
“Viva Paletsine” adı altında Avrupa’dan yola çıkıp Türkiye üzerinden
Gazze’ye doğru gitmekte olan ve ülkemizde “Filistin’e Özgürlük Konvoyu” olarak
adlandırılan araç konvoyu İpsala sınır kapısından ülkemize girdikten sonra
İstanbul’da unutulmaz izler bıraktı...
Öncelikle, Sayın George Galloway
başkanlığındaki bu konvoyda yer alan herkese insani, vicdani ve İslami bütün
duygularımızla tebrik ve şükranlarımızı sunarken, bu anlamlı ve şerefli seferin
Türkiye organizasyonunu üslenen ve bu vazifeyi başarılı bir şekilde yerine
getiren Bülent Yıldırım kardeşimizin şahsında bütün İHH emekçilerine sevgi ve
saygılarımızı sunmak istiyorum.
Konvoy İstanbul Feshane’de öğle öncesinde
bir basın açıklamasıyla, organizasyonun amacını dile getirirken, Türkiyeli
Müslümanlara yönelik unutulmaz dersler de verdi...
İnsani amaçlı bu
organizasyonun her türlü takdiri hak ettiğini belirtmenin yanı sıra, konvoy
başkanı İngiliz Parlamenter Sayın George Galloway hem Feshane’deki basın
açıklamasında, hem Saadet Partisi İstanbul İl teşkilatı tarafından başlatılan
"Kudüs Nöbeti" eyleminde, son olarak da Taksim’de düzenlenen uğurlama
programında bizlere ışık tutan, sorumluluklarımızı hatırlatan, aynı zamanda
"vefa" duygularımızla birlikte öfke damarlarımızı kabartan yüklü bir mesaj
verdi...
George Galloway Gazze için başlattıkları bu seferin amacının
Gazze’ye uygulanan insanlık dışı ambargonun kırılması, üç yılı aşkın bir
zamandır zalimce ve barbarca bir kuşatma altında yaşayan mazlum Gazze’lilerin,
özellikle de siyonist saldırılarda yakınlarını kaybetmiş Filistinli yetim
çocukların yalnız olmadıklarının gösterilmesi ve Filistin’in Siyonist işgalden
kurtarılıp "Özgür Filistin" kuruluncaya kadar mücadeleye destek verilmesi
olduğunu vurguladı.
George Galloway’ “Bismillahirrahmanirrahim” diye
başladığı konuşmasında şunları söylüyor:
“Bizim bu seferimizin üç temel
amacı var; birincisi, Gazze’de geçen sene yaşanan o büyük trajediyi hiçbir zaman
unutmadığımızı ve bunun insanlığa karşı işlenmiş büyük bir suç olduğunu
göstermek istiyoruz. Bunun sorumlusu olan herkesin de bunun hesabını vermeleri
gerektiğini söylüyoruz. Nitekim girişimlerimiz sonucunda bir İngiliz mahkemesi
Olmert hükümetinde ve Gazze savaşı sırasında dışişleri bakanlığı yapan
cinayetkar Tzibi Livni hakkında Gazze halkına yönelik savaş suçu işlediği için
bir tutuklama kararı çıkardı. Livni şimdi kaçıyor. Ne kadar kaçarlarsa kaçsınlar
biz hep bunların peşinde olacağız. İster Livni, ister Olmert, isterse bu
insanlık suçunu işleyen diğer generallar. Bu yaptıklarının hesabını mutlaka
vereceklerdir, onlara yaptıkları suçun bedelini ödettireceğiz. İnşallah bir gün
onları yakalayacağız.
İkinci amacımız ise, 1.5 milyon insanı kuşatma
altında tutan ambargoyu kırmak. Bu insanlar üç yıldır yaptıkları seçimden dolayı
cezalandırılıyor, en temel ihtiyaçlarından bile mahrum bırakılıyor. Bu nasıl
demokrasi böyle? Babalarının ve annelerinin verdikleri oydan dolayı çocukları
öldürmeyi onaylayan bir demokrasi bu...!
Ben Hamaslı değilim, ömrüm
boyunca Arafat’ın yanında oldum, Arafat Paris’te öldüğünde de başucundaydım. Ben
Hamaslı değilim ama demokrasiden yanayım. ben Filistin halkının kendi
yöneticilerini seçmesine saygı duyuyorum. Gazze’ye uygulanan ambargo sadece
İsrail ambargosu değildir. Bu ambargoya katılan birçok taraf vardır.
Başkalarının ne yaptığına değil, kendimizin ne yaptığına bakalım. Eğer biz bugün
bu ambargo karşısında sorumluluklarımızı yerine getirmezsek, yarın Allah bizden
bunu soracak. Hesap ve adalet gününde bu sorulacak bize. Allah’ın verdiği her
nefeste Filistin’in ve Gazze’nin kurtuluşu için bir şeyler yapmamız
gerekiyor.
Kurban bayramı döneminde de Gazze’deydim. Gazze’de herkes
fakirlik ve yoksulluk içerisinde. Hiçbir inanç sahibi bunu kabul
edemez.
Son olarak da biz bu konvoyla bir örnek oluşturmak istiyoruz.
Sadece bizim konvoyumuz yeterli değil. Dünyanın her ülkesi bu konuda bir örnek
olmalı, yılın her haftasında konvoylar yola çıkıp Gazze sınırına gitmeli ve bu
zalimce ambargo kırılmalıdır.
Özellikle Arap dünyasına
sesleniyorum;
Filistin sizindir. Sizin vücudunuzun bir parçasıdır.
Filistin işgal altında. Arapların ayağa kalkma zamanı gelmiştir artık. Biz
Filistin’e dışardan geliyoruz. Geçen yıl Gazze’nin arkasında sadece Erdoğan,
Ahmedinejad ve Chavez durmuştu, biz onların yolundan gidiyoruz. Filistin
Venezuella’ya o kadar uzak ki. Filistin size daha yakın. Arap devletlerinin bu
komadan artık uyanması gerekiyor. Filistin halkının birliği için çalışın. İsrail
zindanlarındaki Filistinli esirlerin özgürlüğünü sağlayın…!”
Şu ifadelere
bakınız: 10 dakikalık bir konuşmaya ne denli bir enginlik sığdırılıyor. İnsanlık
onuru, ahiret bilinci, mazlumlarla dayanışma sorumluluğu ve suçluları
cezalandırma çabası...!
Allah için soralım kendimize, camilere
gittiğimizde minberlerden bu sözleri duyabiliyor muyuz? Hocalarımızın,
alimlerimizin, vaizlerimizin, aydınlarımızın, hatiplerimizin kaçta kaçı böylesi
onurlu feryadı yükseltebiliyor?
İşgal altındaki mübarek İslam toprakları
Filistin, kuşatma altında İslam yurdu Gazze ve mazlum Müslümanlar için bir
sefere çıkma irade ve azmini kaç tanesi gösterebiliyor? Onlar bir taraftan
“Allah korkusu”ndan, “Peygamber sevgisi”nden, “takva”dan, “ahlak”tan, “Edep”ten
"nefis terbiyesi"nden "zikrullah"tan söz ederlerken, acaba Müslüman olmayan bir
İngiliz vatandaşı kadar Allah’tan korkuyorlar mı? Onlar Galloway’dan daha mı
ahlaklı, daha mı edepli..? Nefisleri daha mı arınmış?
George Galloway’un
verdiği mesajda unutulmaması ve göz ardı edilmemesi gereken en önemli bir bir
noktada, “vefa” ve “kadirşinaslık”tı.
Siyonist işgal güçleri Gazze’ye
yönelik soykırım saldırılarını başlattığında, Suudi Arabistan, Mısır ve Ürdün
gibi ülkelerin başını çektiği Arap rejimleri İsrail saldırganlığı karşısında
sessiz kalıp hatta dolaylı bir şekilde siyonist rejime destek verirlerken, İran
ve Türkiye’nin yanı sıra Müslüman olmayan Venezuella’nın çok uzaklardan
Gazze’nin yanında durduğuna dikkat çeken Galloway, "Filistin'e Özgürlük
Konvoyu"nun da bu yolda yürüdüğünü vurguluyor...
Ambargonun kırılması
için üçüncü Gazze seferine liderlik eden bu insan Müslüman değil. İslam
ahlakında “vefa” ve “kadirşinaslık” olarak yazılanları okumamış, ya da Müslüman
alim ve mürşidlerden bunun dersini de almamış. Ama görülüyor ki, pörsümemiş bir
vicdanı temiz ve özgür bir ruhu var…
Galloway’daki bu temiz ruh kendisini
Saadet Partisi’nin "Kudüs Nöbeti" çadırında da gösteriyor. Yaptığı kısa ve göz
yaşartan duygu dolu konuşmasında Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’ü işgalden
kurtarmasına atıfta bulunarak, sözü Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Numan
Kurtulmuş’a bırakırken “benden bu kadar yeter, şimdi söz sırası Türkiye’nin
Selahaddini’nde” diyerek onu kucaklıyor…
Galloway sözlerinin başında
şöyle demişti:
“Bacılar, kardeşler, esselamu aleykum. Gazze savaşı
sırasında dünyada en büyük ve en güçlü tepkiyi gösteren ve kendisini Filistin’i
savunmaya adayan Saadet Partisi’nin sayın genel başkanını
selamlıyorum..."
Sayın Numan Kurtulmuş ne yapmıştı da böylesi bir iltifat
ve takdir görmüştü?
Siyonist İsrail güçleri Gazze’ye yönelik o barbarca
saldırılarını, soykırım ve katliamlarını başlattığında, Türkiye’de Saadet
Partisi tarafından Çağlayan meydanında düzenlenen o milyonluk “Gazze ile
Dayanışma Mitingi”nin önem ve etkisini vurguluyor bu mitingin “Filistin halkı
ile dayanışma” noktasında ne denli olumlu bir rol üslendiğine dikkat
çekiyordu...
Bir Filistin dostu, insanlık vicdanın bu kükreyen volkanı
Galloway, bir İngiliz vatandaşı olarak Çağlayan’da düzenlenen mitinge büyük bir
şükran duyuyor ve bu şükranını konuşmasının sonunda bir cümleyle özetliyordu:
“buyurun söz sizde, Türkiye’nin Selahaddini…”
Onu böylesine vefalı, asil
ve kadirşinas kılan da yüreğindeki Filistinli mazlumların, Gazze’deki çocukların
derdiydi…
Buna da şu ifadeleriyle yansıtıyordu:
“Gazze’de yaşanan
katliam o kadar içler acısıydı ki. 1500’ten fazla insan öldürüldü. Onlar kuşatma
altındaydı, bu kurbanların kaçacakları, sığınacakları bir yerleri de yoktu.
Amerika tarafından verilen en gelişmiş silahlarla katledilmişlerdi. Uçaklar
geldi, onları yakaladı ve bombaladı. Gaz bombaları, kimyasal bombalar,
yasaklanmış silahlar kullanıldı.
Biz Flistin halkını öldüren ambargoyu
kırmaya çalışıyoruz. Gazze halkı kuşatma altında ve büyük açlık çekiyor.
Kendi gözlerimle gördüğüm bir gerçeği sizinle paylaşmak istiyorum.
Filistinli bir kadın çocuğuyla birlikte bir çöplüğe tırmanıyordu, çöplük içinden
kendisine yiyecek bir şey bulmak için. Filistinliler için bundan daha zor olanı,
dünyada kendileri için dertlenenlerin olup olmadığını bilmemeleridir.
Geçen Mart ayında Gazze’de 9 yaşındaki Filistinli bir çocukla
konuşmuştum, annesini, babasını, kardeşlerini ve tüm yakınlarını İsrail
saldırılarında kaybetmiş, büyükannesi ile yaşıyordu.
Bu küçük kız bana
bir soru sormuştu, ben de aynı soruyu size soruyorum: “Okullarda bize öğretilen
Ümmet nerede? Nerede bu ümmet, niçin bizi yalnız bıraktı? Ne yaptık biz, bütün
bunlarla karşılaşırken niçin yalnız bırakıldık böyle?”
Ümmet sizsiniz.
Ben o çocuğa o zaman bir söz vermiştim; “sana dünyanın her tarafından, her
ülkesinden kardeşler getireceğim” diye. Dünyanın her yerinden o mazlum, mahrum
ve yetimlere kardeşler bulacağız…
Bazıları soruyorlar, Amerika ne
yapıyor, Avrupa ne yapıyor, İngiltere ne yapıyor. Onların ne yaptığına değil,
kendimizin ne yaptığına bakalım. Hesap gününde Allah bize ne yaptığımızı
soracak. Bu zulümlerden bu insanları kurtarmak için ne yaptığımız
önemli.
Selahaddin Kudüs’u kurtarmak için dışardan gelmişti. Biz de
dışardan geliyoruz. Arap dünyası uyuyor. Biz de Selahaddin’in yaptığı gibi
dışardan gelmeliyiz.
Bütün benliğimle ve nefesimle Arap halkına
sesleniyorum, onlardan rica ediyorum; Bahreyn’den Fas’e, ey Araplar uyanın
artık! Ayağa kalkın ve Filistin’in özgürlük mücadelesine
katılın…”
Filistin ve Gazze’ye yardımcı olanlara Galloway’i vefalı kılan
işte böylesi tertemiz bir yürek ve böylesi asil duygulardı. Filistin onun
dünyasında öylesine bir acıydı ki, bu acıyı dindirmek için çabalayanlara karşı
büyük bir kadirşinaslık örneği gösteriyor, “vefa” denilen melekeyi dağlar gibi
gözler önüne seriyordu…
Vefalı ve kadirşinas olmak ahlakın, edebin,
erdemin ve dürüstlüğün zirvesi olsa gerek. Çünkü bu zirveye çok az kişi
çıkabiliyor...
Bizler ayetlerden, hadislerden, İslam alimlerinin ve
ariflerin derslerinden “vefa” ve “kadirşinaslık”ın ne anlama geldiğini, Müslüman
ahlakının en temel özelliklerinden biri olduğunu öğrendik hep. Atasözlerimizde
de bunun birçok örneği var; “bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı olur” gibi nice
atasözümüz hep bize vefalı olmamızı öğütler durur…
Hamas lideri Halid
Meşal son Tahran ziyareti sırasında Üniversite öğrencilerine yaptığı konuşmada
bu “vefa”ya dikkat çekerek şunları söylüyor:
Hamas’taki, Batı Şeria’daki
Gazze’deki ve Filistin’deki kardeşleriniz, İran’ın desteğini takdir etmektedir.
Filistin halkı, asil bir halktır. Yanında duranları ve destekleyenleri asla
unutmaz. Vefalı adamlar, vefalı olmaları gerekenlere karşı vefalıdırlar. Biz,
İran’a karşı vefalıyız. Biz, tüm ümmetimize karşı vefalıyız. Arap ve İslam
ülkelerinden kim yanımızda durduysa ona karşı vefalıyız. Yardımını ve desteğini
bizlerden esirgemeyen bu yüce ümmete karşı vefalıyız.”
Halid Meşal her
zaman bu vefayı gösterdi; her vesileyle, İmam Hamanei ile, Cumhurbaşkanı
Ahmedinejad ve diğer yetkililerle görüşmeleri sırasında, yaptığı basın
açıklamalarında ve konuşmalarında şükran ve minnettarlığını her zaman dile
getirdi. Zira kendisinin de vurguladığı gibi “Vefa duygusuna sahip olanlar, vefa
göstermesi gerekenlere her zaman vefalı olurlar” Yani eğer bir insanın içinde
böyle bir duygu var ise veya bu melekesini yitirmemişse ya da kadirşinaslığın ne
denli ahlaki bir erdem olduğu hakikatinden gafil değilse…
İran İslam
Cumhuriyeti’nin "Filistin davası"na verdiği desteğın manevi bir destekten öte ne
anlama geldiğini en iyi bilen Halid Meşal gibilerdi kuşkusuz. Canı yananlar da,
silah elde direnenler de onlardı öncelikle. Namluya sürülen merminin, ateşlenen
füzenin, patlatılan bombanın, fırlatılan roketin anlamını herkesten önce
direnişçiler anlardı kuşkusuz. Bugün maslahata uygun olmadığı için bazı şeyler
konuşulmuyor; ama bir gün gelip de buzdağının altı herkese ayan olduğunda, o
zaman Halid Meşal'in sözünü ettiği "vefa"nın nedenleri çok iyi farkedilmiş
olacak...!
Kısacası Galloway hepimize öncelikle büyük bir ders verdi:
vefayı ve kadirşinaslığı anlattı... Çok şeyler öğretti gitti...
Artık
bundan sonra “vefa” ve “kadirşinaslık”ın ne anlama geldiğini ne hocalardan ne de
“dava adamı” görünümlü ve de "Filistin savunucu"su vefasızlardan öğrenmeyeceğiz…
Varsın bu vefasızlığın dayanılmaz hafifliği etrafta ese dursun, Galloway gibi
insanlar var oldukça "vefa" da ilelebet var olacaktır…
Şimdilik iç
çekerek yazımıza burada son verirken, birkaç gün sonra “Aşura” dolayısıyla
yazacağımız yazıda içimizi hepten dökeceğiz, bunun zamanı geldi çünkü…