
Son zamanlarda Müslümanlar içerisinde yükselen eşitlikçi, mülkiyetsiz, sınıfsız-sınırsız toplum hayali yani komünal yaşama yönelik söylem ve eylemler malumumuz bazılarını feci halde rahatsız etmiş durumda. Bu rahatsızlığın sebebi ise biz Müslüman gençler tarafından yine feci halde merak konusu oldu?!
Allah, ilk insandan bu yana insanların hayatını düzenlemeleri için kainata sürekli mesajını elçileri yoluyla iletmiştir. Bu mesajlar bütününün adı vahiy, vahiyle kurgulanan tüm bu sistematiğin de adı Din olmuştur. Hepimiz yaşadığımız hayatımızda sorumluluklarımızı idrak ettiğimiz anda din ile iletişimimizi kurmak ile yükümlüyüz. Kainatı ve kendi içimizdeki kainatı (Mustafa İslamoğlu Hoca'nın tabiriyle) sorguladığımız zaman, hayata farklı bir perspektiften bakmaya başlarız. Hayatta nadir hakikatlerden birisi 'ölüm'dür. Ölüm ve doğum hakikattır ve bu döngü yaşadığımız her an çevremizde tekerrür edip durur. Biz bu döngünün içinde kendi doğum ve ölüm çizgimiz arasında bir imtihana tabi olduğumuzun farkına varırız. Ve bundan sonra insanlığa karşı sorumluluklarımızı sorgularız. İnsanlığa karşı olan sorumluluklarımızı yerine getirmek zorunluluğunu hissederiz. Bir kişinin insanlığa karşı olan sorumluluğu, Allah'a karşı olan sorumluluğunun aynısıdır. İnsanlığa karşı olan sorumluluklarınızı yerine getirdiğiniz zaman muvahhid, muttaki, ebrar, mümin olmuş olursunuz...
Recep İhsan Eliaçık son zamanlarda gencinden yaşlısına Türkiye'de birçok insanın okuduğu araştırmacı bir yazar. Kendisine 'din adamı' denilmesinden hoşnut olmayacağı için din adamı veya hoca sıfatını kullanmıyorum. Bu sebepten ve kendisini halkın içinden gördüğüm için ve kendisinin de hoşlanacağını düşündüğümden Ağabey olarak hitap etmek istiyorum. Bununla birlikte bilgisi ve niteliğiyle din konusunda bir otorite olduğuna ve dinlenilmesi gereken, anlanılması gereken değerli birisi olduğuna bir genç olarak inandığımı da aynı zamanda beyan etmek isterim.
İhsan Ağabey'in söylemi bir genç olarak beni neden meraklandırdı ve heyecanlandırdı? Çünkü daha yirmili yaşlarda birisi olarak dünyadaki adaletsizlikleri, sömürüyü, zorbalığı ve egemen sermaye gücünü az çok idrak etmiş birisiyim. Çevremde de böyle düşünen, akletmeye çalışan bir yığın arkadaşım var. İnsanlık modern çağın getirdiği kapitalizm ve emperyalizm gibi iki büyük sorunla karşı karşıya. Birileri tarihi geçmiş milyonlarca ürünü gıda şirketlerine iade ederken, birileri (milyonlarca kişiden bahsediyoruz) afrikada açlıktan ölümünü bekliyor. San Fransisco'nun, Moskova'nın, Paris'in, İstanbul'un, Prag'ın fast food lokantalarında obezite çocuklar elindeki hamburgerlerin içinde mayonez olmadığı için babalarına sitem ederken, dünya'nın birçok yerinde babasından sadece yiyecek bir ekmek bekleyen milyonlarca çocuk var. Şuan stoklanan gıda ürünü miktarı batıda söylenen rakamlara göre gezegeni 5-10 sene doyurabilecek kapasitede. Ama egemen güçler ve sermaye sahipleri ellerinde bulundurdukları bu ürünleri pazarlayarak servetlerini genişletmenin derdinde. Oturdukları gökdelenlerin en tepelerine paralarını yığarak gökyüzünde sandıkları Tanrı'nın tahtına ortak olmak istiyorlar akılları sıraca. Mülkperest mantık, satanizme varan o sapkın güruhtan bile kat be kat tehlikeli. İnsanlar bunu hala anlamış değil...
Aslında burada İhsan Abi'nin ortaya koyduğu gerçeklerden ya da önerilerinden bahsetmeyeceğim. Hala kendisini okuyan ve ortaya koyduğu şeyler üzerinde araştırmalar yapan birisiyim. Ne sosyo ekonomik anlamda ne de teolojik anlamda mülkiyet konusunda otorite sahibi birisi olarak görmüyorum kendimi, bu yüzdendir ki burada tez - antitezcilik oynamak istemiyorum. Ben, zamanında Mümin Sekman okumuş birisiyim. Hala da okurum. Bununla beraber, bloomberg de izlerim, cnbc-e de anlamasam dahi arada ekonomi programlarını da takip ederim. Tüketim toplumuna yönelik bir pazarlama stratejisi olduğunu bilsem dahi modayı da takip ederim. Genç Müsiad'dan arkadaşlarım da oldu. Dünya çapında başarı hikayeleri hala dikkatimi çeker. Neo-Liberalist arkadaşlarım var. Araştırıp eden ve doğruyu bulmaya çalışan bir insanım. Anarşist, sosyalist, komünist olarak nitelemem kendimi. Hatta müslüman olarak da nitelemem kimi zaman. Müslüman olma gayesinde, Müslüman olmaya çalışan birisi olarak nitelendiririm. Bu sebepten benim bu konuda söyleyeceğim şey çok saf ve temiz duygularla söylenmiş şeylerdir. Şimdi gelelim bir genç olarak dertli olduğum konuya...
Çocukluğumdan beri müslümanların arasında büyüdüm. Dindar bir ailenin ve çevrenin çocuğuyum. Az da olsa Müslüman çevre ile haşır neşirim. Bluğ çağımdan bu yana hep müslümanlığımın yanına birileri tarafından 'milli' terimler ve doktrinler enjekte edildi. Bu zaman zaman aile oldu zaman zaman çevre, bazen okulum, bazen devletim tarafından. İslamı algılama sürecimde dahi, milliyetçi şovenist söylemlerle beslendirilmeye çalışıldım hep. Müslüman deyince aklıma peygamberden sonra Fatih Sultan Mehmet gelirdi çocukken. Mustafa Kemal'in dua ederken çekilmiş fotoğrafı gösterildi defalarca okullarımda. Türk demek müslüman olmuş oğuz boyları demektir diye bir terane hatırlıyorum hatta liseden yahut ortaokul zamanlarımdan. Biraz daha büyüdüğümüzde Türk-İslam haritaları, Rehber Kuran Hedef Turan söylemleri sarmallamaya başlamıştı dört bir yanımızı. Eee genciz, çocuğuz ya etrafa da sorardık. Din için otorite bizim için ana,baba,abi, kardeşti o zamanlar. Çevreden bu kavmiyetçi İslam modeline yönelik bir kere dahi negatif bir eleştiri almadım. Bilakis en ümmetçisi, en insanlığı düşüneni bile rahatsız değildi bu harmanlamadan. Türk-İslam sentezi müslümanların kanına işlemişken, hiç kimse çıkıp gençler "kavmiyetçilik yapan bizden değildir" demiyordu. Biz böyle büyüdük. Sonra ne mi oldu? İslam adı altında savaşlarda cariyeler alınabileceğini, ganimetlere sahip olunabileceğini, zorla sünnet bile edilebileceği öğretildi o Osmanlıcılar tarafından bizlere. Bunları derken en akıllıları çıkıp hoşgörüden bahsediyordu. İşte o en akıllılar da olmasa belki hepten ülkümüz yeryüzünde türk ve müslüman olmayan tek bir insan kalana kadar saldırgan, despot, baskıcı ve zorba bir mücadele vermek olacaktı.
Kimse kimseyi kandırmasın ki Türkiye'nin batısının bir gerçeğidir Türk-İslam sentezi. Ve Müslümanlar bu pisliği içlerinde senelerce barındırmışlar hiç rahatsız olmadan.(Kimilerini tenzih ediyorum) Bu sentez, sonrasında farklı pencereler açmış ve Müslümanlar faşist geleneğin namaz kılan modelleri halini almaya yakınlaşmışken, içimizden aydınlar, düşünenler, alimler çıkarıp kurtarmışız kendimizi. Bu süreçte İslami Camia'nın alimleri, hocaları, şeyhleri, söz sahipleri, otorite sahipleri zerre rahatsız değilken; sadece salt ve saf olarak mülkiyet edinmenin olmadığı eşitlikçi ve paylaşımcı adil yaşamı savunan İhsan Abi'den neden bu kadar rahatsızlar! İslam sekülerleşiyor mu yok İslam sola mı kayıyor diye ortalığı velveleye verenler neden senelerce sağ (kastım ırkçı milliyetçi düşünce) Türkiyede İslamın içine enjekte olurken seslerini çıkarmıyordu. Sadece soru soruyorum amacım birilerine hoyratça sitem etmek değil, cevaplar aramak. Altıncı filo, Türkiye kıyılarına yanaşırken komünistler Amerikan askerlerine saldırıyor, komünistler bizim düşmanımız o zaman Amerika askerlerini savunmalıyız diyen Sözde İslamcı Ağabeyler cevap versin isterlerse. Biz Afganistan'da, Pakistan'da, Irak'ta kimle savaştık onu da söylesinler bir de ne olur...
Demek ki Müslümanların son zamanlarda cereyan eden İslam sağ mıdır, sol mudur tartışmasının cevabını az çok anlayabiliyoruz. İslam sağdan da soldan da önce vardır. İslam insanlıkla beraber doğan bir harekettir dedik ya yazının başında. Ben buna inanıyorum. Ama geleneksel İslam, özellikle de Türkiye'deki İslam algısı malesef sağa yatkın, sağ ile entegre olmuş, harmanlanmış bir İslam. Bu yüzden İhsan Abi'den bu denli rahatsızlar. Umut ederim ki bu algı yıkılır ve insanlar İslam'ı anadan babadan alma, namaz kıl cennet kapcı etkinlik mentalitesinde, camilerin arasında sıkıştırarak yaşamayı sürdürmezler. Sadece İhsan Abi'nin değil, geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Muhammed Hüseyin Fadhlallah'ın, Muhammed Bakır es Sadr'ın, Ali Şeriati'nin ve birçok İslam Aliminin/düşünürünün de ekonomi üzerine düşünceleri nitelikli ve önemlidir, kesinlikle incelenmelidir. Kapitalizme karşı İslam Dini eğer çözüm getiremiyorsa sorun o dinin değil inananlarınındır. Çünkü haşa İslam asla eksik ya da noksan değildir. İnananlar Din'in dünyanın sorunlarına bir çözüm reçetesi olduğunu algılayamazlarsa, inanmayanların dine karşı bakışı hiç bir zaman değişmeyecektir. Domatesin, portakalın, ağaç kavuklarının arasında Allah yazısı aramaya devam edecekler bir ateisti inandırabilmek için. Oysa bilseler ki Din, yoksulun yetimin hakkını savunmak için, ezilen kadının erkek egemenliğine karşı güçlendirilmesi için, sınıfsız ve sınırların olmadığı bir dünya kurmayı hedeflediği için inmiştir; işte o zaman inanmayan kimse kalırsa da onlar aklını kullanamayan kimseler olacaktır.
Son olarak, pahalı arabalara binin, lüks evlerde oturun, refah içinde yaşayın ama gelip aşkın bir müminmişçesine eşitlikten, adaletten, paylaşımdan bahseden insanlara din üzerinden dil uzatmayın! Çünkü haddiniz değil. Bu Allah'a mahsus bir yetkidir bence. Mülkünüz, namınız, gücünüz size Tanrısallık bahşetmiyor, kendinizi Tanrı yerine koyup insanların imanını ve İslam algısını sorgulamak size kalmadı. Yarım milyon dolarlık evlerinizden, hacıyağı kokulu dergahlarınız arasındaki hayatınıza devam edin ama kimseye bulaşmayın. Herşeye rağmen gençlerin sizlere karışmadığı gibi! Biz gençler yüreğimizde koskocaman yeni bir dünya taşıyoruz. Ve malesef o dünyanın içinde sizler yoksunuz artık.
Yorumlayan: |
kuteybe |
Tarih:09 Aralık 2010 Perşembe Saat 16:40 |
tiksindim
"eşitlikçi, mülkiyetsiz, sınıfsız-sınırsız toplum hayali yani komünal yaşama yönelik söylem ve eylemler malumumuz bazılarını feci halde rahatsız etmiş durumda. " Bir müslüman olarak elbetteki bu laflardan tiksindim. ne demek komünal yaşam. Küfrün ağzıyla konuşmaya neden bu kadar meraklısın. İslamın özü neyinize yetmiyor. Batıdan ithal jargonlarla kimsenin kafasını bulandırmayıN. Selam hidayete tabi olanlara |
||
Yorumlayan: |
mehmet sefa |
Tarih:09 Kasım 2010 Salı Saat 22:58 |
Rest çekmekle başlar..
son paragrafını öpüp başa koyuyoruz.. .. belki biraz duygusal.. çoktandır köşe kapmış karnını doyurmuş geğirmesinin %50 sindeyken göz ucuyla bunu okuyan bir ağabeyimiz olursa eğer..hani kıçı yağ bağlamışından.. Yahut islam düşünürlerinden aldığıyla camiaya yeni ayak basan körpelere dermal/mental (tensel/beyinsel) tecavüze başlamış gençlik gitmeden ne koparsak kar anlayışındakiler.. Hadi hiç olmadı biz gibi net başında ahkam kesen.. Birazda üzerimize alınası bir mesaj bu.. " Herşeye rağmen gençlerin sizlere karışmadığı gibi! Biz gençler yüreğimizde koskocaman yeni bir dünya taşıyoruz. Ve malesef o dünyanın içinde sizler yoksunuz artık.." Lütfen gidin şu asalaklığınıza zemin ( kültür ) ortamı sandığınız camiadan..Lütfen gidin ağzımızı bozmadan.. |
||
Yorumlayan: |
GAMZE KUPLAY |
Tarih:09 Kasım 2010 Salı Saat 19:11 |
TEBRİKLER
öncelikle tebrik ederim yazınızı çok beğendim ancak Osmanlı konusunda yazdıklarınıza pek katılmıyorum. son dönemleri için bu söylenebilir ama özünde bunun olduğuna inanmıyorum... İslam gerçekten bir yaşam biçimi olmalı sadece sözde kalmayan bir yaşam biçimi... |
||