
İman, duygularda kendini belli eder. Allah’ın davası için sadece heyecan/coşku duyan bir kişi aynı duyguları futbol takımları için de duyabilir… Allah’ın davasını sadece seven bir kişi aynı sevgiyi mal-mülk, makam, bir kız veya erkek için de duyabilir… Gerçek ve derin bir imanın en önemli alameti sabırdır. İşkencelere karşı sabredenler, ölümlere-yakınlarını kaybetmeye, yoksulluğa veya İslami davet için hor görülmeye, gece gündüz çalışmaya, yorgunluğa, gidilen kapılara tekrar- tekrar gitmeye, kötü söz işitmeye dayananlar, sabredenler gerçek imanın tadını alabilmişlerdir. Sabır, iman konusundaki en büyük belirleyici duygudur. Allah’ın davasını çocukluktan kalma bir gelenek-görenek bağlılığı gibi gören insanların yaptıklarının imanla alakası yoktur, onlar aslen milliyetçilerden farksızdırlar. Yani mensubiyet bağlarının varlığıdır onlar için değerli olan. Bu sebepten sadece bu bağlılığın zedelenmesine izin vermek istemezler, aslen inandıkları-iman ettikleri kimliklerini oluşturan unsurlardır. İnanmak demek önce bilmek demektir. Bilmediğimiz ideallere inandığımızı söylememiz gerçekten garip olacaktır ki bu garipliği ülkemiz ve dünya Müslümanlarının çok büyük bir kısmı yaşamaktadır. Eğer inandığımız idealleri biliyorsak gerçekleştirmek, gereklerini yerine getirmek için neden her şeyimizi vermiyoruz? Neden gecemizi gündüzümüze katmıyoruz? Neden en değerli olanlarımızı bu ideallerimiz için kullanmıyoruz? Çünkü ideallerimizi bilmiyoruz. Halkımız Allah’ın ideallerini bilmiyor onu anladık, peki bunları bilip de çalışmayanlara ne demeli? İnanıyorum ki Allah’ın davasını bilmeyen milyonlarca insan onu öğrendikten sonra hayatları da dâhil her şeylerini o dava uğruna feda edeceklerdir. Nitekim Allah’ı ve davasını bilip de sessiz kalan, öğretmek için gece-gündüz çalışmayan, bir kişiye daha ulaştırmak için ev-ev dolaşmayan insanlar var ya, işte onlar bilip de inanmayan insanlardır. Bu tip insanlar heyecandan bir şey kaybetmezler, coşkuyu iliklerine kadar yaşarlar, sevgiye gelince mensubiyetten gelen bir sevgi de onları kapsar ancak, sıra sabra gelince işte orada paçayı ele verirler. Sabır, dünyayı istememektir, dünya için değil asıl felah için geceyi gündüze katmaktır. Sabır, hakkı yüreklere taşımak ve bu yolda çekilen her çileye kazanım olarak bakmaktır. Sabır, kınayıcının kınamasından korkmamak, doğruyu yapmayanların dünyasında doğru hareket eden kişi olmanın getirdiği garip karşılanmayı da Allah’la arasındaki mesafeyi kısaltma fırsatı bilmektir. Sabır, çalışmak ve feda etmektir, feda olmaktır. Sonunda zafer görünmese dahi asıl zaferin bu yolda çalışanlardan olmak olduğunu bilmektir. Sabredenleri müjdele. (Kuran - Bakara 155)
Yorumlayan: |
HAKKARİ |
Tarih:04 Nisan 2011 Pazartesi Saat 19:00 |
ALLAH RAZI OLSUN
DEĞERLİ ABİM İSLAM DAVASINI NE GÜZEL ANLATMIŞSINZ.YÜREĞİNİZE SAĞLIK.. |
||