
Halepçe katliamının yıldönümünde aynı acıyı hissetmek ve zalimlerin insanlık tarihine geçirdikleri utanç ve kara belgeleri lanetlemek adına bir kez daha bu konuyu kaleme almayı üzerimde bir burç olarak görüyorum. Bu vesile ile yeryüzündeki bütün zalimleri lanetlerken, bu zalimlerin gazabına uğrayan mazlum ve mustazaaf halkları da rahmetle yad ediyorum. Zalim ve diktatör yöneticiler tarafından işlenen katliamlar insanlık tarihinde en utanç haliyle tazeliğini korumaya devam ediyor. Ancak ne yazık ki bazı olaylar vardır ki unutturulmak istenmekte, ya da bir takım menfaatler karşılığında gündeme getirilmemektedir. Ben bu konuyu dinsel açıdan ele almak istemiyorum. Zira inanç üzerinde konuşanların sayısı oldukça fazla. Ancak şunu da belirtmeden geçemeyeceğim; bu inançsal üzerinde olayları ele alanların ne yazıkki bazı hakikatleri görmezden geldiklerine tanıklık ediyoruz. Belki de okuyucuların tenkitlerinden korkuyorlardır. Ya da olayları farklı bir açıdan ele almak prim yapmıyor... Bosna-Hersek, Çeçenistan, Hama, Doğutürkistan, Afganistan, Keşmir ve daha nice bölgeler...ancak iki yer vardır ki hiç bahsedilmiyor. Olayları inançsal düşünce bağlamında ele alanlar vicdani bir muhasebeyle bir türlü görmek istemediği iki yer: Halepçe ve Karabağ... Bu iki bölge en azından yukarıda saydığım bölgeler kadar önemli ve yaşadıkları dram oldukça acı verici. Ancak ne Halepçe nede Karabağ bir türlü müslümanların gündemine girmiyor. Oysa tarihin en acı katilamları bu iki bölgede de yaşandı ve binlerce insan hayatını kaybetti. Karabağ ile ilgili başlı başına bir makale yazmak lazım. Azerbaycan'da yaşanan bu dram ne yazıkki dile getirilmemektedir. Azeri halkına karşı gerçekleştirilen bu katlim tarihin kara sayfalarında yerini alırken, o derin acı her zaman yüreğimizde tazeliğini korumaktadır. Halepçe katliamı da aynı acıyı yüreğimizi dağlıyor. Ancak iki acı arasında bir fark var. Karabağ katliamı ermeni çeteleri tarafından yapıldı. Halepçe ise müslüman(!) çete tarafından uygulandı. Işin acı tarafı bu olsa gerek. Yani ne yazık ki müslümanlar dışarıdan gelen saldırıları en dramatik bir dille anlatırken, sözde müslüman denilen kesim tarafından saldırılar olunca birden bire körlüğe bürünüyorlar. Ne yazık ki bu bölgesel, etnik ve siyasal açıdan görülmek istenmiyor. Belki de müslümanlar için prim eden bir yer olmadığı içindir böyle duyarsız kalmak. Halepçe hiç bir zaman gerçek manada müslümaların gündemine girmeyecek. Türkiyeli müslümanların bir türlü kurtulamadığı ırkçı duygularından dolayı müslümanların gündemine gelmeyecek. Halepçe'nin bir Kürt kenti ve katledilenlerin Kürt olduğu için sevinenler bile vardır. Halepçe'yi ve Halepçe'deki acıyı yeniden hatırlatmak adına.bir kez daha kısaca bahsetmek istiyorum. Saddam Hüseyin'in 23 şubat- 16 eylül tarijleri arasında El-Enfal Harekâtı'nı şiddetlendirdiği dönemde Mart ayının ortasında iran ordusu zafer-7 harekatı adlı genel taarruzu başlattı. Celal Talabani liderliğindeki Kürdüstan Yurtseverler Birliği'ne bağlı Peşmergeler de İran ordusu ile işbirliği yaparak Halepçe kasabasına girdi. Saddam Hüseyin İran ordusunun ilerleyişini durdurmak için Irak Ordusunun Kuzey Cephesi Komutanı olan Korgeneral Ali Hasan Al-Majid Al-Tikriti'ye zehirli gaz kullanmasını emretti. 16 Mart 1988'de zehirli gaz bombalarını taşıyan sekiz MİG-23 uçağı tarafından Halepçe kasabasına bombardıman düzenlendi. Halepçe sakinleri , İran askerleri ve Peşmergelerle birlikte 5.000'den fazla insanın öldüğü, 7.000'den fazla insanın da yaralandığı tahmin ediliyor. Ancak Irak savaşı'ndan sonra bölgeye giren yabancılar tarafından bu rakamın daha da büyük olduğu tespit edildi. Hardal ve fosfor gazı kullanılarak yapılan saldırıda ölenlerin coğu yanarak yada boğularak can verdi. yüzbinlerce insan Irak-Türkiye sınırına göc etmek zorunda kaldı. bunun tabi sonucu olarak yollarda pek cok insan kıtlıktan, hastalıktan, aclıktan ötürü hayatın kaybetti. Katliam sırasında yağan yağmur ölü sayısınız daha da yükselmesini önlemiştir. Yıllar geçmesine rağmen Halepçe'de katliamın izleri kaybolmuş değil. Bütün bu olup bitenler arasında müslüman ülkeler olaya duyarsız kalmışlardır. Hatta Arap toplumu bunun bir zafer olduğunu varsaydılar. Bugün zulme ve katliama maruz kalan Arap milleti o gün ne yazık ki bu katliamı görmezden gelmişti. Hala bu katliamı eleştiren , bunun bir zulüm olduğunu ve bu zalimliği yapan sözde müslüman Arap liderin yaptığı katliamı normal karşılayabiliyor. Bunun en belirgin örneği Saddam Hüseyin'in idam edildiği zaman ortaya çıktı. En şaşırtıcı açıklama Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı Yusuf El-Karaddavi'den geldi. Karadavi, Saddam'ın şehid olduğunu söyledi. Dolayısıyla bu fetva bir anlamda Halepçe katliamını doğru bulduğu anlamına da geliyordu. Şimdi tekrar başa döndüğümüzde acı içinde acıların nasıl bal niyetine topluma yedirildiğini görüyoruz. Zalimler müslüman kimlikli olunca nasıl örtbas edildiğini, müslüman değilse nasıl şiidetle karşı çıktıklarını görüyoruz. İkiyüzlü Dünya mı desek, yoksa riyakar müslümalar mı desek? Şüphesiz bunların bir zerresi Allah c.c katında boşa çıkmaz. Herkes yaptığı eylemin hesabını verecektir. Halepçe'yi görmezden gelen bu anlayış ne yazık ki Karabağ'ı da görmezden gelmiştir. Dolayısıyla bu iki bölgenin halklarının acılarını konuşmak, kaleme almak ve insanlara anlatmak boynumuzun borcu olduğunu düşünüyorum. Azerbaycan halkının acılarını yüreğimde hissediyorum ve bu katliamı gerçekleştiren Ermeni çetelerini lanetliyorum. Halepçe katliamının yıldönümü vesilesiyle zalim diktatörleri lanetliyorum. Yeni Halepçelerin olmaması için insani değerlerin öne çıkarılması ve tarihin sayfasında bu zalimlerin ismini lanetle hatırlayalım. Eğer biz bunu yapmazsak Çin'in Doğutürkistan'da gerçekleştirdiği ve bundan sonra gerçekleştireceği katliamlara engel olamayız. Eğer biz Halepçe ve Karabağ'ı hatırlarsak Duudi rejimi tarafından katledilen Yemen halkını da hatırlamış olacağız. O zaman zalimlerin hangi kılık altında zulmettiğini anlamış olacağız. Eğer biz Halepçe ve Karabağ'ı hatırlarsak içimizde ve dışımızdaki canilerin gerçek yüzünü tanımış olacağız. Aksi halde zalimlerin zulmüne katkı sağlamış olacağız. Bu iki önemli bölge bize aslında tutulan bir aynadır. Biri içimizi, diğeri ise dışımızı gösteriyor. Yani dışardan gelen saldırılara karşı hiddetli, içerdeki katillere ses çıkarmama yanılgısına düşeceğiz. Zalim nerede ve hangi kılıkla karşımıza çıkarsa çıksın karşısında durmak durumundayız. Yazımın bu satırlarını yazarken, Suudi askerlerin Bahreyn'deki direnişi kırmak için Bahreyn'e girdiğini öğrendim. Suudi Arabistan'ın sözde Alimleri tarafından verilen fetva doğrultusunda yeni bir Kerbela, yeni bir Halepçe yaşanabilir. Burada şu çağrıda bulunmak istiyorum: Kerbela gerçeğini ümmetten saklayanlar Allah katında hesap veremeyeceklerdir. Halepçe katliamına ses çıkarmayanlar da hesap veremeyeceklerdir. Eğer suudi birlikleri tarafından gerçekleştirilmek istenen bu katliamı bizler de görmezden gelirsek Mahşer gününde hesap veremeyeceğimiz gibi ölünceye kadar yüzümüzdeki kara lekeyi temizleyemeyiz. Bu nedenle gözlerimizin önünde cereyan eden bu korkunç plana alet olmayalım. Bu korkunç planı ifşa edelim ve sesimizi yükseltelim. Bu herkesin üzerinde insani bir görevdir. Yeni Kerbelalar, yeni Halepçeler ve yeni Karabağlar olmaması dileğiyle...
Yorumlayan: |
YASİN RANTİSİ |
Tarih:16 Mart 2011 Çarşamba Saat 18:41 |
onurlu duruş
zülüm baskı soykırım despotluk zalimlik işkence imha yok sayma kimden gelirse ve kime uygulanırsa rengine dilline mezhebine dinnine bakmadan zalimlere karşı mazlumun ezilmişin yanında duruş sergilemek yüreğinde insanlığa ait değer taşıyan tüm bireylerin sorumluluğudur en çokta müslümanların görevidir |
||