İslam tarihinden bu yana gelişen müslümanların sosyo iktisadi geçmişinde kendilerine takılan en talihsiz kisve şüphesiz "muhafazakar"dır. Bilakis İslam dini Adem aleyhisselam'dan Muhammed aleyhisselam'a kadar toplumun tahrif edilmiş ahlak, kültür, inanç ve iktisadi yönlerini düzeltmek için reform vazifesi gören bir hareket görevi görmüştür. Hz. Allah, medeniyetlerin tahrif olmuş değerlerini, yitirdikleri ahlaki yönlerini düzeltmek için her daim bir elçi tayin ederek, insanları kurtuluşa ulaştırmayı amaçlamıştır. Bu döngüde kurtuluşa yani Sıratel Mustakim'e (Sahih Yol) doğru yürüyen ve insanları bu yolda yürümeye çağıranlardan yana olmak ile imtihan edildiğimiz inancına sahibiz. (1)
İslam'ı toplum değerlerini muhafaza eden bir sistematik olarak nitelendirmek çok yanlış olmayacaktır. Lakin İslam'ı toplumun mevcut statüsünü ve muktediriyatını koruyan aynı zamanda iktidarlara meşruiyet kazandıran bir değer olarak atfetmek fazlasıyla yanlıştır. İslam sadece kendi inkilabı sonrasında oluşan ahlaki, insani, vicdani, kültürel ve iktisadi değerleri korumayı amaçlar. Bunun dışında muhafaza ettiği ve ettikçe meşruiyet ve güç kazandırdığı iktidarlar yoktur. Bunu rahatlıkla idrak edebilmek için İslam'ın örnek yüzleri olan Resullere ve elçilerin tümüne bakmak en faydalısı olacaktır. Musa'nın (as) reformlarını ve düzenini bozan insanlığa İsa (as) indirilmiştir. İsa'nın (as) reformlarını bozan insanlığa ise Muhammed (as) indirilmiştir. Allah elçilerini tahrif olan kültürel değerleri yani yozlaşmayı düzeltmek için görevlendirir ve insanları bu toplumsal dönüşümün başka bir deyişle İslam İnkilabı'nın içinde olmaya davet eder. Allah'ın kendi sünnetullahında ilerlemeci ve değişimci bir çalışma sistemi vardır. Allah sadece elçileriyle insanlara ulaştırdığı emir ve yasakların idrak edilip toplumca muhafaza edilmesini ister. Bunun dışında her zaman toplumsal dönüşüme ilahi bir yardımı ve katkısı vardır.
İnsan medeniyetinin kurulumundan gelişimine ve günümüze kadar olan tarihini incelediğimiz zaman uygarlığın her daim benzer stabil sorunları olduğunu görürürüz. Her çağda bir baskı ve zulüm odağı ile toplumda gerçekten adil bir düzenin tecelli etmesini isteyen erdemli azınlıklar karşı karşıyadır. Bu iki kutubun yanında ise etliye sütlüye karışmayan, durum böyle olunca da ister istemez mevcut otoriteyi meşrulaştıran apolitik bir sınıf vardır. Sözümona eski çağın Nemrut'unu şimdiki kimi iktidar ile mukayese edebiliriz. İsa'nın (as) doğumundan önce yani batıya göre miladdan önce Avrupa medeniyetinin göbeğinden kalkarak Pers topraklarına kadar istila ve işgal politikası yürüten Büyük İskender ve İmparatorluğu'nu günümüz küresel emperyalisti Amerika'ya benzetmek çok yersiz olmayacaktır. Artık istila ve işgal kültürü ateşli silahların icat edilmesinden ötürü evrim geçirerek farklılaşmak zorunda kalmıştır. Hele hele çağımızın gelmiş olduğu devletlerarası termonükleer siyasette herşey fazlasıyla değişmiştir. İstila ve işgal kültürü, orduların sefere çıkarak en uzak topraklara kadar sınırlarını genişletme amacından küresel kapitalizme evrilmiştir. Artık dünyanın silah ve teknoloji sanayi olarak en güçlü devletleri toplumları kılıç ve silahla değil, kültürel empozizasyon yoluyla kontrol altına alıyor. Kendi kültürlerini küresel iletişim araçlarıyla dünyanın neredeyse her bölgesine ihraç edenlerin (misalen Amerika) siyasi olarak o topraklara egemen olması bu sebepten ötürü pek zor olmuyor. Amerika Devleti Moskova, Paris, İstanbul, İslamabad, Viyana, Şam, Kudüs, Kahire, Roma, Prag gibi şehirleri işgal edip ekonomik ve politik olarak oranın egemenliğini ele geçirmek yerine, fast-food, bilişim ve iletişim gibi kültürlerini oralara ihraç ederek zaten iktisaden hakimiyeti ele geçirmiş oluyor. Misalen yarım asır önce Amerikan Diktatoryasının karşısında bir kutup olarak gösterilen Sovyet Rusya Komunizmi'nin hala en büyük emarelerini taşıyan Moskova'nın göbeğinde Mc Donalds, Starbucks, Apple, Microsoft gibi şirketlerin onlarca şubeleri var. Bu da Amerika'nın egemen olduğu küresel bir kapitalist hegemonyanın en büyük gerçekliğini gözler önüne koymuş oluyor. Ordular yerine şirketlerle dünyanın her yerini işgal eden Amerika, Kanadalı yazar Marshall McLuhan'ın ortaya koyduğu "Küresel Köy"ün ağası desek fazlasıyla yerinde bir söz olacaktır. (2)
Günümüzde uygarlığın gelmiş olduğu bu durumla ve bir kere daha Allah tarafından bir elçi ile uyarılamayacak olduğumuz gerçeğiyle yüzyüze kaldığımızın farkına varıyoruz. Son elçi olan Hz. Muhammed (as) ile Hz. Allah, insanlara karşı olan uyarılarını sona erdirmiştir. Dolayısıyla küresel köy halini alan bu dünyada erdemli azınlık olan inananlar için mücadele imkanları kat be kat zorlaşmıştır. Çünkü artık her müslüman birer Muhammed olmak ile yükümlü hale gelmiştir. Şartların zorlaştığı, sistemlerin eskiye nazaran güçlendiği, kontrol ve mevcut durumu koruma mekanizmalarının geliştiği gerçeğiyle yüzleşmemiz gerekir. Yani artık karşımızda binlerce kölesi olan altın tahtlı Firavunlar yok, polisiyle, askeriyle, uydusuyla, mobesesiyle, dinleme cihazlarıyla, televizyonlarıyla, medyasıyla ve binbir türlü muhafaza mekanizmasıyla Hüsnü Mübarek'ler var. Tabi ki tablo ne kadar bulanık ve karanlık olursa olsun inancımızdan ve ilkelerimizden taviz vermemiz mümkün değil. Allah elbetteki nurunu tamamlayacaktır. (3) Kuran'a imanımızdan dolayı muzaffer olacak olanların biz erdemli azınlıklar olduğunun farkındayız. Dolayısıyla karşımızdaki Nemrutlar şekil değiştirmiş de olsa hesabını sormaktan beri durmayacağımıza itikaden yeminliyiz.
İslam'ı idrak etmiş her kimse medeniyeti gelmiş olduğu şu durumdan kurtarmak için elinden geleni yapmakla yükümlüdür. Uygarlığın yozlaşmış değerlerini, İslam'ın hakikatleriyle sulayarak tekrar yeşertmemiz gerekmektedir. Beraberinde küresel bezirganlık ve zulüm sistemini tasfiye etmek için aktif mücadelenin içine dahil olmalıyız. Hayata gel, ailenle büyü, sistemin okullarında büyü, çalış ve kazan, tüket, sonra öl yaşamını tüm organizmasıyla hunharca bireylere dayatan sisteme karşı alternatif bir yaşam sürmemiz gerekiyor. Bunun için de en muhteşem örnekler elçilerin hayatıdır. Resullullah (sav) Mekke'nin zulüm sistemini görmüş ve sistemin bu haline rağmen işini, ailesini, mevcut durumunu muhafaza ederek sisteme entegre olmamıştır. Ya da sesini çıkarmadan oturup mutlu bir yaşam sürmeyi arzulamamıştır. Hz. Muhammed (as) büyük bir toplumsal devrime öncülük etmiş, yeni ve örnek bir medeniyetin temel taşlarını inşa etmiştir. Doğal olarak vicdan sahibi erdemliler olarak nebevi metodu idrak etmemiz ve bu çizgide yani Sıratel Mustakim olan çizgide yürümeye sonra da koşmaya başlamamız gerekmektedir. Toplumsal dönüşümün kaçınılmaz bir parçası olmamız gerekmektedir. Emeklemeden dahi müslüman sıfatını taşımak bizim için ikiyüzlülükten başka birşey olmayacak. Bu mücadelede bir söz, bir cümle, bir hakikat haykırmak dahi yola koyulmak anlamı taşır. Muhim olan başarılı olmak, büyük işler başarmak değil gerekeni yerine getirmek olmalıdır.
Genel manada durum böyle olunca İslami harekete "muhafazakar" ünvanını takanlar yine sistemin okullarında büyümüş, sisteme meşruiyet kazandırmak ve sistemle kendi stabil durumunu korumak amacı taşıyan sözde entellektüellerden başkaları değildir. Hatta en büyük muhafazakarlar bunlardır! Toplumu batının yozlaşmış ahlak ifsadına entegre etme hastalıklarını çağdaş, ilerlemeci ve reformist olarak nitelerler. Bugün Türkiye'de mevcut askeri vesayetin ve kemalist düşünce sistematiğinin iflas etmesi bizlere aslında sahih manada bir analiz yapabilmemizi sağladı. Şuan Türkiye'de değişimi isteyen tüm vicdan sahibi adalet severlerin yüksek oranla müslüman olması, rejimin ve oligarşik vesayetin korunmasını isteyenlerin ise seküler kemalizm olması asıl muhafazakar ve ilerlemecilerin farkını en sağlıklı şekilde ortaya koymuş oldu. Elbette ki Türkiye'deki değişim devrimci bir değişim değil bilakis muhafazakar demokrasinin ta kendisidir. Ama toplumsal bir dönüşüm ve gelişim olduğu gerçeğini inkar edemeyiz. Hala belli ailelerin ülkeye egemen olmasını isteyen kıyı kentli kemalizm çok açık bir dille Anadolu'da domates biber yetiştiren bir alt sınıf halka yenik düştü. Sınıflar arası dengenin değiştiğini ve yeni bir Anadolu Burjuvazisi yahut entelijansiyası doğduğunu rahatlıkla görebiliyoruz.
Misal anlamında ulusal çerçeveden dışarıya çıkarsak hemen yanı başımızda tüm dünyanın denge taşlarını oynatacağı düşünülen Arap Baharı'nı es geçmek acımasızlık olacaktır. Müslümanların özellikle Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) gibi devrimci perspektife yakın ekiplerin devrimci mücadeleye destek olması İslam'ın hakiki yüzünü ortaya koyacaktı. Fakat batının ve Amerika'nın süreci kendi lehine çevirme planlarına karşı koyacak refleksi ortaya koyamadılar. Arap Baharı demokrasi açısından olumlu, İslam İnkilabı açısından olumsuz olmuş olsa da, İslami hareketlerin gücünü bir kere daha ortaya koymuş oldu. Şimdi erdemli azınlıklar arasındaki meclislerde ve ders zincirlerinde daha cesur daha güçlü bir bilinç inşa ediliyor. Amerika ve batı da bunun farkında olduğu için Suriye'de son kozlarını Arap Baharını tümüyle liberal demokrasinin bir parçası haline getirmeye çalışarak oynuyor. Başarılı olduğunu ve muhtemelen olacağını söyleyebiliriz. Liberal Demokrasi ile gelecek noksan bir adalet algısı yahut şekil değiştirmiş ikinci bir Hüsnü Mübarek dönemi gezegenin devrimcileri için pek olumlu bir tablo olmayacaktır. Diktatoryal rejimlerle (tağutla) olacak her türlü müzakere ve uzlaşma ortamı çözümü değil tahrifatla beraber entegrasyonu getirir. Bunun sonucunda ise devrimci mücadele sistemle belli konuda uzlaşma olanağı arayan liberal demokratik bir talepten öteye gidemez. Bu sebepten ötürü sistemi direk kökünden tasfiye edecek güçlü ve bilinçli yani Kur'an ahlakıyla inşa edilmiş bir inkilab hareketinin toplumda acilen tezahür etmesi şarttır. Yoksa kendini devrimci olarak atfeden muhafazakar demokratların dünyayı değiştirmesine seyirci kalacak ve sistemin sadece renk değiştirerek dönüştüğü yalanını halka inandırılmasını acıyla izleyeceğiz.
İslam'ı tarihsel olarak Emevi saltanatının bir düşünce yapısı olarak ortaya koyanlar batının ta kendisidir. Emevi, İslam hakikatlerini sömürmüş, bunlardan fayda sağlamış, İslam'ı istilacı bir halde servis etmiş olabilir. Zira bu İslam'ı hakiki manada devrimci yönünden ayrıştırmaz. Devletlerin dini güçtür. Bu yüzden Resullullah devleti değil toplumu dönüştürmeyi amaçlamış, devlet değil medeniyet inşa etmiştir. Emevi istilacılığını İslam'ın sahih yüzü olarak servis eden batılıların rönesans öncesi monarşik haçlı krallıklarına, rönesans sonrası emperyal (kolonici) devletlerine endüstri devrimi sonrası ise kapitalist devletlerine bakmaları gerekir. Hatta biraz daha önceye geldiğimiz zaman Roma gibi toplumsal ahlakın yozlaşmasına en büyük katkıyı yapan, istilacılığı ile dünyanın birçok halkına acı çektiren bir medeniyeti örnek vermemiz gerekir. Bu batılı demokrat entellektüellerinin İslam'a taktığı "muhafazakar" kisvesine karşı olan bir cevaptı. Peki sosyalist demokrasiye ne demeli? Din afyondur önermesiyle materyalizmi bir islamafobik unsur olarak kuşanıp İslam'ı böcek gibi ezmek isteyen diğer kutup? Bir Stalin'leri olduklarını, Mao'ları olduklarını çarçabuk unuturlar. Batı Medeniyeti'nin Aristo'yu anlayadığı kadar Bolşevikler Marx'ı anlamıştır. Stalin'i nasıl ki Marksizmin bir yüzü olarak nitelendirmiyorsak, Hitler'i nasıl ki rönesans ve endüstri devrimi sonrası Avrupa Medeniyeti'nin bir mamülü olarak nitelendirmiyorsak; Emevi'yi de İslam olarak nitelendirilmemesini bekliyoruz demektir.
Toplumsal yozlaşmaya karşı, küresel sömürü hegemonyasına karşı, islamafobiye karşı devrimci bir islam perspektifini oluşturmak için yola koyulmamız gerekiyor. İslam'ın sistemlere meşruiyet kazandıran bir zenginlik emaresi olarak algılanmasından rahatsız olan herkes sadece bu sebepten ötürü birlik olabilir. İttihat ve birliğin sağlanması oturup dirsekler birleşmedikçe mümkün olamaz. Bu yüzden devrimci ve erdemli azınlığın arasındaki komik ve ufak ayrılık-ihtilaf sebeplerinin ivedilikle çözülmesi gerekir. Yoksa biz incir çekirdeğini doldurmayacak sebeplerden birbirimizi yerken birilere İslam'a başında neo ünvanlı yeni lakaplar takmayı sürdürecek.
____________________________________________
1: Allah'a davet eden, salih amel işleyen ve: «Ben gerçekten müslümanlardanım» diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir? (Fussilet 33)
2: Marshall McLuhan elektronik iletişim sisteminin yaygınlaşması sonucunda gezegenin küçük bir topluluk halini alacağına inanmıştı. Misalen dünyanın farklı yerlerindeki birçok insan TV sayesinde aynı haberleri, aynı sorunları izlemekte.
3: Onlar Allah'ın nurunu boş laflarıyla söndürmek isterler: ama Allah, hakikati inkar edenler ne kadar öfkelenseler de, nurunu bütün parlaklığıyla yaymaya devam edecektir.
http://twitter.com/XudePerest