
Günümüzde artık siyasi partilerin işleyişleri ve eylem planları tamamına yakın olarak halkın talepleri doğrultusunda şekillenmekte. Bu sebepten son dönemlerde toplumsal beklentilerin karşılanması yönünde adım atmak yerine başasaran, kısırdöngünün içine sıkışıp kalan, geriye dönen ya da başladığı yere dönen siyasal hareketler kaybetmeye mahkum durumdalar.
Numan Kurtulmuş'un genel başkan seçilmesi ile Saadet Partisi'nde başlayan değişim hareketi ve değişime direnenler arasındaki sert çatışmanın bir sebebi var. Bunun sebebini Saadet Partisi'nin içerisine indirgemek hata olur. Bu çatışmanın sebebi halkın taleplerine cevap vermek isteyenlerin, siyasi paradigmaları değil halkı baz almasıdır. Bunun yanında siyasi partiler içerisinde yer alan lobiler, baskı grupları ve fanatikler; potansiyel seçmenlere ya da halkın talebine göre bir eylem planı belirlenmesinin aksine siyasal paradigmaların ön planda olduğu otoriter bir yapıyı savunmakta. Çatışmanın iki tarafını tanıtacak olursak; halkçılar ve siyasal paradigmacılar diye tabir etmek en mantıklısı olur.
Artık değişim isteyen ama öte yandan da geleneği muhafaza etmek isteyen bir kitle var. Bu kitlenin çağrılarına, isteklerine cevap veremeyen hiç kimseyi yine kitle söz sahibi dahi yapmıyor. Artık ülkeyi elitist burjuvazi değil, halkın içinden çıkan insanlar yönetiyor. Bu gerçeği gözardı etmek, başımızı kuma gömmekten farksız olur. Kayserili bir tornacının oğlunun Cumhurbaşkanı, sucuk işiyle uğraşan bir Fatihli gencin Başbakan olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Aristokratların devri kapandı ve halkın devri hüküm sürüyor senelerdir. O sebepten halkın isteklerine cevap vermekte başarılı bir iktidar partisi var. Bu başarıda halk bazında beklentileri yükseltiyor. Kürt illerde bugünlerde 'demokratik özerklik' talebi dahi, (doğru ya da yanlış) iktidar ve bazı muhalefet partilerinin halkın taleplerine cevap verebilme başarısıyla ortaya çıkmış cesur taleplerdir.
Ulus Devletler içerisinde toplumda kalıcı barışın sağlanması için enternasyonel değişime ve halkın taleplerine cevap vermek şart. Halk değişim istiyor, yenilik ve dinamizm istiyor. Çünkü 80 senelik Cumhuriyet tarihinde 10 senelik darbe nöbetleri ve kemalist statüko ile halk bezdirilmiş, sürekli bir kısırdöngünün içerisine mahkum edilmiştir. Bu sebepten halk artık askerî vesayetten, kemalist oligarşinin yönettiği siyasi gündemden, darbelerden, katı laisizmden sıkılmış durumda. 80 senelik yerleşmiş statükoya karşın güçlü ve dinamik bir reform hareketini isteyen ve destekleyen halkın kendisidir. Halkın bu değişim isteğine cevap veremeyen tüm politikacılar da bu doğrultuda kaybetmeye mahkum olmakla beraber barış umutlarına zarar verirler.
Bugün içi boş milliyetçi nâralar atarak, anıtlarda namaz kılarak, meydanlarda tiyatrodan darağaçları kurarak barış sürecini proveke etmeye çalışan statükocu sağ kanat ve kiliseci batı laisizmi propagandası ile ortalığı Şeriat geliyor Cumhuriyet elden gidiyor velvelesine verip halkı biraz korkutayım da oy kazanayım mentalitesine sahip statükocu sözde sol kanatın politik anlamda hiçbir geçerliliği yoktur. Toplumun %30 'unda dahi tezahür etmeyen bu katı statüko muhafazakarlığı artık gücünü yirtiriyor. Bu partilerin yanına bir de onyılların hareketleri ekleniyor. Koskoca Milli Görüş hareketi, içerisinden sanki hiç lider çıkartamayacak potansiyeli yokmuş gibi kurucusunu Genel Başkan seçiyor ve değişime direnen CHP-MHP cenderesi içerisinde kendi de yerini alıyor.
Süreci bundan farksız okursak hata yapmış olmaz mıyız? Numan Kurtulmuş ile SP'nin oy puanı neden yükselmişti? Çünkü Numan Bey, halkın isteklerine ve taleplerine cevap verebilecek lider potansiyeline sahip. Artık içi boşalmış sloganik laflar, sözde siyasi paradigmacılık eskide kaldı. Devir yenilikler devri, halka inebilme devri. Değişim tek yüzü olmayacak yüzleri olacak. Bu yüzler de senelerdir baskılardan, askeri vesayetten, statükodan sıkılmış halkın yüzleri olacak. Bu halkın taleplerine ve isteklerine cevap verebilen her siyasi, değişime aktif olarak katkı sağlamış olur. Ama hala aynı kalacağım diyen, körü körüne gelenekçiliğe devam eden, partici, tabancı zihniyet kaybetmekle beraber gerileyecektir ve zaman içerisinde tarihe gömülecektir. Değişime direnenler, kaybetmeye mahkum olurlar...
Yorumlayan: |
Bekir Altıok |
Tarih:09 Kasım 2010 Salı Saat 13:00 |
tebrikler
Samed bey siyasal bilimleri bitirdiğini iddia etmiyor zaten. bence gündemi anlatan çok iyi bir yazı. siyasi deneyimle, okumayla bunun alakası yok. halkın sesine kulak vermeyen tüm siyasi hareketler günümüzde kaybolmaya yüz tutarlar.... |
||
Yorumlayan: |
adnan sezgin |
Tarih:08 Kasım 2010 Pazartesi Saat 17:57 |
tutarsız bir yazı
''Günümüzde artık siyasi partilerin işleyişleri ve eylem planları tamamına yakın olarak halkın talepleri doğrultusunda şekillenmekte.'' diye başlamış yazı fakat bunu neye dayanarak söylediğinizi ıspatlamanız bir kaç örnekle en azından sözünüzü geçerli kılmanız gerekmekte. halkın hareketleri ve siyasal partileri sanırım birbirine karıştırıyorsunuz. buda sanırım yaşınızın gençliğinden kaynaklı olsa gerek. pek bir siyasi deneyiminiz yada siyasal okumuşluğunuz yok gibi görünmekte. hiç bir siyasal parti toplumun gereksinimlerinden kendini inşa etmez şekillendirmez. kendi ideolojisine bir kılıf hazırlar ve her yapısal değişimde bu gizleme planlarının bir farklılaşmasıdır sadece. bana şuan günümüzün hangi partisinin halk hareketleri ile bağdaşlaşan bir siyasi yaptırımını görmüş de yazıyı yazan arkadaş bunları söyleme ve bu kadar gerçek reailete gibi sunmaktadır. yazının diğer konularına giriş ise tam bir heyezan sanırım siyasaldan anlamıyorsunuz hiç.... |
||