, zekâtı verirler.” (maide:55)
yanış biliyorsunzuz...ayette Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Resulüdür, iman edenlerdir. Onlar ki Allah’ın emirlerine boyun eğerek namaz kılar, zekâtı verirler.” (maide:55) ( rükü halinde zekat verenlerdir ) kim ruku halınde zekat veren hz.ali dir ,,diyer sahabelerle ilgisi yok..he sahabeyse o zaman muaviye mi bizim halifemiz olacak ..hz.aliye söven lanet eden muaviye deyılmı,,,... maide 55.ayet sadece allah peygamber ve ehlibeyt as için inmiştir
Yorumlayan:
muhlas aşık
Tarih:20 Eylül 2010 Pazartesi Saat 15:30
şerif kardeş
Ön yargınız ve cahilliğiniz benim Numan bin sabite ŞEHİT olarak gördüğümü engellemiş.Ayrıca ben hakaret etmedim siz bana hakaret ediyorsunuz.İlim ve irfandan yoksun oluşunuz gayet açık.Ben Emevi ve Abbasi zalimlarini suçladım.EBU HANİFEYİ kimler mezhep imamı olarak ilan etti yazara sor.Cahilliğini sana söyler.EBU hanifeyi şehit edenler onun değerli içtihadlarını EHLİ beyte karşı kullanmak istemiş senin gibi saflarda bu tuzağa düşmüş hala düşmekte.DÖRT mezhep sınırlaması bana ait değil. ZİRA BAŞKA SÜNNİ MÜÇTEHİDLER YAŞAYANLARDAN VARSA söyle bizde bakalım.Allah sana anlayış versin,akıl versin vesselam
Yorumlayan:
Şerif Akif
Tarih:15 Eylül 2010 Çarşamba Saat 20:35
Muhlas Aşık bey;
Mezhep,gidilen yol,güzergah manalarına gelir.Fıkhi bir terim olarak,bir müştehid imam tarafından oluşturulan iştihadlar bütünü olan bir takip yoludur.Ebu Hanife\\\'nin iştihatları,ders halkaları,ekolü,talebeleri gayet iyi biliniyor.
\\\"Ebu Hanife mezarda kendisini mezhep imamı olarak buluvermiştir.\\\"demenizle ne kadar çirkin,şartlı ve ukalavari bir cehalet sergilediğinizi göstermişsiniz!Mezhep imamlarının savaşı bugün takipçileri tarafından gayet mükemmel yapılıyor.Tabii görebilmeniz için göz gerekir.\\\"Dört mezhep\\\"sınırlaması ifadesi size ait.Hocanın böyle bir ifadesi yok.Zihninizde ki peşin şablonu kullanmış ve onunlada karşı tarafı yargılamışsınız.
İştihad nedir,Müştehid kimdir?,Kimler iştihad yapabilir?...konularında da bilgisiz olduğunuz ortada.Bu bilgisizliğinizi ukalalıkla taçlandırmışsınız.Hangi cümlenize cevap vereyim,hangi cümlenizi düzelteyim bilemedim.Yazarın dediği gibi \\\"Sadece konuşuyorsunuz\\\" !!!
Gayet objektif ve mükemmel bir yazı görüyorum
Allah razı olsun.
Yorumlayan:
Hasan Hüseyin ÇAKMAK
Tarih:15 Eylül 2010 Çarşamba Saat 15:25
teşekkür
Allah razı olsun hocam...
Yorumlayan:
musluman
Tarih:15 Eylül 2010 Çarşamba Saat 00:20
ama gerçekler
bugün mehepçilik yapanlar
1 tarikatler..
incelersek eğer şia ya en yakın ehli sünnet olduunu iddaa eden sünni tarikatçılardır.Hodri meydan ! rafiziyye yi incelesinler

2 selefiler . bunlarsa islamdan çok sünniliğe merak salmış kişilerdir.Hatta o seviyeye gelmiştirki.Pakistan el kaide komutanı kod adını EBU YEZİD koymuştur..
sünni ninde şia nında fanatiği fanatizmi kötüdür ve her şii ve sünni bu fanatizme adaydır
Yorumlayan:
muhlas aşık
Tarih:14 Eylül 2010 Salı Saat 14:34
karşı hata
Değerli yazar hataya karşı hata yapmıştır.Ebu hanife mezhep kurmamış mezarda kendisini mezhep imamı olarak buluvermiştir.Şehit edildikten sonra 4 hak hak mezhep ilan edenler onuda ilan etmişler.Amaç Ehli Beyt mektebine karşı mekteb oluşturmaktır.Zalim sultan Emevi ve Abbasilere karşı mezhep imamlarının savaşı bu gün takipçileri tarafından yapılmıyor. Ehli beyte 4 imamın saygı ve sevgisi bu gün dildedir.pratikte yoktur.Ashaba hiç bir gerçek şia saygısızlık etmez, münafıkları da ashaptan saymazlar. Halifelere diluzatmaz, Hilafet müessesesini sorgularlar.FIKHIN oluşumunda emevi ve abbasi baskısı 4 hak mezhep ilanındadır.bu gün BEDİÜZZAMAN mustafa islamoğlu müçtehid olduğu halde, mukallit olmak zorundadırlar.yoksa itibar edilmezler.bu hata değilmidir.KİMLER MEZHEBİ 4 LE SINIRLARSA ONLAR DAYATMACIDIR,KENDİLERİNDEN DERS ALDIKLARI İMAMI KABUL EDENLERİN TAKİPÇİLERİ DE İMAM CAFERİ YANLIŞ TANIMAKTALAR.ALLAH RESULÜNE İTTİBASIZ SEVGİ GEÇERSİZDİR. EHLİ BEYTEDE.
Yorumlayan:
VAKTİ VİSAL
Tarih:12 Eylül 2010 Pazar Saat 16:38
objektif
bence çok objektifce ve adilce yazılmış bir yazı.allah razı olsun.bu konudaki bazı sorularımın cevabını buldum.çok teşk.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI