
Küçükken gazete okumazdım, çünkü çocuktum. Bir çocuğun anlamayacağı anlasa dahi tiksineceği şeyi içeriyor çünkü "politika". Gazeteye bakınırken her çocuğun yaptığı gibi resimlerin üstüne sakal bıyık çizerdim. Bazen babam kızardı gazeteyi okunamaz hale soktuğum için. Çok sonradan anladım ki yaptığım bu çocukça eylem aslında özünde tepki içeriyor. Bir çocuğun iplemeyeceği politik medya, her vatandaşın iplememesi gereken bir medyaymış...
Güne kötü bir başlangıç nedir benim için duymak ister misiniz? Her sabah kampüse gitmek için kullandığım metroyla seyahat ederken dörtlü koltuklarda yanımda dedikoducu teyzelerin outurup sabah sabah çene çalması. Ama metroya bir kaç sene sonra alıştıktan sonra anladım ki bunlardan daha kötü birşey varmış. Özellikle Bahçelievler durağından sonra ortaya çıkmaya başlayan Ataköylü elitistlerin karşımda dikilip Sözcü, Cumhuriyet ve menşei gazeteleri okurken ağzını yüzünü buruşturmaları. Arada bir ceketlerinin düğme kısmına taktıkları Atatürk rozetlerini düzeltip dururken vakur bir duruşla sağa sola bakınmaları, böbürlenmeleri. Otogar'da binip Yenibosna'da inecek olan (onlara göre) alt sınıf insanlara tiksinç bakışları. Bir de yine kötü olan bunların bana da tiksinerek bakması. Kötü ama rahatsız edici olan bu bakışları değil, çünkü umursamıyorum. Bana öyle bakmalarının sebebi muhtemelen her sabah okumak için aldığım gazeteler ya da kitaplar olabilir. Bu da önyargı denen illetin ne kadar çabuk tepkime verdiğinin göstergesidir bir yandan fakat insanlar artık insanları okuduklarına göre yargılıyor. Gazetelere göre insanların kutuplaşmaya başladığı bir çağda yaşıyoruz malesef.
Bugün Cumhuriyet gazetesi 27 Mayıs darbesine -hani şu Başbakanların ve arkadaşlarının idam edildiği kanlı darbe- devrim manşeti atıyorsa/atabiliyorsa bu ülkede medyanın ciddi şekilde sorgulanması gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Cumhuriyet dediğimiz basın yayın organı, bu ülkenin ilk medya yayın organlarından biri ise ve kurumsal yapısını senelerdir koruyorsa bu daha büyük bir sıkıntı. Ülkenin köklü medyası gördüğünüz gibi. Daha bunun diğer yanı var. Bir tarafı yese Ulan Tayyip diye başlık atacak Sözcü, kapital gayelerle iktidarla alenen savaşan Hurriyet, Milliyet, kısaca doğan medyası ve benzerleri Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel başkanı olduğunda yaptıklarıyla bir kere daha şunu ispatladı: bu ülkede medya hala kendini kutsal muktedir falan sanıyor. Doğan görünümlü şahinler vardır ya; Kemal Efendi de Gandhi görünümlü CHPdir benim gözümde. Bunu şu yüzden söylüyorum, medya yazıp çiziyor ya hani, Gandhi diye. Bir Gandhisever olarak rahatsız oluyorum artık. Şöyle bakmak lazım: CHP bir kurum değildir sadece. CHP, bir düşüncedir aynı zamanda, bir mentalite. Kemal'in yaptığı sadece o zihniyete kasket giydirmekten fazlası değil. SSK gibi sosyal bir kurumu batırabilme başarısı gösteren bir sosyal demokrat nasıl olacak da sosyal adalet getirecek diye sormazken medya denen o hayalperest güruh, biz soralım madem... Sen ne ayaksın pardon pardon siz ne ayaksınız sayın kasketli bey? Bilmiyorum ama tahmin ettiğim kadarıyla sol ayağınız epey zayıf. Ha bir de halk tavsiyesi: Aman medyaya fazla güvenmeyin. 1931'e dönme ihtimalimiz olsa rahmetli Menderes'i destekleyen o Cumhuriyet Gazetesi zihniyeti, bugün idamını orgazm olup övüyor. Sizi de yalnız bırakmasınlar bu yolda. Şimdi "manşetle gelen manşetle gider" derdim ama bu söylemi önceden kaptılar. İktidar yanlısı falan da değilim, helal olsun bile demenin "sempatizan" olarak nitelendirildiği şu kutupçu ortamda sadece doğru söylemiş Başbakan diyorum.
Medya gücü kırıldı mı kırılmadı mı bilmiyorum ama; medyanın yerini bilmesi gerektiğini düşünüyorum. Medya eleştiriyel olmalı, sorgucu olmalı. İletişim okuyan birisi olarak bunu yüreklilikler söylüyorum ki yandaş, yoldaş, candan medya her ne haltsa hepsine karşıyım. Bugün kartel medyası denen medyayı senelerdir eleştiren birisi olarak şunu söylüyorum; Cüneyt Özdemir gibi, Banu Güven, Engin Ardıç, Oral Çalışlar gibileri bu ülkede hep olmalı. Olsunlar da. Yılmaz Özdil olmasın mı, olsun kardeşim. Yazsın çünkü onlar gibileri duymaya da ihtiyacımız var. Ya da onların ekibinden kurultayda masaların üstüne çıkıp Kılıçdaroğlu'nun zaferini kutlarken böğşürenler de olabilir, onları da okuruz arada. Velhasıl kelam, medya medyalığını yapsın; politikacı da politikacılığını. Biz artık doğru dürüst birşeyler okumak istiyoruz. Katil cuntacıları öven sözler, politikacılar böğşürerek kutlayan gazetecileri okumak istemiyoruz. Çok mu şey istiyoruz sahi?
Yorumlayan: |
emre |
Tarih:28 Mayıs 2010 Cuma Saat 14:38 |
tespit doğru manşet yalnış.
ssk gibi bir kurumu batıra bilme diye yazıyı manşetlemek sanırım biraz sosyal devlet yapısındaki kurumları bilmemekten kaynaklı. şimdi ssk da o dönem yapılan illegal işler olabilir bunları düzeltmediği yada üstünü örttüğü için devleti zarar bilerek uğratıp uğratmadığı ile ilgili yazıla bilir. fakat şunu unutmayalım ki ssk bir sağlık ve sosyal hizmet kurumudur ve kar gütmez. ssk hizmet birimidir devletin halk için kurduğu kurumlar asla kar amacı gütmez hizmet ederler buda dolayısı ile her zaman ssk ve buna benzer hizmet kurumlarnın gelirden çok giderleri olur ve buna kar veya zarar denemez ... eğer bunu böyle kar edecek kurum gibi battı gibi lanse edersek bişeyleri kaçırmışız demektir. ama zahti muhteremin bilerek devleti zarara uğratması v.s. gibi söz edilebilir bundan.. |
||