
Yıllar öncesine, çocukluk dönemimize gittiğimizde, tekrar ve tekrar 6 Eylül
Konya Kudüs Mitingi’ni hatırlıyorum her zaman.
Yahudi şeflerinden Rifat
N. Bali‘nin deyimiyle, Türkiye’de “siyonizme karşı mücadele” davasını başlatan
Prof. Dr. Necmeddin Erbakan’ın önderliğindeki Milli Görüş Hareketi ile
Anadolu’da yüzbinler siyonist işgal ve saldırganlık karşısında “Kudüs..!” diye
haykırmaya başlamıştı…
Türkiye’deki yahudi toplumunun baş yazarlarından
olan Rifat N. Bali, “The image of the jew in the rhetoric of political islam in
Turkey” (Türkiye’deki Siyasal İslam’ın Dilinde Yahudi Görünümü) başlıklı
yazısında, Erbakan Hoca’nın nasıl adım adım takip edildiğini ve siyonizmi
rahatsız eden konuşma ve çıkışlarının nasıl rapor edildiğini açıkça
görebiliyoruz.
Bali raporunda şöyle diyordu:
"Erbakan o günlerde
iki temel nokta üzerinde durdu: Birincisi Türkiye’nin Batı’ya bağımlılığına,
Batılılaşmaya ve Batılılaşmanın Türk toplumunu dönüştürmesine karşı çıkmak,
ikincisi ise sürekli olarak yahudi-siyonist ve İsrail karşıtlığı yapmak. Yahudi
ve siyonist karşıtlığı Erbakan’ın günlük çıkışları olmuştu."
Mili Selamet
Partisi tarafından 12 Eylül darbesinin bir hafta öncesinde Konya’da düzenlenen
ve yüz binlerin katıldığı o büyük "Kudüs Mitingi", bu kanser mikrobu siyonist
rejime karşı Osmanlı ve Ümmet adına hesaplaşmanın bir dönüm noktası olarak
tarihin parlak sayfalarında yerini almıştı.…
Haçlı emperyalizminin
zehirli bir hançer olarak mukaddes İslam topraklarına sapladığı bu Siyonist
varlığa 1948 yılında BM’de resmiyet kazandırıldığında, bu terör rejimini tanıyan
ülkelerin başında ne yazık ki Türkiye geliyordu. Türkiye ile Siyonist rejim
arasında kurulan stratejik ilişkiler, uluslar arası siyonizmin Türkiye’yi yıllar
boyu bir kukla olarak kullanmasını beraberinde getirdi.
Uluslar arası
siyonizm içimizdeki uzantıları ile, mason locaları, lions ve rotary kulüpleri
gibi kirli ve karanlık odaklarıyla, satılmış işbirlikçileri, yetiştirme ve
beslemeleriyle bu ülkenin mukadderatına musallat olmuş; ülkemizin ve
milletimizin kaderi onlarca yıl siyonistlerin eline geçmişti.
Milli
Görüş Hareketi, öncelikle ülkemiz üzerinden, genelde tüm yeryüzünden ve
özellikle de Filistin toprakları üzerinden bu siyonist işgal ve kuşatmayı kırmak
için bir seferberlik başlatmıştı…
6 gün sonrasında gelen, zahiren
“ülkedeki anarşiyi durdurma” adı altında gerçekleştirilen ancak, 12 Eylül
cuntasının şefi Kenan Evren’in bizzat kendisinin anılarında belirttiği üzere,
Konya’daki "Kudüs Mitingi"nden duyulan rahatsızlıktan dolayı yapılan bu darbe,
"siyonizm" için geçici bir nefes alma dönemini de başlatmış
oldu…
Refah-Yol hükümetinin kurulmasını kendi şeytani diktatörlükleri
için ölümcül bir tehdit olarak algılayan siyonistler bu kez ülkemizdeki
uzantılarını ve işbirlikçilerini harekete geçirtip Refah Yol hükümetini yıkarak,
bu haince operasyonun adını “28 Şubat Süreci” olarak koydular. Siyonistler
Necmeddin Erbakan Hoca’nın başbakanlığını önlemekle hedeflerine ulaştıklarını,
bu hareketin bir daha doğrulamayacağını ve siyonizme karşı mücadele bilincinin
toprağa gömüleceğini hesapladılar.
Ancak, “ve mekeru ve mekerallah
vallahu hayrul makirin” buyuran Rabbimizin hesabından gafil olan siyonistler ve
onların içimizdeki uzantıları bu ülkenin siyonizme karşı mücadelede bir volkan
gibi patlayacağını, halkın yanardağa dönüşen öfkesinin hükümetleri de siyonist
rejimin karşısına dikeceğini hiç de düşünemediler….
"Osmanlı ruhu" yeni
baştan canlanıyor, Sultan Abdulhamid’in çocukları okyanus gibi dalgalanarak
Kudüs’e doğru akıyordu artık. Hiç bir baraj ve bendin, hiçbir silah ve gücün
durdurmayacağı bu sel, Merhum İmam Humeyni’nin “Her Müslüman bir kova su dökse
İsrail’i sel alır” sözündeki hikmet üzere, bu kanser mikrobu rejimin üzerine
dökülmek üzere doldurulan kovları andırıyordu…
Bunun en görkemli örneği,
siyonist işgal güçlerinin geçen yıl Gazze’ye gerçekleştirdiği soykırım
saldırılarına karşı Türkiyeli Müslümanların doğusuyla batısıyla bir okyanus gibi
dalgalanarak Gazze ile dayanışma gösterilerinde ortaya çıktı; bütün şehirler
“İsrail’e Ölüm” feryadlarıyla yankılanıyor, 6 Eylül Kudüs Mitingi 30 yıl
sonrasında Çağlayan meydanında tekrar ayağa kalkıyor ve siyonist rejimin
konsolosluğu 16 gün boyunca kuşatma altına alınıyordu…
Bu Anadolu’nun
arınma hareketiydi aynı zamanda; özüyle, ruhuyla, tarihiyle, onurlu geçmişiyle
buluşmasıydı; Türkiye artık zehirli Siyonist rejimin stratejik ortağı olamaz,
haçlı emperyalizm ve siyonizmin şeytanca amaçları için bir üs olarak
kullanılamazdı artık…
Ok yaydan çıkmıştı…
Kudüs özgürleşinceye
kadar da geri dönüş yoktu…
Türkiye artık halkıyla, yöneticileri ile,
sanatçıları ile, aydınları, medyası ve kamuoyu ile Siyonist varlık karşısında
tek bir sese dönüşüyordu…
Bu süreç Tel Aviv’deki terör çetesini çılgına
çevirdi; dengelerini kaybeden siyonistler artık diplomatik teammülleri de
çiğneyerek küstahlıklarının zirvesine çıktı…
Türkiye’de yükselen bu dalga
karşısında panikleyen ve gittikçe hırçınlaşan siyonistler, Türkiye büyükelçisini
hiç beklenmedik bir şekilde aşağılamaya kalkınca, bu kanser mikrobunun çıbanı da
patlamış ve etrafa saçılmış oldu…
İğrenç bir çıban…
İrin dolu
terör rejimi…
Erbakan Hoca’nın deyimiyle 5.600 yıllık bir
mikrop…
Engerek yılanlarının kurduğu gasp rejimi…
Türkiye
hükümeti, bu küstahlığa tepki olarak Büyükelçi Oğuz Çelikkol’u geri çağırdı:
Çelikkol, Knesset’teki bir Arap milletvekiline bir daha Tel Aviv’e
dönmeyebileceğini söyledi…
Türkiye hükümeti artık bütün Türkiye halkının
ortak isteğini yerine getirmelidir; artık biz şehidlerimizin pak kanlarıyla
suladığı bu topraklar üzerinde siyonistlere ait hiçbir yapının barınmasını
istemiyor, siyonist rejimin elçi ve konsoloslarının bu ülkeden derhal
kovulmasını bekliyoruz…
Madem ki bizler Osmanlı’nın çocuklarıyız; o halde
bu küstah ve terörist siyonistlerin kara suratlarına Osmanlının o güçlü tokatını
vurmak zorundayız…
Artık bizler bir grup, bir parti, bir hizipten ibaret
değiliz. Bütün gruplarıyla, parti ve cemaatleriyle, Osmanlı’nın çocukları ve
Sultan Abdulhamid’in torunları olarak müslüman bir milletiz; O halde, gün, bu
azgın yahudiler ve terörist İsrail ile millet olarak topyekun hesaplaşma
günüdür…
Bu küstah ve terörist rejimin Savaş bakanı Ehud Barak 17 Ocak
tarihinde Türkiye’ye gelecekmiş…
Geleceği varsa göreceği de var
elbet…
Değişik sivil toplum kuruluşları tarafından oluşturulan "Kardeşlik
Platformu", Gazze zaferimizin 1. yıldönümünde, siyonist rejimin Gazze’deki o
vahşi katliamlarını unutmadığını ve unutturmayacağını göstermek, o kahraman ve
cesur mücahidlerimizin siyonist saldırganlık karşısında kazandığı o büyük zaferi
milletçe kutlamak için bir dizi etkinlik başlatmıştı.
10 Ocak Fatih
camiinde kılınan sabah namazının ardından Saraçhane Parkı’nda açılan -ki o park
bundan böyle bizim nezdimizde Kudüs Parkı’dır- Kudüs çadırında devam etmekte
olan “Gazze’den Kudüs’e Zafer Günleri” adlı etkinliklerin son günü olan 17 Ocak
tarihinde, siyonist rejim konsolosluğu önünde saat 20:00’de “Gazze Zafer Gecesi”
kutlamaları yapılacak..
Terör rejimi savaş bakanı Ehud Barak’ın
Türkiye’ye geleceği gün…
Bu zafer kutlamaları planlandığında Ehud
Barak’ın Türkiye’ye gelmesi gündemde değildi.
Kaderin bir cilvesi olarak
aynı güne denk gelmiş oldu.
Siyonist rejimin Türkiye’ye karşı böylesine
azgınlaşıp küstahlaştığı bir zaman diliminde "savaş suçlusu ve el kanlı bir
terörist" olan Barak’ın Türkiye’ye gelmesine, kadınıyla, erkeğiyle, genciyle
yaşlısıyla "millet" olarak en güzel cevabı 17 Ocak günü vermiş
olacağız…
Sıkılmış yumruklarımızla yükselen feryadlarımız sadece siyonist
rejimin konsolosluğunun duvarlarını sarsmayacak!
Bu feryadlar sadece bu
ülkedeki Siyonistlerin kulaklarında çınlamayacak.
Bizler feryadlarımızla
Tel Aviv’deki terör çetesinin yuvalarını da sarsacağız inşallah…
Seyyid
Nasrallah “And olsun Allah’a! İsrail bir örümcek yuvasından daha zayıftır!” diye
haykırmıştı…
Evet, bu örümcek yuvası çökmek üzere…
Ümmet İslami
direnişle bileklerini birleştirip bu yuvayı dağıtacak..
Ümmet bu kanser
mikrobunu İslam topraklarından söküp atacak…
Ümmet bu zehirli hançeri
bünyesinden çıkartıp kıracak.
Ümmet Selahaddin’leriyle birlikte
Kudüs’üne, Aksa’sına kavuşacak…
Sefer menziline varacak, bu kutlu
yolculuk zaferle sonuçlanacak…
İstanbul ve İstanbul dışındaki bütün bacı
ve kardeşlerimizi, bütün özgürlük ve Kudüs sevdalılarını, bütün Filistin
gönüllülerini, 17 Ocak tarihindeki bu büyük “Gazze Zafer Gecesi”nde buluşmaya
davet ediyoruz…
17 Ocak’ta hep birlikte….
Kudüs’ün özgür ve
aydınlık şafağında buluşmak üzere...