Kahramanlarınız gazete köşelerinden, televizyon ekranlarından çemkirip durdu. Siz de hiç boş durmadınız; sayısız küfür maili döşendiniz.
Hele bir durun; nasıl ki onca insana sıra geldi, ona da gelir dedik, tınmadınız.
Ne dediysek olmadı.
Önceden de afra tafra yaptınız ama hep yanıldınız, yine yanılacaksınız. Kulaklarınızı çeke çeke "Midas'ın Kulakları"na çevirdik, akıllanmadınız.
Ağzınız üstüne gitmedi; dakka susmadınız.
Yaşar Büyükanıt niye yargılanmıyor, "27 Nisan e-muhtıra"nın hesabı ne zaman sorulacak deyip durdunuz.
O kadar ki, Büyükanıt darbe yapamadığından ötürü içerlediğinizi çocuklar bile anlar oldu.
Aha da Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı mahut "e-muhtıra" için soruşturma başlattı, şimdi ne yapacaksınız?
Ne susuyorsunuz, hadi devam edin o salak şarkınıza; Org. Yaşar Büyükanıt'a adliye yolu göründü işte.
Doğrusu bu ya, sizin karşınızda haklı çıkmak artık keyif vermiyor. Mahcup olmanızın da bundan kelli pek anlamı kalmadı.
Kulaklarınızı da çekmek istemiyorum.
Ağzınız bir karış havada kalsın istiyorum. Bir de bunu deneyelim; bakalım işe yarayacak mı?
Nasıl mı olacak bu?
Şöyle: Size "çakmak" yerine ödüllendireceğim.
Zevkten dört köşe olacaksınız.
Özgürlükçü solcuların, liberallerin falan rahatlarını bozacağım.
Bu arkadaşlar, Türkiye'nin dört bir yanının düşmanlarla çevrili olduğu iddiasından hareketle sürekli bir tehdit algısı oluşturmanın militarizmin vazgeçilmez yakıtları arasında yer aldığını hep söylerler.
Doğrudur; bu tehdit algısı medyadan siyasete, mektep kitaplarından gündelik hayata kadar sirayet etmiştir.
Militarizm de en kaba tanımıyla, askeri kurum ve değerleri diğer toplumsal kurum ve değerlerden üstün tutmak demektir. ("En güvenilir kurum" anketleri boşuna yapılmıyordu yani.)
Askeri kurum ve değerleri üstün tutmanın biricik yolu da iç ve dış tehdit telakkisidir.
Bu saatten sonra "iç tehdit" algısının ne işe yaradığını konuşmaya gerek yok. (Askeri vesayetin mütemmim cüzü olduğunu Şinasi bile anladı.)
Ya dış tehdit?
Militarizm "dış düşman" tehdidini mütemadiyen zerk ederek kendine alan açmak istiyor diye "dış düşmanlarımızı" yok mu sayalım?
Militarizm ölümü kutsallaştırarak oryantasyon sağlıyor diye "Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?.." demeyelim mi?
Çocuklarımızın körpecik beyinlerini militarizmin kirlerinden büsbütün arındırmak için "dış düşmanlarımızı" yok mu sayalım?
Ya çocuklarımız Maraş niye "Kahraman", Urfa niye "Şanlı", Antep niye "Gazi" derlerse ne cevap vereceğiz?
"Çanakkale Şehitlerine" şiirini okuduklarında, "İstiklal Marşı" şairimiz atıyor inanmayın mı diyeceğiz?
Günün birinde Rusların 1878'de Yeşilköy'de karargah kurduklarını öğrenirlerse ne olacak peki?
Bunlar da "Haçlı Seferleri"nin alayı da tarih oldu, bir daha olmaz böyle şeyler diye çocuklarımızı avutalım hadi.
Ya Libya'da, Irak'ta, Afganistan'da ABD, İngiltere, Fransa falan ne arıyor derlerse ne cevap vereceğiz?
Bütün bunların üstüne...
Çağdaş uygarlık düzeyi olarak matine suare örnek gösterdiğimiz ülkelerin silaha harcadıkları bütçeyle bütün bir Afrika'nın bin kez doyacağını, o ölüm kusan silahların menzillerinin Hiroşima dahil yeryüzünün her karesine ulaşabileceğini öğrenirlerse ne yapacağız?
İşin aslı şu ki, çocuklarımız adamakıllı tarih şuuru da edinmeli, jeopolitik bilgisi de!
Bütün mesele "vesayet rejiminin" istismarına zerre miskali yol vermemektir.
Aloo, "vesayet rejimi" dedim artık ağzınızı kapatın.