
Son zamanlarda siyasi arenada bir kasetler furyası yaşanıyor
Kimi siyasilerin, “gizli-gayrı meşru” hayatları, bu kasetlerle deşifre edilip ortalığa döktürülüyor.
Ne gariptir ki, “gizli – gayrı meşru” hayatları deşifre olmuş kişilerin sarıldıkları tek referans yine İslam olmaktadır.
Sığınabildikleri tek limanda, ihlal ettikleri “İslami Ahlak “olmaktadır.
Kendilerini savunurlarken; “İslam’da, hayatların gizli yönleri araştırılamaz” diyorlar.
İslam hukukunda, gerçekten “gayr-ı meşru hayatlar”, araştırılıp inceleme altına alınamaz mı?
Gayrı Meşru hayatların gizli yaşamlarına, gizlice girilemez mi?
İşte bu, tetkiki gereken bir konudur
...
Burada işin gerçeği, Hakikati şudur;
İslam, başkalarının ayıplarını araştırmayı, böyle gizli bir tecessüse girmeyi kesinlikle yasaklamıştır.
Rabbü’l Âlemin, Hucurat Süre sinin 12. Ayet-i Kerimesinde çok net bir şekilde:
“...Müslüman’ın Ayıplarını araştırmayın...” diyor.
İslam, tam tersine başkalarında görülen ayıp ve kusurların örtülmesini emretmektedir.
Bakınız Peygamber-i Zişan ne buyuruyor;
“Her kim Müslüman kardeşinin ayıp ve kusurlarını, kimsenin görmediği ve görmesini istemediği şeylerini örterse; Allah u Teâlâ da kıyamet gününde onun ayıplarını örter.
Her kim Müslüman kardeşinin meydana çıkmasını istemediği bir şeyini ortaya çıkarır ve ortaya yayarsa Allah ta onun ayıplarını; kimsenin bilmesini istemediği hallerini meydana çıkarır. Bu suretle kendi evinin içinde de olsa onu rezil eder.
Müslüman kardeşinin ayıbını örten bir ölüyü diriltmiş gibidir.”
(Buharı, Mezalim:3;Müslim, Birr:58)
Ebu Davut da, edep bahsinde şöyle bir Hadisi Şerifi Hz Peygamberden naklediyor:
“Kim bir ayıp görürde örterse, sanki kabrine diri gömülmüş bir yavruya can vermiş olur.”
Bu hususta ki Ayet ve Hadisleri ne kadar incelerseniz inceleyin, benzer ifadeleri göreceksiniz.
...
Peki, gizliden gizliye işlenen suçlar ne olacak? diye sorulabilir.
İslam’da kişinin şahsına ait; diğer insanlara zarar vermeyen ve gizli işlenen suçlar kişinin inhisarında kalır.
İslam hukukunda devletin böyle bir şeyi tecessüs etme, gizliden incelemeye alma, kaydetme; hele hele alenen ifşa etme yetkisi yoktur.
Peki, işlenen bu denli suçların karşılığı, cezası olmayacak mı? Sorusunun cevabı şudur;
Bu suçların cezası olarak “Cehennem” yeter.
Rabbü’l Âleminden hiç bir şey, gizli cereyan edemez. O, her şeyi bilir, görür ve zerresinin ayrıntılarına vakıftır. Mahşer günüde de, her şeyin hesabını soracaktır.
Allah (c.c.) , bu dünyada uygulamamızı istediği, suçların cezalarını infaz etme talebi; yanı İslam Hukukunun ceza-i müeyyideleri; bu dünyada ki sosyal hayata yöneliktir.
Sosyal hayatın düzeni İslam’ın öngördüğü bir seviyede gidiyor ise; mesele orada biter.
Gizli suçların cezası ise Ahirete kalır.
Ayrıca gizli hayatlar incelemeye alınmaz, alınamaz!
...
Hz Peygamber’in saadet asrını hatırlayın....
O dönemde bile, bir sürü münafık vardı.
Resulü Ekrem, bunları bilir ve tanırdı. Ama hiçbirinin münafıklığını ifşa etmedi!
Lakin bu tolerans, İslam’a, Müslümanlara veya İslam’ın sosyal yapısına ve yahut da İslami davaya zarar vermeye kalktıkları zamana kadardır.
Böyle bir zarar söz konusu olduğu takdirde; onları en ağır bir şekilde cezalandırırdı.
Kişiler, İslam’ın hâkim olmadığı bir bölgeye gidip; İslam’ın veya Müslümanların aleyhinde çalışmalara girdiklerinde ise; Peygamber bazen, bazı ashabı görevli göndererek onları cezalandırırdı. Ve bazen de “Falanı Kâbe’nin kapısının kulpuna yapışıp, Allah Allah deyip yalvardığını da görseniz; onu öldürünüz!” dediğini müşahede ederiz.
Gelelim günümüze,
Söz konusu kişiler İslam’a, Müslümanlara veya İslam’ın sosyal yapısına, İslami davaya zarar veriyorlarsa ne yapılacak?
Farz-u muhal, bu kişi ahlaksız birisi!
Fakat ahlaksızlığını gizlemektedir. Edepli ve ahlak sahibi biri olduğu imajını sürdürerek yönetime gelmeye çalışmaktadır.
Seküler sistemlerde, olay nedir, ne yapılır? Onu bilmiyorum. Sadece, ferdi şahsiyetin,
Fazla bir öneme haiz olmadığını biliyorum
....
İslam Hukukuna gelince,
İşte burada mesele değişir!
Genel manada kişilerin özel hayatları önceden incelemeye alınma, dinlenilme; hassasiyetle yasaklanmışken; Burada söz konusu kesimler hakkında ki işlemler istisnai bir durum olarak değişiverir.
İslam’ın devlet yapısında,
Söz konusu kişiler hakkında gayri ahlaki ve gayri İslami bir faaliyete yönelik duyumlar alan bir Müslüman’ın,
bu duyumlarını ileteceği birimler vardır. Bu duyumlarını söz konusu birimlere iletir.
İslami davaya, İslam’ın sosyal yapısına zarar verme söz konusu ise,
Ve söz konusu birimler, gerek görürlerse;
Kişilerin özel hayatlarını inceleme ve araştırma altına alınmasına karar verebilirler. Ondan sonra kişi takibe alınır. Söz konusu fiiliyatları tespit edilirse kişi çağırılır ve gerekenler yapılır.
Ceza-i müeyyide aleni uygulanır.
Ama hiçbir şart altında,”Gizli hayatlar, topluma alenen teşhir edilemez.”
Olayın aslı özetle budur.
...
Tüm bunlar olayın bir cephesi,
Diğer bir cepheden bakarken;
Görebiliyor muyuz?
Şu tefessüh etmiş, toplumun halini;
Hak, hukuk, adalet güçlülerin inisiyatifinde,
Ekmeğe muhtaç insana, vergilerin vergisi yüklenmekte!
Vergiler güçlülere, yeni güçler katmakta!
Ve mazlum zulme boyun eğmekte!
Televizyonlarda ki tüm dizilerin tek ortak yönü;
Fuhuş, namussuzluk, aldatmak, üzerine!
Rezaletin Bini Beş para...
Kavurmaktadır toplumu Fuhuş...!
Pisliğe batmayan yok gibi!
Hak etmiş değil mi, bu toplum tüm felaketleri..?
Depremler, yerle bir etse evleri, gökdelenleri...
Dağlar lavlarını dökse üzerlerine,
Yerler yarılsa yutsa şehirleri..!
Hak etmiş değil mi?
Allah aşkına söyleyin, hak etmiş değil mi?
Rabbim, şeytanın ve şeytani faaliyet gösterenlerin desiselerine karşı ayaklarımızı sabit kılsın ve kâfirlere karşı yardımcı olsun bize...