Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Gazap ve Nefret
Fazlı Kayaduman
20 Ağustos 2011 Cumartesi Saat 17:48

Çokbilmiş aklı evveller vardır.

İnsanda ki gazabı, nefreti, husumeti, hasedi eleştirirler. Bu evsafın, tamamen yok edilmesini isterler.

Aslında fıtratta ki İlahi düzeni ve bu düzenin inceliklerini sorguladıklarının farkında değildirler.

İnsanı yaratan Rabbü’l Âlemin, insanı çeşitli özelliklerle yaratmıştır. Bu özellikler, insandaki ilahi sanatın inceliklerini, “İlahi fıtratın” ahenkli işleyişini yansıtır. İnsanda ki hiçbir özellik boşuna yaratılmamıştır.

İnsanda ki gazap ta, nefrette, yine belli vasatlarda kullanılması için yaratılmıştır.

Ne tamamen kendisinden kurtulmak için çaba harcanır. Ve ne de kendisine, her şeyi ile teslim olunur.

Burada önemli olan bu his ve duyguları yerli yerince kullanmaktır.

Yoksa işin hakikati, bu his ve duygulardan tamamen arınmak değildir.

Özellikle bazı tasavvufçu guruplar, bu arınma işine aşırı yönelerek bu vasıfları tamamen yok etmeye çalışırlar. Ve hatalı, telafisi mümkün olmayan sonuçlara ulaşırlar. Gazap ve nefretin, yerli yerince kullanılması elzemdir.

Bu his ve duyguları kontrol edemediğiniz takdirde; yanlış sonuçlara ulaşabileceğiniz gibi, bu duyguları tamamen köreltmek ve yok etmekte, sizi farklı yanlış sonuçlara götürür.

Bu şuna benzer ki,

Bir yemeği fırına verirken, ateşini fazla yükseltirseniz; yemek yanar.

Yok, ateşi çok düşük tutarsanız, bu kez yemek pişmez.

Sonuçta, pişmemiş yemekte, yanmış yemekte yenmez!

Burada önemli olan yemeği, bir orta ateşte ve kıvamında pişirmektir. Esas olan budur.

Aynı şekilde gazap ve nefrette, yerine ve durumuna göre kullanılacak olup; fakat her halükarda mutlak kontrol edilmesi gereken duygulardır.

Ülkemiz Sekülerist sistemin eğitim-öğretim adına dayattığı kültürel yapıda ve dini esasların sunumlarında; öngörülen şey, vatandaşın “kuzuların sessizliği” performansını göstermesidir.. Zira idari mekanizmalarına itiraz edemeyecek, bir vatandaş tiplemesi talep edilmektedir.

İşin asıl hakikati şudur ki,

Zulüm ve haksızlıklar karşısında susma; sinir duyuları alınmış tepkisiz bir insan olma da, Allah’ın Dinin de istenilen şey değildir.

Zalimin karşısında susmamak, mazlumun yanın da olmak; gazaba gelmek, “asgaride nefret etme ile” tepki vermek esastır.

Allah’ın Resulü, “Sizden biriniz bir münkiri görürse onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse dili ile değiştirsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle değiştirsin. Bu ise imanın en zayıf noktasıdır.” buyurmaktadır.

Öyle bir zaman gelir ki Müslümanlar münkeratı, elleri ile değiştirme gücüne sahip olamazlar.

Dilleri ile de değiştiremezler. Bu durumda imanın en zayıf noktası kalır ki o da kalpleri ile değiştirmektir.

Yanı, kalben ret etmektir.

Yanı, o fiili kabullenmemek, onun işleyişinden nefret etmektir.

Söz konusu fiilden nefret etmek; fırsatları gözetlemek için tetikte olmaktır. Ve ilk fırsatta,

eli ile değiştirmek” için müdahaleye hazır olmaktır.

Ama her halükarda bu, imanın en zayıf noktasıdır.

Demek ki bizlerden, normal şartlarda “eli ile değiştirmek” beklenmektedir.

Bir Müslüman için, en zayıf noktasında sebat etmekten daha kötü bir durum olamaz. “Fırsatları gözetleme” geçici bir durumdur.

Birde,bunu kalıcı bir hale getirdiğiniz, “bir durum” olarak kabullendiğiniz zaman, imanın bu en zayıf noktası da tehlikeye girer.Rabbim, muhafaza buyursun.!

Allah’ın Resulü(s.a.s), Ebu Davut’un naklettiği bir Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyuruyor

Yeryüzünde işlenen bir günahı görüp, ondan nefret eden bir kimse onu görmemiş gibidir. O günahı görmeden ona gönül rızalığını gösteren de onu işlemiş gibidir.”

Mesela,

Bütün diktatör zalimlerin yaptıklarına karşı, gazap ve nefret dolu olmak!

-Çağdaş tüm Firavun ve nemrutlara karşı,

-Her gün Müslüman kanının akması için, oyun ve tezgâhlar hazırlayan;

  Batı zihniyetine, Büyük Şeytana karşı,

-Batıya ümmetin her şeylerini peşkeş çektiren, Ortadoğu’nun, uşak diktatörlerine karşı,

-Kırk küsur yıldır, her gün Müslüman’a zulmeden; Onun kanını döken, kadınlarının ırzına geçen Suriye’de ki Baasçı yönetime karşı,

-Her gün Müslüman Çeçen’in kanını döken, Rus ayısına karşı,

-Her gün Müslüman Türkmen’i katleden Çin zalimine karşı,

-Her gün Müslüman Filistinli’yı öldüren Siyonist’e karşı,

-Allah Resulü’nün karikatürlerini çizen, O’nu hiciv eden; Danimarkalıya, Fransız’a karşı;

-Tüm bu gelişenlere destek veren, yerli “Allah düşüncesinin”  düşmanlarına karşı,

         --nefret dolu olmak, en zayıf haliyle de olsa iman taşımanın bir mihengidir.---

 

Gazap ve nefret;

Zalimin zulmüne, mazlumun mağduriyetine karşı verilen sessiz bir tepkidir.

İnsanda ki bu tür, her sessiz tepki, ilerde yapılacak bir fiili tepkinin, iç âlemde ki ön hazırlığıdır.

Bu ön hazırlık olmadan, fiili hazırlığın başarılı olması imkânsız gibidir.

Bedir’de, kendilerinin üç katı olan bir güce karşı verilen galibiyet, Mekke’de ki direniş ve dayanışmanın getirdiği bir iç birikimin eseridir.

Bu gün yeryüzünde ki 1,6 milyar Müslüman oluşumun temelinde, Mekke’e de ki hazırlığın ve o eşsiz direnişin katkısı vardır.

Sonuç  olarak,

Gazap ve nefret, insanda ki insani bir özelliktir.

Ama mutlaka kontrol edilmesi gerekir. Müslüman, ne sinirleri alınmış, “kuzuların sessizliği” edası ile düşmanına yem olur. Ne de gazaba gelip, telafisi mümkün olmayan yıkımlar yapar.

Yine bu hususta da, “Ümmet-i Vasat” olmaya adaydır.

Yerine göre gazaba gelir ve konulması gereken tavrı koyar. Ama nerede duracağını  da çok iyi bilir.

Mesele, bu mihengi yerli yerince kullanılabilmektir.

Rabbim “bir an” da olsa, bizleri nefsi ile baş başa bırakmasın!

Bizleri hidayet üzere yaşatsın, hidayet üzere öldürsün!

Bizleri Sırat-ı Müstakim’den ayırmasın.

Bu yazı toplam 672 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş..
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI