
Çocukluğumda kandil simitlerinin ambalajları üstünde gördüğüm ve bana garip bir şekilde mutluluk veren bir söz vardı: 'Huzur İslamdadır.' Zor bir hayatım vardı ve bu söz çoğu zaman hayatı sevmeye sürüklüyordu beni. Hayatı seviyor ve İslam'ın ritüelleri arasında kainatın tüm cenderesinden uzaklaşarak mutlu oluyordum anlam veremediğim şekilde..
Biraz büyüdüğüm zaman, İslamiyeti daha iyi anlamaya çalıştım. Hayatının her alanında, her dakikasının içinde etkisi olan bu mistik düşünce sorgulanmalıydı. Neydi istenildiğinde kalbe huzur veren bu kadar güçlü soyut felsefe? İslamiyeti tanıma çabası beni huzurlu kandil günleri namazlarından alıp huzursuz; gözyaşı, öfke, çaresizlik ve karamsarlıkla dolmuş Gazze sokaklarına götürdü. Kalbimin derinlerinden, Gazze'nin toz bulutu havasına seyahat ettiren düşünce neydi, ne değildi çok sonradan anladım. O düşünce İslamın gücüne sorulmuş bir 'nasıl' sorusuydu...
Büyümüştüm ve İslamiyeti biraz daha iyi anladığımı düşünüyordum. Çok sonralarda etrafımda evine kandil simitleriyle giden insanlar gördüm yüzleri gülen. Herkes birbiriyle kandilleşiyor, stres dolu iş hayatının, okul hengamesinin, kısacası modern hayatın tüm monotonluğunun bir geceliğine de olsa kenara itildiğini ve huzura erildiğini hissediyordum. Mutluluktu fakat geçiciydi. Geceleri kandil sohbetleri ve Yüce Allah'ın aşkınlığının düşüncesiyle aydınlanan kalpler, sabahleyin 07.30'da çalan alarmın sesine yenik düşüyor ve tekrar sonsuz kez kararıyordu. Horozlar onyıllar önce susmuş, artık alarmlar konuşurken her sabahın döndüğü anda; yeryüzünde Musalar ölüyor, Firavunlar doğuyordu. Bir önceki gece sizinle Rabbin güzel sözleriyle kandilleşen insan, sabahleyin yok yere kalbinizi kırıyor, canınızı acıtıyordu. Herkesin kaçırdığı ama benim İslamı anladığımı düşündüğümden her kandil gecesi yakalamaya başladığım açık ama bir o kadar gizemli bir kadraj vardı. İşten evine kandil simidiyle giden güleryüzlü adama, sonuna kadar açılmış gözleriyle imrenircesine bakan evsiz bir çocuk. Çocukluğum fotoğrafın bu kısmını görmeme engel oluyordu belki fakat artık kadrajın tamamını açık ve net şekilde görebiliyordum. İslam, huzur veriyordu kimisine. Tıpkı bir eroin gibi, esrar gibi, kokain gibi. Ve o sarhoşluk bittiği zaman, İslam bitiyordu. Oysa böyle olmamalıydı, olmamıştı. Huzur İslamdadır bir uyuşturucu sloganı olmamalıydı, bu çocukluk hatıralarıma acı bir hançer gibi saplanmamalıydı...
Bu kadrajı defalarca gördüğüm zamanlarda İslamı daha fazla düşünmek istedim. Sonra birgün İranlı biriyle tanıştım. Karizmatik, eğitimli, beyefendi biri. İlim sahibi, ateşli birisiydi. Hem genç, hem ihtiyardı. Olgun birisiydi fakat bir delikanlı kadar ateşli ve heyecanlıydı. Bana dünyaya ve İslama dair birçok şey öğretti. Hepsi de seyahatime hız kazandıran bilgiler oldu. Bu bilgenin adı Aliydi, Ali Şeriati. Şöyle demişti fi tarihinde, fizanda: "Eğer bir Din yetimi korumuyor, kimsesize sahip çıkmıyor, ezilenlerin sesi ve soluğu olmuyorsa yalandır ve afyondur. Bunlar olmadan kılınan namaz, tutulan oruç, gidilen hac, kesilen kurban, ihya edilen kandil geceleri, ziyaret edilen türbeler vesaire Ebu Cehil'in hacılara su verip de yetimi ve yoksulu görmemesi gibi yalandır, afyondur!" Bilge doktorun bu sözü bir anda aklımın içindeki 'Huzur' imgesini yıkıp imha etti. İşte tam o an anladım, o an farkına vardım Huzur İslamdadır şiarının aslında İslami hareketin özüyle örtüşmediğini.
Hz. Muhammed, vefaat etmesine yakın döşeğinin yanında kendisine ağlayan Hz. Fatıma'nın başını okşayarak şunları söyledi o cesur ve güzel yüreğiyle: "Üzülme kızım, babanın acıları sona erecek." Bunu duymak acı veriyordu. Oysa Son Peygamber, benim çocukluk kahramanım, olmak istediğim kişi, en sevdiğim yaratılan, sarılmak istediğim, elini öpmek istediğim, muhabbet etmek istediğimdi. Fakat hep acı çekmişti.. İslam ona dertler ve ızdıraplar kazandırmıştı. O acı ve ızdıraplar arasında geçen ömrüyle önümde dururken, bir elindeki deri iş çantası diğer elindeki kandil simidiyle etrafa sahte gülücükler saçan, uyuşturucu bağımlısı yoksul ve evsiz çocukların fotoğrafta önüne geçerek "Huzur İslamdadır" diyen adam neden mutluluk pazarlıyordu? Bu işte vardı bir iş.. Oysa "Benim bildiğimi bilseniz, az güler çok ağlardınız" derken, Muhammed (a.s.) 'in kastı kendisinin hayatı okuma şekliydi. O yoksulları, ezilenleri, evsizleri, köleleri biliyor ve çok ağlıyordu. Ümmetine ve insanlığa armağan ettiği İslamı, huzur ilacı olarak pazarlayacağımız O'nun aklına gelir miydi hiç? Oysa huzur değildi islamda olan, kaygıydı! Kaygılanmaktı, endişe duymaktı.. Birileri için endişelenmekti. Bunu anlayamamıştı işte İslam'ı bir anti-deprasan, bir uyuşturucu hapı gibi kullanıp atan bağımlılar! Kaygı İslamdadır, O'nun özündedir. Komşun için kaygılanmazsan bizden değilsin sözünü de mi duymadın hiç?
İşte bu seyahatten sonra Gazze'nin ortasına düşen bir bombayı düşünür oldum her İslam denildiğinde... Gece yarıları, bilgisayarlardan yazılan amatör makaleler kurtaracak mıydı acaba bizi, bunu sormaya başladım artık. Layık olabilecek miyiz üstüne yüzlerce insanın ortasında işkembeden akan pislikler dökülen Resullullah'ın mücadelesine. Ya çarmıha gerilmeden bin türlü işkence çeken Hz. İsa'ya, denizi yarıp ümmetini feraha kavuşturan sonra aynı ümmeti tarafından ihanet edilen Hz. Musa'ya layık olabilir miyiz? Hangi birimiz Meryem kadar cesurduk, dik ve vakur. Fatıma kadar, Zeynep kadar asil.. Olabildik mi? Bu kaygı işte aslolan, bu kaygı varolduğu sürece İslam varolacak. İslam, kaygılanmaktır. İnsanlık için, kendin için, tabiat için, kainat için, hayvanlar için, toplumlar için kaygılanmaktır. O kaygıyı ayakta tutmak, acıları ızdırapları dertleri anlayıp, bunların merhemini ve devasını amaç edinmek: müslüman olmanın ta kendisidir...
Rab bizi kaygısız kullarından, uyuşturucu müptelalarından beri kılsın. Kaygımız daim olsun, ahiretimiz huzurlu olsun. Esenlikler...
Yorumlayan: |
M. Şimşek |
Tarih:01 Nisan 2011 Cuma Saat 10:28 |
esselam
"Bilge doktorun bu sözü bir anda aklımın içindeki 'Huzur' imgesini yıkıp imha etti. İşte tam o an anladım, o an farkına vardım Huzur İslamdadır şiarının aslında İslami hareketin özüyle örtüşmediğini..." Bereketli yazınız için Allah razı olsun... Kaygımız Rıza-ı İlahi olsun.. Rabbim ebu cehil mantığından beri eylesin cümlemizi... |
||
Yorumlayan: |
Ayse Tarımer |
Tarih:26 Aralık 2010 Pazar Saat 12:43 |
....
İnsanın zikrinin ne olduğunu bilmek istiyorsanız kaygılarına bakın. Eğer kaygısı sahte ise o zaman zikretmis olmaz. |
||
Yorumlayan: |
Kanafi Groundam |
Tarih:24 Aralık 2010 Cuma Saat 10:12 |
.....
"Dünya Mü'minin Zindanı, Kâfirin Cennetidir." |
||
Yorumlayan: |
Büşra Bakan |
Tarih:23 Aralık 2010 Perşembe Saat 13:30 |
...
"Hz. Muhammed, vefaat etmesine yakın döşeğinin yanında kendisine ağlayan Hz. Fatıma'nın başını okşayarak şunları söyledi o cesur ve güzel yüreğiyle: "Üzülme kızım, babanın acıları sona erecek." Bunu duymak acı veriyordu." gözlerim açıldı bir kez daha :( tebrikler... |
||
Yorumlayan: |
Cihad Kayaduman |
Tarih:23 Aralık 2010 Perşembe Saat 13:06 |
Ümit Ve Korku
Sanıyorum Kur'an'da bahsedilen ümit artı korku formülünün karşılığı oluyor kaygı. İşte bu kaygıyı duymadan bizi bu kaygı harekete geçirmeden iman etmiş sayılmayız. İslam'ın, Allah'ın davasının anlaşılması konusunda ümit umut ve kaygı dolu bir yazı tebrik ederim... |
||