
PKK'nın değiştiğinden bahsedenler, İslama ve müslümanlara karşı hoşgörü ile yaklaştığını, onlarla birleştiğini, müslüman kürtlerle tek vücut olduğunu söyleyenler var. Sivil İtaatsizlik eylemlerinde PKK'nın cuma namazlarını devletin yönetiminde olan camilerde değil de başka imamların arkasında kıldırması da İslam'ın devlet tarafından kullanılmasına bir itiraz olarak kamuoyuna sunulmuştu.
Daha önce PKK'nın yaptığı açıklamalarda Gülen hareketini hedef alması, Gülen Cemaati okullarına gidenlerin, dershanelerine çocuklarını yollayanların, bu okul ve dershanelere yerlerini kiralayanların en ağır şekilde cezalandırılacağını belirtmesi, yani halkı tehdit etmesi aslında birşeylerden son derece rahatsız olduğunu ortaya koyuyordu.
Bölgede Gülen hareketi dışındaki başka bir yapılanma olan Hizbullah Cemaati'ne karşı da daha önce yapılan suçlamaları, saldırıları biliyoruz. Son olarak Danıştay kararı ile tahliye edilen Hizbullah davası sanıklarının yerlerini açık ve aleni bir şekilde sıklıkla kürt düşmanlığı yapan Doğan Grubu'nun gazetelerine açıklayan ve “şu gün, şurada olacaklar” türünden haber yaptıran yine PKK idi.
Kısacası PKK bölgedeki İslami çalışmalardan oldukça rahatsız ve bunu alenen belli ediyor. Peki, PKK bu rahatsızlığını sadece çeşitli suçlama ve saldırılarla mı belli ediyor? Tabi ki hayır, arka planında PKK'nın olduğu bazı platformlara İslami camiadan çok önemli kişilerin alınması ve yukarıda bahsettiğimiz İslami alanda alternatifler sunulması, bu İslami hareketlerle bir anlamda mücadeleye girişildiğini açıkça gösteriyor.
Son olarak Sırrı Süreyya Önder NTV'ye verdiği röportajda çok ilginç şeyler söylemiş. Sırrı Süreyya'nın acemi bir siyasetçi oluşuna bağlamamız gereken bu dobra dobra açıklamalar aslında anlamayan kafalar için birçok şeyi özetliyor. Bakın ne diyor BDP'nin desteklediği Bağımsız Milletvekili Adayı (Eski Radikal Gazetesi Yazarı, Yönetmen) Sırrı Süreyya Önder:
Dinin kendi tarihine de baktığımızda, çıkışta hep yoksulların itirazı niteliğinde oluyor ancak bir süre sonra egemenlerin bir manipülasyon aracına dönüşüyor. Bir baskı aygıtına dönüşüyor. Tarihsel olarak dinin, dönüştürme ve ilerlemeden çok baskı ve imhaya hizmet ettiğini görmek mümkün.
Bu bağlamda bölgeye baktığımız zaman dini referans alan Kürt siyasal yapılarının sosyal iktidara dönük önemli çalışmaları olduğunu görürüz. Ortadoğu için de yeni eğilim budur. Bu gerçeğe çok az insan vâkıf. Mesela Müslüman Kardeşler’in Mısır’daki tarihine baktığımızda, Hama katliamından sonra Müslüman Kardeşler’le Mübarek arasında zımni bir anlaşma oldu. Onlar siyasal iktidar alanından uzaklaştılar ve silahsızlandılar. Mübarek de bunun karşılığında onlara dokunmama sözü verdi.
Suriye’deki Hama katliamının Mısır’da böyle bir etkisi mi oldu?
Tabii. Zaten Müslüman Kardeşler Mısır kaynaklı bir bölge hareketidir. O haritalar da çok anlamsızdır yani. Müslüman Kardeşler sosyal iktidar alanlarına yöneldi. Ne yaptı? 1000 kişilik bir bölgeye 10 kişilik bir sorumlu kadro atadı. Masonik de bir yapılanmadır, öyle her gelen kolayca içine giremez. Yoksulların çocuklarının eğitiminden hastalıklarına, düğünlerden ölümlere, halkın günlük ihtiyaçlarından yaşamsal planlarına varana değin; hayatın sosyal iktidar dediğimiz her alanını örgütlediler. Ve örgütlendiler.
Gelinen noktaya bakın. Tahrir söz konusu olduğunda Müslüman Kardeşler’in yaklaşımı şöyle oldu; daha demokratik bir düzene geçilirken Cumhurbaşkanlığı için aday bile göstermediler. Muhalefet ittifakının içerisinde de seslerini yükseltmediler. Fakat onlarsız hiçbir şeyin yapılamaz olduğu gerçeği ancak bugün ortaya çıktı. Çünkü o sosyal iktidar alanını tümüyle örgütlemişlerdi.
Dini referans alan siyasi hareketlerin 20. yüzyıl sonu 21. yüzyıl başındaki temel ortak özellikleri bu. Artık sosyal hayatı örgütlüyorlar, bunun hemen arkasından siyasal iktidarın geleceği ve onlarsız olamayacağı bilgisi açığa çıkıyor. Türkiye’deki bilumum cemaat yapılanmalarının refleksi de bu. Yardımlaşma örgütleri, burs veren dernekler, okullar, dershaneler, yurtlar vesaire. Bölgede de durum bundan farklı değil.
Dolayısıyla Kürt hareketi bu ihtiyacı, bu olguyu ilk defa fark etti. Nasıl fark etti? Bu alandaki dehşetli büyümeyi görünce. Onun için bu alanda da alternatif örgütlenmeler üretmeye başladılar. Mesela Diyarbakır merkezli Sarmaşık böyle bir örgütlenme. Ve damgalarını vurdular. İnayet, sadaka yahut karşılıklı mahkûmiyet çizgisinden çıkarıp çok daha insani bir noktaya çekmeye çalıştılar.
İlk defa Seydalar, Mellalar, Fatiler kendilerine siyasal alanda yer açıldığını gördüler. Yani bu sivil itaatsizlik eylemlerinin Cuma namazı boyutuna taşınması ve bunun Seydalar eliyle yapılması önemli bir şey. Bunlar bir enstrüman olarak dinin karşı tarafın elinden alınıp başka bir platforma oturtulma çabasıdır.
Ve can alıcı nokta:
Sekülarizm, bir sınıfsal mücadele veriyorsak, bu mücadelenin olmazsa olmazıdır. Her talebin yanına koymamız gereken bir vazgeçilmezimizdir. Fakat sahadaki eyleyişte bunlara böyle bir alan açmak da egemenlerin elinden bir manipülasyon aracını alma çabasıdır.
Yani Sırrı Süreyya bu açıklamalarla PKK'nın izlediği stratejiyi bir anlamda açık ediyor. İslami yapılanmalara karşı alternatif PKK yapılanmaları olmak zorundaydı diyor. Evet aslında dinle pek bir alakamız yok, dinle alakalı bir mücadelemiz yok, hatta dinin sömürü aracı olduğuna inanıyoruz ama egemenlerin elinde bulunan bu manipülasyon aracını da almamız lazım, diyor.
PKK'nın giriştiği bu taktiğe karşı müslümanlar ne mi yapmalı? Müslümanların ister PKK olsun, ister tağut olsun isterse Amerika olsun hepsine karşı izleyeceği siyaset bellidir. Müslümanlar insanlara doğruyu, hakkı, hakikati Allah'ı ve davasını, Allah'ın elçisini ve mücadelesini yaymak, onların kapısına kadar götürmekle mesuldür. Bu yönde yapılacak çalışmaların önünde duracak hiçbir strateji yoktur. Bu metoda alternatif olarak başarıya ulaşacak başka bir metot da İslam'ın hedefleri açısından bakıldığında bulunmamaktadır. Sırrı Süreyya'nın dediği gibi İslam, siyasi otoriteyi değil insanların yüreklerini hedeflemektedir ve bu hedefler başarıya ulaştığında siyasi güç de kendiliğinden gelmektedir.
PKK veya siyasi oluşumlarına karşı almamız gereken tavır milliyetçi, devletçi, ırkçı duygular gibi hastalıklı, müslüman bireylerin bünyelerinde bulunmaması gereken tavırlar değil, aksine Allah'ın elçisinin diğer insanlarla, oluşumlarla girdiği ilişkiyi örnek alarak bunu ilişki hukuku olarak görmektir.