Hrant Dink'in öldürülmesi neden diğer kayıplarımızdan daha çok gündeme getiriliyor? Bu sorunun cevabını merak edenler sanıyorum ne gündemi ne de 100 senelik facianın başımıza ördüğü resmi ideoloji belasını ve hedeflerini biliyorlar.
İşgalci Emperyalist batılıların müdahale ettiği yerlere baktığımızda işgallerini başarıya ulaştırdıkları ülkeler ayak bastıkları ama daha sonra orayı terk ettikleri ülkelerdir. Çünkü bu egemenler yerlerine o bölgenin belini bir daha doğrultamayacağı fitneler bırakmışlardır bunlar kuklalar, kukla ideolojiler veya bölgedeki unsurların arasına bırakılan kavga tohumlarıdır.
Yani işgalciler Türkiye'de başarılı, Afganistan'da henüz başarısızdır. Bölgemize bakarsak Mısır'da, Suriye'de, Irak'ta ve diğer ülkelerde bunu görebiliriz. Kuklalar değişse dahi o bölgelerdeki fitne tohumları yeşermiş, büyümüş ve kötülük yayan dev sarmaşıklara dönüşüp mazlumları köşe bucak sarmıştır.
Türkiye'deki bu fitne ise Türk-Kürt, Türk-Ermeni, Alevi-Sünni gibi farklılıkları ülkeyi kaosa sürükleyecek anlaşmazlıklar üzerinden körüklenmeye de devam ederek sürmekte. Ve halen Türkiye'de yönetime gelen hükümetler dışpolitikada ABD ve katil arkadaşlarının dediklerini yapmazsa içerdeki kavgalarla tehdit ediliyor, ABD'nin maşası olmaya mecbur bırakılıyorlar.
Bu fitneleri aşmak için önce zihinlerimizi temizlemek, arındırmak zorundayız. Çünkü uzun operasyonlar sonucu bu fitneler toplumun içindeki her farklı kesim için farklı versiyonları olmak üzere zihinlere sokuldu.
Biz birbirimizle barışmak durumundayız. Türkiye'de Ermenilerle Türklerin barışması demek Filistin'de, Suriye'de, Irak'ta çocukların ölmesinin önüne konulan bir engel demek. Kürtler ile Türklerin birbirine ırk gözlükleriyle bakmaması, bütünleşmesi, ülkenin büyümesi, gelişmesi ve gerçek düşmanlarının farkına varması demek.
İçine düştüğümüz bu bataklıktan, kördüğümden kurtulmanın kahramanlıklarla, silahlarla, linçlerle gelmeyeceğini anlamalıyız. Aksine bunlar daha da batmamızı sağlayan sahte çözümlerdir.
Türkiye'yi sevenler kof sloganları, düşmanlıkları bırakıp bu engelleri aşmaya çalışmalı.
Bu engeli ordular değil halk aşacaktır.
Bu engel savaş meydanlarında değil kahvelerde, evlerde, arkadaş meclislerinde aşılacaktır.
İşte bu bahsettiğimiz engelin farkında olan biriydi Hrant Dink. Kendisi bu ülkedeki insanların birarada yaşamasını savunuyordu. Ermenilerin ilacının Türklerde, Türklerin ilacının ise Ermenilerde olduğunu söylüyordu. Başımıza bu belaları salan batılı devletleri değil birbirimizi çözüm olarak gösteriyor ve elbette o batılı güçlerin başımıza bela ettiği, çocuklarımızın başörtüleriyle okullara girmesini, Kur'an öğrenmesini engelleyen resmi ideolojiye de karşı çıkıyordu.
Bu özellikleriyle ön plana çıkan bir Ermeni, toplumun farklı kesimlerinden de normal olarak sempati toplamıştı.
Bir kişi yeterdi Ermeni-Türk sorununu çözmek ve zalimlerin aramıza soktuğu fitne kaynağını kurutmak için. İşte o kişi Hrant Dink'ti.
Dink'e karşı sistemli bir şekilde yürütülen linç kampanyası finale de ulaştırılarak arkasında kimsenin olmadığı bu adam toplumun önünde linç edile edile öldürüldü.
Yerde yatan adam 'biz barışmak istiyoruz' ve 'barışarak güçlenmek, karışınıza daha güçlü dikilmek istiyoruz' diyen Türkiye insanlarının gözünün için sokulan 'oturun oturduğunuz yerde' mesajıydı.
Yüreğimizde kopan fırtınanın sebebi işte budur. Metin Yüksel'e sıkılan kurşunla aynı kurşunun sahibi arıyoruz biz.
Ve evet manşet doğrudur, Hrant'ın ölümünden bir fırsat doğurmak istiyoruz.
Bu fırsat Allah vergisi olan ırka karşı çıkmanın isyan olduğunu halkımıza anlatabilme fırsatıdır.
PKK'yı kötülemek için bile onların Ermeni olduğu söyleniyorsa Allah'ın seçtiği ve bize kabul etmenin düştüğü ırka itiraz ediliyor yani Allah'a isyan ediliyor demektir.
İşte biz zihinlerimizde oluşturulan bu 'Şeytan Ermeni' anlayışını da yıkmak istiyoruz ve 'Hrant' diyoruz,
biz barışmak istiyor ve Hrant'ın öldürülmesinin bunu engellemeyeceğini hatta daha da azimlendiğimizi o katillerin karşısına dikilerek söylemek istiyoruz.
Hrant'ın öldürülmesi Türk-Kürt-Ermeni tüm Türkiye toplumuna karşı bir meydan okumadır, biz buna hep beraber durmamız gerektiğini düşünüyoruz. Müslümanlar olarak bu görevin en önce bize, Müslümanlara düştüğünün de bilincindeyiz.
AKP hükümeti ise daha dik durabilmek için içerdeki problemleri çözmesi gerektiğini artık anlamalıdır. Hrant'ın katillerini bularak
aslında katliama uğrayarak öldürülen kürt kardeşlerimizin,
nöbet tutarken öldürülen mehmedlerin,
İstiklal Mahkemeleri'nde asılan alimlerimizin katillerinin uzantılarını da bulacaktır.
Hrant'a sahip çıkar gözüken bazılarının Müslümanların acılarına ortak olmadığını hatta o gün meydanlara çıkan bazılarının Müslümanlar zulme uğrarken alkış çaldığını çok iyi biliyoruz. Ama biz o azgın azınlığa kızarak Ermeni komşularımızın haklarını savunmak, dertleriyle dertlenmek gibi bir sorumluluğu terkedemeyiz.
Hrant konusuna özel olarak değinmemin sebebi içimizdeki asabiyetin (ırkçılık) sürdüğünü görmemdendir. Cahiliye dönemine döndürülmeye çalışıldığımızı net olarak görebiliyorum...
İnsanlığa kurtuluş olacak Tevhid mücadelesini sürdürenler içlerinde böyle marazlar taşıyorlarsa önce kendileri şifa bulmalıdırlar. Dünyaya Tevhidle adalet götürme iddiasında olanların milliyetçilik yapması oldukça komik ve Tevhidi anlamadığının bariz işaretidir.