Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Cinayetin Adı İntihardır Ülkemde
Aydın Altay
zeydaydin@hotmail.com Dikkat! E-mail için {x} yerine @ işaretini yazınız.
03 Mart 2010 Çarşamba Saat 11:48

İnsanoğlu dünya hayatında birçok acıyı bir arada barındırır içinde. Bazı acıları zamanla içinde devşirir, bazı acıları kendisiyle toprağa götürür. Bazı acılar vardır ki “sır” gibi saklanır ve bazıları tarafından “örtbas” edilir. İnsan olarak da birbirimizi anlayacak durumumuz varken anlamamayı ve birbirimizden kaçmayı uygun görüyoruz. Basitleşir her şey. Oysa hayata dair ne çok umutlarımız var, hayallerimiz ve geleceğe dair beklentilerimiz... Kendimizce bir dünya kurmaya çalışırız ama hiç hakkı olmayan birileri gelir her şeyi yerle bir eder. Hayata açılan yüzümüz solar. Kimsemiz olmaz, sığınacak bir yerimiz olmaz. Kapanırız içimize… Ne çok acıyı içimizde taşımaya gücümüz var? Ne kadar dayanıklıyız ki içimizdeki sırları bir ömür boyu taşıyabiliyoruz? Biz ne kadar ketumlaşmış birer varlıklarız böyle!  

           Dokunduğumuz her şey elimizde kırılıyor. Umutlar bizim elimizde soluyor. Bir insan yumarken gözlerini hayata ısrarla gözlerimizin içine bakıyor. Bir şeyler söylemek istiyor ama konuşamıyor. Elleriyle tutunuyor bileklerimize, “beni bırakma” diyor, “sana söyleyeceklerim var ama konuşamıyorum, beni anla” diyor. Derinden ve kısık bir ses “ben yapmadım” diyor gözlerini ve kaşlarını yukarıya gererek “ben yapmadım” diyor. Ama anlamıyor kendisine uzanan o ısrarlı bakışlar. Tırnakları saplanıyor bileklerine “ben yapmadım” diyor. Bakınıyor etrafına, gözleri birilerini arıyor ısrarla. Bir şeyler demeli, kendisini anlayacak birileri olma diyor titreyen dudakları. Giden ömrünü seyrediyor evin her köşesinde. Daha yeni, geçen yıl gelirken getirdiği büyük hayallerini izliyor dört duvarda. Dökülüyor sanki duvarın sıvası, hayalleri kırılıyor duvarın kerpiçlerinde. Tekrar tutunuyor kendisine uzanan bileklere, “ben yapmadım” diyor. Elleri gevşiyor bir an, gittikçe gözbebeklerinde bir şeyler kayıp gidiyor. Bu kayıp giden gencecik bir insanın hayatıydı. Ama kimse önemsemiyor.

           Aradan saatler geçiyor, umutları tükeniyor yerde yatan titrek bedenin. Düştüğü yerde kanlar birikiyor ve kanında can çekişiyor. Kimseler duymuyor çığlığını, dudakları titriyor, bir şeyler söylüyor ama kimse duymuyor onu. Sesini içine gömüyor çaresiz. Saatler ilerliyor, bir genç kadından arda kalan bir söylenti kalıyor. “intihar etti bu genç yaşta” yayılır herkese bu söylenti, “genç yaşta intihar etti” oysa titreyen dudaklarından bir cümle çıkıyordu kesik bir sesle “ben yapmadım” diyordu. Garip bir ölüm haberi yayılmıştı etrafa, herkes onun gençliğine gözyaşı döküyordu. Birileri de ısrarla “intihar etti, bunun cenaze namazı bile kılınmaz! Bu cehennemliktir” diyordu. Oysa o ısrarla “ben yapmadım” diyordu. Tırnaklarını geçirmişti kendisine uzanan bileklere. Anlaşılmak istenmemişti belki de. Belki de böyle olmalıydı. Saatlerce kan kaybetmesi gerekiyordu… Yoksa hastaneye götürülebilirdi. Solan yüzünü hayata yeniden çevrilebilirdi. Saatler çok hızlı ilerliyordu. Bir an evvel toprağa verilmeliydi. Birileri duvar diplerinde ağıt yakıyordu. Birileri teskin ediyordu. Arada bir “Allah kimseyi şaşırtmasın” nasihatinde bulunuyordu. Oysa o ısrarla “ben yapmadım” demişti. Fakat kimseler duymamıştı, “can çekişiyor” denmişti, kimseler anlamamıştı. Görenler uzaklaştırılmıştı oracıkta. Komşuluk hukuku gözetilmişti kul hakkını ihlal edilerek… “intihar etmişti” söylentileri artık kabul görülmüştü birçok kişi tarafınca. Birileri inanamıyordu bu söylentilere, yüz çeviriyorlardı ısrarla.  

         Omuzlardan üstü yeşil örtülü bir tabut götürülüyordu. Adımlar ağır ağır atılıyordu. Birileri daha hızlı olmasını istiyordu, bir an evvel gömülmesi gerektiğini söylüyordu. Bu korkunun nedeni… Sonra konuşulmaya başlandı halk tarafından. “Kalleşnikofla kendini vurmuş” evet vurulmuştu, üstelik sırtından… Kimse soramadı; biri intihar etmek isterse bunun şartı kendini sırtından vurması mı gerekir? Kalleşçe vurmanın adı arkadan vurmakla bilinmiş. Ama herhangi bir yerine ateş ettiğinde de ölebilirdi. Maksadı kendini yok etmekse en basiti kafasına dayayıp tek mermiyle sonlandırabilirdi yaşamını. Bir insanın tabancayla bile çok zor sırtına kurşun sıkacağı ortadayken kocaman kalleşnikofla nasıl bunu yapabilir, üstelik küçücük cüssesiyle?

         Anlamalıydı anlaması gerekenler. Ama kimseler anlamıyordu, anlamak istemiyordu. Oysa o ısrarla “ben yapmadım” diyordu. Örtülüyordu üstü toprakla, örtülüyordu bir şeyler ısrarla. Birileri örtüyordu, birileri göz yumuyordu. Gerekli işlemler yapılmış, yetkililerce “bu bir intihardır” deniliyordu. Oysa o ısrarla “ben yapmadım” diyordu. Geride kalıyordu bir yaşındaki çocuk, anlamıyordu olup bitenlerden, ağlıyordu. “anne acıktım” diyordu. Anne duyamıyordu o an, derinden bir acı duyuyordu. Sırtından vurulmanın acısını duyuyordu. Kendisine yapılan ihanetin acısını duyuyordu bedeninde. Kimse inanmıyordu ona, oysa o ısrarla “ben yapmadım” diyordu. İyi de kim yaptı?  
 
 

       Burada üzerinde durulacak en öneli soru bu olsa gerek. Vuranı herkes biliyordu, ancak herkes tarafından örtbas ediliyordu. Komşuluk hakkına riayet düşüncesiyle herkesçe saklanıyordu. Oysa komşuluk hakkından önce gelen kul hakkı vardı. Herkes komşusu karşısında sorumluluk bilincini yürütürken; Allah’a karşı kulluk bilincini yitiriyordu. Allah siz toplum türeyiveriyordu. Aslında bu gibi intiharlar (!) ilk değildi. Güçlü olan katlediyordu, öldürülen ise intihar ediyordu, böyle belirlenmişti o halkın kaderi (!) sahiden o halkın kaderi miydi? Kahpece sırtından vurmanın kılıfı da kader bilmişler… Oysa kaderini güzellikler üzere ve hayırlı bir gelecek üzerine düşlüyordu. Allah böyle düşünen biriyle kini mi vardı? Hâşâ! Böyle bir cinayeti Allah’a mal etmenin Allah’a iftira ve Allah’ın şanına yakışmayan bu ahlaksızlığı ona yakıştırmaya çalışmak da hiçbir inançla bağdaştırılamaz. 

       Evet, biri hayatını kaybetmişti. Üstelik şehit olmuştu. Geriye acı bir hikâye ve bu acı hikâyenin iç yüzünü asla öğrenemeyecek bir çocuk. Yıllar geçecek, çocuklar büyüyecek. Acılar bir nebze de olsa dinecek ama unutulmayacak bazı acılar. Kimileri tarafından bir masal olarak anlatılacak, kimileri de yaşanmış bir öykü olarak anlatacak. Acının dili konuşacak yıllar geçse de. Kerpiç duvarlar arasında hayatını sürdürmeye devam edecek kadınlar, genç ya da ihtiyar. Herkesçe hayalleri olacak. Yeni şeyler düşlenecek. Hayatın tadını bu kerpiç duvarlar arasında geçirecek. Zamanla değişecek birçok şey. Kimin hayatına acı doğranacak, kimin hayatına da açılmamış, açılmayacak gizli yaralar oluşacak. Kimseler bilmeyecek, kimseler hakikati savunmayacak. Adalet(!) yumacak gözlerini iliklerine kadar kirliliğe bulaşmış insanların cinayetlerine. Dilsiz şeytanlar çoğalacak yeryüzünde, sokaklarında acı akacak küçücük köylerin. Kerpiç evlerde saklı tutulan kadınların anıları yıkılacak. Yıkıntılar arasında yok olup gidecek çoğu kadın. Kokuşmuş bir düzen sağlanacak, böyle kestirmeden işlerin halledildiğine sevinecek birileri... 

       İşler kolay hallediliyordu. Böylesi bir cinayet nasıl ve hangi maksatla hallediliyordu? Bir insanın hayatı söz konusuysa; nasıl olurda insan vicdani olan bir durum bu kadar basit bir şekilde hallediliyordu? Bir insan gencecik yaşında toprağa veriliyordu, sessiz sedasız… Ardında nice acı ve bir o kadar da söylenti bırakıyordu. Her ne kadar konu halledilmiş olsa da; ardında derin şüpheler bırakıyordu. 1 yaşında bir kız çocuğu hediye ederek kirlenmiş ve kavanoz dipli dünyaya. Kavanoz dipli dünyanın dibinde tortulaşmış nice hayatlar saklı kim bilir… Zaman hızlı bir şekilde ilerliyor. Günleri ay, ayları yıllar takip ediyor. Vicdanlar nasırlaşıyor. Bütün acılar bir bir mahzenlere kilitleniyor. Herkes kendi iç denizinde ilerliyor. Ayakları yere bastığı sürece yüzebildiğini düşünür. Ama ilerledikçe derinleşiyor hayat denizi. Dalga dalga gelir vuru insanın yalnızlığına. Kıskıvrak yakalayıverir en ummadık zamanda. Geriye dönüş imkânsızlaşıyor git gide. Deniz çoktan içine almış yaşlı bedeni, yutuverir nihayet.

    Denizin doğasında dışa atma faktörü bir bir pislikleri kıyıya atıyordu. Bir gün her pislik kıyaya vuracak umuduyla bekliyor büyümekte olan kız çocuğu. Hiçbir şeyin gizli kalmayacağına inanıyor 15’ne henüz yeni girmiş küçük kız. Daha 1 yaşındayken ne olup bittiğini anlamadan “anne acıktım” diyen kız çocuğu şimdi de “ annem nerede?” diye soruyor herkese.  

            Bütün bu kirlenmişliğe karşın bir ehl-i vicdan sahibi ve Allah’a karşı olduğu kulluk bilinciyle doğruları söyleyecek mi? Doğrular bilinse ne değişir? “Çok şey değişir” diyebilecek vicdanların sesi yükselecek o kerpiç evlerin arasında. Bir genç kızın kararmış dünyasına ışık yakmak adına konuşacak vicdan sahipleri. O genç kızın sessiz çığlığını duyacak yargıçların olduğa inanarak konuşacak birileri… Birilerinin anlattıklarına itibar edecek, cinayeti işleyenin ve işlenen cinayetin gün yüzüne çıkarılmasına ve suçluların genç kızın karartılmış hayatına ışık verecek bir cezayla cezalandırılmasını sağlamalı. Konuşmalı insanlık, konuşmalı ehl-i vicdan sahipleri. “katil bu” demeli en yüksek sesle. Herkesin gözlerinin içine bakarak yıkmalı bütün kurguları. Başı dik ve erdemlice “bu adam bundan 15 yıl önce şu odada ahlaksızlık yaparken, öldürülen genç kadın tarafından görülmüş, olayı büyüklere anlatmak istediğini söylemiş. Bunun üzerine bu katil adam ikna etmeye çalışmış, ancak bir türlü ikna edememiş. O sırada odada bulunan kalleşnikofu eline aldı ve genç kadını tehdit etti. Oradan çıkmak isterken, bu katil adam onu sırtından vurdu. Bu olaya yıllardır sessiz kaldım. İnsanlığımdan utanç duyuyorum. Bu güne kadar sustum ancak içimdeki vicdani duygu benim taşıyamayacağım azabı yaşatmakta ve konuşmak istedim” demeli.       
 

Bu yazı toplam 1460 defa okundu.
Yorumlayan:
kerem yılmaz
Tarih:10 Mart 2010 Çarşamba Saat 18:36
allah razı olsun
olay gayyet açık. illede suçu işleyenin adı söylenecek bir kaide yok. isteyen savcı en küçük detayda olayı dikkate alır. ama ille de yetersiz diyen varsa olayın konusu ortada, dramatize etmek bedava...
Yorumlayan:
Sibel K
Tarih:10 Mart 2010 Çarşamba Saat 17:16
Teşekkürler
Buradaki tek suç cinayet değil. Adli makamlar dahil olmak üzere olayı bir şekilde bilen herkes suçlu. Olayın intihar olduğunu nasıl söyleyebilmişler? İntihar olduğu söylendiğinde kimler inanmış görünmüş ve suskunlukları ile suça ortak olmuşlar?
Suçun hikayeleştirilmesi ise biraz zayıf kalmış. Şiirlerinin takipçisi olduğumuz yazar, hayran bırakan şiirleriyle beklentimizi yüksek tuttuğu için bize öyle gelmiştir belki... Ancak böyle bir olayı paylaştığı için sonsuz teşekkürler, keşke ilgili birimlere de gerçekleri iletse.
Yorumlayan:
emine_sultan
Tarih:09 Mart 2010 Salı Saat 20:53
ilgisiz...
bu yazı ilgisiz geldi bana.
daha ilgi çekici yazılabilirdi. madem gerçek daha gerçekçi yazılıp dikkat! daha fazla toplanmalıydı.
ben yazıyı beğenmedim.
bu vicdansız olduğum için veya başka değil..
yazı yazılmış okadar.
sadece yazı yazılmış...
daha vurgulayıcı ve daha özenli yazılabilirdi.
yineliyorum beğenmedim yazıyı.
Yorumlayan:
seracettin ceylan
Tarih:09 Mart 2010 Salı Saat 19:14
teşekkürler
merhabalar, yazı bir öykü gibi duruyor. yorumları okuyunca sanaki bir şeyler ima ediliyor. sana yazar yapılan yorumlara yorum getirmemiş ve susmayı tercih etmiştir. sonuç olarak gerçek bir olayı üstü örtülü ihbar olarak kaleme almış olsa, ya da sadece bir öykü olarak kaleme almış olsa da çok iyi bir yazı. teşekkürler. ama inanınbende merak ettim, nedir işin aslı?
Yorumlayan:
vuslat vasat
Tarih:03 Mart 2010 Çarşamba Saat 23:38
mazlumun ahı yerde kalmamalı
\\\" Oysa o ısrarla “ben yapmadım” demişti. Fakat kimseler duymamışt.\\\"
Geç de olsa,siz duymuş ve duyurmaya çalışmışsınz Allah razı olsun.

\\\"Kim, - bir cana karşılık veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere)- bir cana kıyarsa, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa, bütün insanlığı kurtarmış gibi olur.\\\" (Mâide Suresi, 32)

acaba suskun kalarak katilleri koruyanların hükmü nedir islamda??

Gerçekten, yetimlerin mallarını zulmederek yiyenler, karınlarına ancak ateş doldurmuş olurlar. Onlar, çılgın bir ateşe gireceklerdir. (4/10)

Kim haddi aşarak ve zulmederek böyle yaparsa, biz onu ateşe göndeririz. Bu için pek kolaydır. (4/30)

ben zulmu ve şirki eş değerde görüyorum ,Allahtan korkmayıp zulmu örtbas edenleri şiddetle kınıyorum. annesiz bırakılan o öksüz kıza sahip çıkmalı bilenler katili ihbar etmeli dunya kanunlarıne göre cezası verilmelidır. bu belki annesini geri getirmez ama hiç yoktan ahı yerde kalmamış olurdu.
Yorumlayan:
kasım demirdaş
Tarih:03 Mart 2010 Çarşamba Saat 21:45
MRB
düyanın gerçekleri herkestarafından biliniyor ama ses çıkmıyor böyle esrarengiz olaylar bizim ülkemiz için gecerli ama şöyle dünyaya baktığımda hiçde esrarengiz değil bence olayların tanıkları silah veya para zoruyla hep susturuluyo dünyaya bakın amerikanın israilin katliamları hep örtbas ediliyo buda onun minik bi taklidi
Yorumlayan:
ZEYNEB İ NUR
Tarih:03 Mart 2010 Çarşamba Saat 21:29
S.A
HİÇBİR SUÇ CEZASIZ KALMAYACAKTIR DİYE BUYURUYOR YÜCE YARADAN..BU DÜNYADA OLMASA BİLE AHİRETTE CEZALARINI ÇEKECEKLERDİR KATİLLER AMA BENDE ÜMİT EDİYORUMKİ GERÇEKLER BU DÜNYADA ORTAYA ÇIKSIN VE HAYATININ BAHARINDA OLAN O 15 YAŞINDAKİ KIZIN İÇİNDEKİ SORULAR YANITINI BULSUN VE KATİL HER KİMSE CEZASINI BU DÜNYADA DA ÇEKSİN..YERYÜZÜNÜ ADALETLE DOLDURACAK FERECE BİR AN ÖNCE KAVUŞMAK DİLEĞİ İLE ..SELAM VE DUA İLE..
Yorumlayan:
Gülendam
Tarih:03 Mart 2010 Çarşamba Saat 13:55
yorum
S.A.Hocam,
Konuyu bütün açıklığıyla ele almış,söylenebilecek ne varsa en güzel şekilde ifade etmişsiniz.Elinize sağlık…

Nacizane bir yorumda ben eklemek istedim,ama sözü kendi yorumumdan ziyade yüce Rahman’ın kelamı ve sevgili Habibi Peygamber efendimizin sözü ile aktarmak istedim.Bunun üzerine başka yorum olmasa gerek!

ALLAH HÜKMEDENLERİN HAKİMİ DEĞİLMİDİR? (Tin Suresi, 8)


Hangi hüküm seni gerçeği söylemekten alıkoyabilir,hangi ceza seni bu kadar korkutabilir…
Yaradılışa ve insanlığa ters gelen bu davranış dilli şeytanın ,vicdanları dilsizleştirmesi ile günden güne yayılmaktadır.Haksızlık karşısında susmak yapılan zulme ortak olmaktır.

Hz. Peygamber’in ifadesiyle ‘’ HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR.’’
Yorumlayan:
bahar acar
Tarih:03 Mart 2010 Çarşamba Saat 13:32
haksızlık
yazıyı başından sonuna kadar dikkatlice okudum. önce normal bir hikaye olarak düşündüm. ancak yazıyı okudukça bunun bir şeyi işaret ettiğini farkettim. ortada bir cinayet var ve bu cinayet birileri tarafından örtbas edildiği apaçık ortada. olayın nerede gerçekleştiği ve kimler tarafından ne amaçla işlendiği çok önemli, bu ülkede iyi savcıların da olduğuna inanıyoruz. ümit ediyorum ki; bu olayı ehlivicdan savcılar gündemine alır ve gereken yapılır.
Yorumlayan:
AĞABEY ALGAC
Tarih:03 Mart 2010 Çarşamba Saat 13:26
tebrik
Aydın Bey çağın getirdiği bütün kirliliğe rağmen o mutlu huzurlu dünyayı kurma hayallerimiz hiç bir zaman tükenmesin savaşın acının gözyaşının annaların ağlamadığı insanların inançlarından düşüncelerinden dolayı horlanmadığı dünya bir dünya dileklerimle sevgi ve saygılarımla