Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kimsin Sen?
Samed Kahraman
abdussamedkahraman{x}gmail.com Dikkat! E-mail için {x} yerine @ işaretini yazınız.
20 Şubat 2010 Cumartesi Saat 22:07

İnsanoğlu hayatı boyunca kendisine sık sık bu soruyu sorar. Ama içinden ama dışından. Fakat "ben kimim" sorusundan daha önemli olan birşey varsa, o da sorunun cevabı ve o sorunun ne sıklıkta sorulduğu gerçeğidir.

Bu coğrafya üzerinde yaşamak, salt yaşamın yanında farklı zorluklar getiriyor yanında. Sırt çantalarımıza doldurduğumuz kitaplarla okula yürüyüşümüz bir çoğumuzun bilgiye ilk yürüşü aslında. İlk defa okula yazıldığım dönemden aklımda kalan yegane hatıralardan birisi; annemin okulun ikinci günü beni kaldırdığında verdiğim cevaptır. "Dün gittim, yine mi gideceğim?" 2. gün o yalnızlık ve dayanılmazlığı yaşadıktan sonra 3. gün anlamıştım ki artık ailemi sadece akşamları görebileceğim. Farklı bir ortama, farklı insanların yanına, farklı şeylerin konuşulduğu bir yerdeydim artık haftanın her sabahı. O üçüncü günde sormuştum kendime "ben kimim" diye ve ilk sorum olmuştu kendime, kendimi tanımak adına... Hayat akıp giderken defalarca bu soruyu kendime sormuşumdur. Ama sosyal hayata ilk adımımı attığım zaman o soruya verdiğim cevap ile; şuan üniversiteli genç olarak verdiğim cevap arasında milyon fark olduğunda karar kıldım. Çünkü belli belirsiz yüzlü, kirli ve bolca sakallı, vucüdu pis ve kıllı iki insanın bir ateş başında birbirine baktığı fotoğrafı "ilk insanların fotoğrafı" sanıyordum o zaman. Ama şimdi o fotoğrafın gerçekliğini bilen; o fotoğrafın ne amaçla hayatımın daha ilk evrelerinde beynime empoze edilme sebebini bilen bir insan oldum. Charles Darwin'in evrim teorisine inanmam ; ama o fotoğraftaki evrimcilik empozesine karşın; o fotoğrafı anlama süreci benim kabulümde insanlığın evrim sürecinin birebir kendisidir.

Yaradan'ın insanlığa yolladığı vahiylerin ilki olmasa da, Hz. Muhammed'in aldığı ilk vahiy olan "oku" kelimesiyle insanın evrim ve devrim süreci başlar. Belki elçi kadar seçimi yapma zorunluluğumuz konusunda aynı değiliz ama bir yerde bir seçim yapmak zorunda kaldığımız aşikar. Yani karşımızda Cebrail dikilip "oku" demiyor. Bilakis okumanı, görmeni istemeyen bir sistem var karşında ama o da "oku" diyor. Benim dediğimi oku, öğren, idrak et. Beni zikret, benim için yaşa, benim için öl diyen bir sistem. Okuyorsunuz tabi; çünkü bu coğrafya üzerinde yaşamak istiyorsanız en azından bazı şeyleri yapabilmek istiyorsanız; okumanız gerekli. Yaklaşık 12 senelik eğitimden sonra 17-18 yaşında bir lise mezunu insan olarak hayatın kendisi başlıyor. Her ne kadar çift bilinmeyenli denklem, Kavimler Göçünün Sonuçları, Hızın formülü, Maki İklim görülen yerler, 2.İnönü Muharabesi gibi olmazsa olmaz(!) bilgilere sahip olsanız da genelinde boşa geçmiş tam 12 seneden sonra 1-2 seneniz kalıyor. Üniversite umutları, 3 saatlik bir sınavın geri kalan hayatınızı belirleyecek olduğu gerçeği zorunuza giderse 20'de hazır askersiniz; yaklaşık 22'de bildiğin vatandaşsınız.. Bundan sonra da hayat bir şekilde gidiyor tabi; iş, güç, evlilik, aile kurma, çocuklarının geleceğini garanti altına alma gayesi vesaire...

İşte Sistem'in istediği bu hayat çizgisine amerikalıların deyimiyle time line'n bir yerine bir çomak sokmaksanız; o zaman sistem için bulunmaz bir birey haline geliyorsunuz. Kulakları var; duymazlar, gözleri var; görmezler sınıfının içinde sistemle kuçaklaşıp mutlu mesut yaşıyorsunuz. Eğer "İkra" ile başlayan devrime bu hayat çizgisinin bir yerinde başlamazsanız; gerçek bu. İkra'nın manasındaki oku'yu yüzeysel olarak okumak eyleminin dışında değerlendirip; okumaya başlamalısınız. Evet; Oku! Yaradan Rabbinin Adıyla Oku! diyor  Rab. Muhammed Peygambere hayatı, toplumu, insanlığı, insanlığın düştüğü durumu da oku demiyor mu bir yerde? Peki sen. Ne zaman OKUYACAKSIN? Sabah kahvaltısında Çay ile yetinmeyip; ballı süt, portakal sütü içen gence değil lafım veya sabahtan akşama kadar vaktini sokak köşesinde harcayan gence de değil. Tüm gün elinde telefonuyla onu bunu arayan, haberleşen ve sonra da kendini sosyal toplumun aktif bir bireyi zanneden ergene hiç değil. Veya alnını secdeden, elini tesbihten kaldırmayan ama gözünü, kulağını topluma çevirmiş o ibadetsever insana da değil. Sözüm okumayan herkese, özellikle gençlere ve geleceğin nesli çocuklara: Ne zaman milyon dolarlarla transfer edilen futbolcuları takip ettiğin kadar; bir feylezofu takip edeceksin. Veya sanatçıyı, yazarı, şairi, aydını, din adamını.. Ne olduğu, kim olduğu önemli mi? Ne zaman sistemin sana biçtiği hayat çizgisini kırıp atacaksın ve dümdüz giden o çizgiyle "LA (HAYIR)" yazacaksın onlara inat? Ne zaman televizyon dizilerinde gördüğün sahte kahramanları bırakıp; gerçek hayatta kahramanlık yapmışları, şehadet yolunda yürüyenleri bileceksin? Ne zaman beş para etmez muhabbetlerinin içinde binlerce hakaret, küfür ve iğrenç sözlerle konuştuğun arkadaşınla; sözlerin en güzeliyle, sevgiyle, saygıyla, retorikle konuşmayı öğrenip onunla kardeş olacaksın sen?! Ne zaman yolda yürürken önü kesilen, gasp edilen insanlara karşı umursamazlığın yerini; zulme karşı direnmeye, ses çıkarmaya bırakacak. İki elini zaptederek ters kelepçe yapan sistemin gözünün içine bakarak kıracak mısın o kelepçeleri; ellerini göklere kaldırıp. Unutma ki seni sen yapan içindeki insanlığı ortaya çıkartmak senin elinde. Oku, bakma sadece gör aynı zamanda, idrak et ve anla!

Şimdi söyle "Kimsin Sen!?" Kukla mısın hala? Yoksa kırdın mı zincirlerini. Artık dişlerini sıkıp, elini yumruk yapar oldun mu haksızlıklara? Ya da kör müsün hala; bakıyorsun ama göremiyor musun? Belki de görmeyi öğrenmişsindir; gördüklerini anlatmayı.. Öyle misin peki? Söyle bize, kimsin sen...

Bu yazı toplam 1234 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş..