Başakşehir’de iki hafta önce başınıza gelen olayı anlatır mısınız?
Başakşehir Belediyesi’nin kültür birimi konferans vermem için çağırmıştı
beni. Hem tarihin Kutlu Doğum Haftası’na denk gelmesi hem de yeni çıkan
kitabım ‘Kuran’daki Peygamber’ vesileleriyle konumuz ‘Kuran’daki
Peygamber’ kavramı olsun denildi. Sonra belediye bu konferansı ilan
etti. Sonra bir anda belediye belli bir çevreden olduğu anlaşılan
kişiler tarafından protesto yağmuruna tutuldu. Yağmur lafı yumuşak
kalır, fırtına diyelim. Üst üste telefonlar, email’ler… İnternette
karşıt grup kurmuşlar. Bir de benim fotoğrafım olan konferans posterini
tadil edip, üstüne ‘DUR’ işareti iliştirmişler.
Nedir dertleri?
İşte “Bu nasıl bir gaflet ve hatta hıyanettir ki Hayreddin Karaman’ı
konferansa davet edersiniz?” gibi. Yahut da “Ehl-i Sünnet hassasiyeti
olan kardeşlerimizi tepkiye davet ediyoruz. Bunun için bütün araçları
kullansınlar” diyorlar. Yani dört koldan saldırdılar. Facebook’ta da bir
grup kurmuşlar hakkımda.
Belediye nasıl bir tepki gösterdi bu protestolara?
Görevlilerden biri konferanstan bir gün önce telefon etti ve “Hocam
böyle bir hareketlilik var. Konferansta birileri bağırıp çağırırsa
şaşırmayın” dedi. Ben de böyle şeylere alışık olduğumu ve bağırıp
çıkarsa dinleyeceğimi söyledim.
Konferansta bir tatsızlık çıktı mı?
Elhamdülillah yaşanmadı. Çünkü konferanslarıma, sayıları hayli fazla
olan öğrencilerim gelir. Yani fikir ve gönül bağı olan insanlar
toplanır. Onların içerisinde de protesto benzeri bir reaksiyon vermek
pek kolay değildir. Cesaret ister. O yüzden olmadı.
Siz bunlara alışıksınız değil mi?
Tabii. Ömrüm boyunca bu tarz kimse ve gruplarla çok karşılaştım. 40 yıl
önce başlayan bir muhalefet vardır bana karşı. Beni nelerle itham
etmişlerdi… Onların bazıları bugün devam ediyor.
Nelerle itham edildiniz?
Bazıları birbiriyle çelişen bir yığın şey… Mesela Suudi Arabistan’daki
Müslümanların itikadî mezheplerine verilen ad olan Vahabi’yi bana
yakıştırmışlardı. Sonra birileri ‘reformcu’ dedi. Bir insan nasıl hem
Vahabi olur hem de reformcu, belli değil. Çünkü reformculuktan maksat
modernist demektir ama Vahabi ‘geriye doğru’ anlamı taşır. Daha bunlarla
bitmiyor: Modernistlere ilham verdiği söylenen âlimlerden Muhammed
Abduh ve Cemalettin Efgani’yi kastederek ‘Abduhçu-Efganici’ diyenler
vardı. Bir de tabii meşhur ‘mezhepsiz’ ve ‘naylon müctehit’
yakıştırmaları mevcut.
Niye kafayı takıyorlar size?
Üç sebebi var: Siyasi, dini ve psikolojik. 70’li yıllarda bir kısım
siyasi partiler imam hatip neslini kendi alanlarına çekmek istiyordu.
Hem orada okuyanlar hem onların akrabaları hem öğretmenleri hem de
mezunları olarak baktığınızda birkaç milyon insan eder. Herbiri için
önemli bir siyasi rant vardır. Ben şahsen bu duruma karşıydım. Çünkü
farklı partilerin sızmasının imam hatipliler arasında düşmanlığa,
kopukluğa sebep olduğunu düşünüyordum.
Siz o dönemde de etkili miydiniz?
Evet. İHL’nin ağabey denilen lider konumundaki kişilerindendim. Yaşça
büyüktüm. Okula girmeden önce eski Arapça medrese ilimlerini biraz
biliyordum.
İHL’yi siyasetten uzak tutma çabanız mı bazılarını rahatsız etmişti?
Elbette. Lider konumdaki birkaç kişi toplanıp “Liseden mezun olduktan
sonra gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım memurlarından olmayalım. Bizim
bir misyonumuz var” dedik.
Ne gibi bir misyon?
Sonraları biraz değişmiş olabilir ama başlangıçta samimi olarak dini
hayatta boşlukları doldurmaktı. Bunun için de herhangi bir partinin
siyasi aracı olmamalıydık. Fakat tabii o partiler ve bazı tarikatlar da
İHL ile irtibat kurmaya devam ediyordu bu arada. Bazı çocuklara çengel
atmayı da başarmışlardır. Ben de çocukları kurtarmak için uğraştım. Bu
halim birçoklarını rahatsız etti. Benim dışlanmamın siyasi sebebi bu.
Bir de dini ve psikolojik sebepler var demiştiniz?
Dini olarak bana muhalefet edenlerin söylemleri benim Kitab’ı yorumlama yöntemim ve İslam anlayışımla alakalı.
Siz kendinizi reformist olarak mı görüyorsunuz?
Hayır. Dini anlamak için iki yöntem vardır: Biri taklitçi, diğeri
içtihad. Taklit, dini bilgileri tenkitsiz şekilde kabul etmektir.
İçtihad ise daha evvel yapılmış açıklamaları, o âlimlerin metodolojisini
kullanarak yeniden üretmektir. Burada eğer çağdaş bir metodoloji
geliştiriyorsanız, modernist yahut reformist olursunuz. Halbuki ben
klasik usulü kullanarak yeniden üretmeyi tercih ediyorum, o nedenle
reformist değilim. Fakat bu tutumum da kimi çevreleri çokça rahatsız
ediyor. Muhalefetin üçüncü sebebi ise insani zaaflardan kaynaklanıyor.
Kitaplarınız varsa, biraz öne çıktıysanız, sizi tutanların sayısı
fazlaysa kıskançlık yaratabilir.
Bugün de bu sebepler geçerli mi?
Evet. Birçok yazar-çizer yazılarında beni eleştirir. Eleştirilerinin en
temelinde bu sebepler yatar. Hatta son zamanlarda yine aleyhimde bir-iki
kitap bile çıktı. Ama Başakşehir’deki olay biraz farklı.
Onlar için “şebeke gibi çalışıyor” demiştiniz yazınızda…
Biraz öyle tabii. İsim vermek istemiyorum ama kaynağı belli.
Facebook’taki protestonun altında Cüppeli Ahmet Hoca’nın reklamları var. Onu mu kastediyorsunuz?
İsim zikretmek istemiyorum. Ama şunu biliyorum: Onun mensubu olduğu
cemaatin tamamı da bana karşı değildir. O kişi ısrarla beni hedef alan
bir kampanya yürütüyor.
Tedirgin misiniz?
Gerçekten söylemiş olduğum sözleri eleştirseler hiç rahatsız
olmayacağım. Çünkü benim arkasında durduğum, tevil etmediğim ama onlara
ters gelen binlerce mesele var. Fakat son zamanlarda alevlenen bu
kampanya yalan ve iftira dolu. Söylemediğim şeyleri söylemişim gibi
aksettiriyorlar. Son derece rahatsız edici. Ahlaki problemleri var.
Tarikatlarla aranız iyi değil herhalde.
Zamanında bana ters bakan bazı tarikatlar ve cemaatler vardı ama şimdi
onlarla çok iyiyiz. Çünkü benim birlik ve beraberlik çağrım karşılığını
buluyor. Bazıları da sanki kötü bir şeymiş gibi beni ‘diyalogcu’ diye
eleştiriyor.
AKP, Müslümanların şiddetle bağını kesti
Başakşehir olayından sonra “Dine en çok zarar verenler sakalı sarığıyla
Müslüman görünen ahlaksızlardı” diye yazdınız. Din, Cumhuriyet’in
kuruluşundan itibaren iki türlü kullanıldı. Biri; dini daha hürriyet
içinde yaşamak için. Diğeri de; bu ülkenin rejimini değiştirmek ve
şeriat getirmek için. Şeriat talep edenlerin bir kısmı demokrasi
kuralları içerisinde örgütlendi. Diğeri ise gerekirse şiddet kullanmakta
sakınca görmeyen gizli oluşumlardı. Bu da din özgürlüğüne zarar verdi.
Bugün Türkiye’de radikal İslamcıların etkisi ne mertebede?
Türkiye’de şiddet kullanarak düzen değiştirme hareketleri hiçbir zaman
tutmaz. Bu fikirde olan gruplar var mıdır, vardır. Her ideolojide olur
ama bu ülkenin genleri bu tür grupları kabul etmiyor. Radikal
İslamcı’dan kasıt şeriatçı olmak ise her Müslüman şeriatçıdır. Namaz
kılarsınız, haramlardan uzak durup helallere yanaşırsınız, bunlar
şeriatçılıktır. Buna radikal mi diyeceksiniz? Radikal
İslamcılık,fundamental İslamcılık tarifleri biraz Batı’ya ait.
Ilımlı İslam da biraz öyle bir tarif değil mi?
Tabii örnek olarak da AK Parti’yi gösteriyor ABD. Hatta bence Fethullah
Gülen cemaatini de öyle görüyor. Aslında AK Parti için ‘ılımlı İslamcı’
sözü ancak partililerin hayat tarzlarına bakılarak söylenebilir. Yoksa
partinin programı İslamcı değil.
AKP iktidarı Türkiye’deki İslamcı hareketi nasıl etkiledi?
AKP, şiddet ve Müslümanlar arasındaki ilişkiyi çok zayıflattı. Şiddeti
aklından geçiren grupları son derece marjinalleştirdi. Şeriatçı olan
Müslümanlar AKP’nin vizyonunu kendilerine çok uygun buldu.
Nasıl yani?
O Müslümanlar şunu gördü: Dünya ve Türkiye şartlarında bir partinin
İslamcı olması, şeriat getireceğim demesi şart değildir. Din özgürlüğünü
ve insan haklarını güçlendirmesi yeterlidir.
8 yıl içinde yasal değişiklikle başörtüsü sorununu çözebilirdi, yapmadı. Bu nasıl karşılanıyor?
Dindarlar diyor ki; AKP başörtüsü yasağına zemin hazırlayan
anti-demokratik maddeleri değiştirirse zaten sorun halledilir. Halk şunu
anladı: Bir değişikliği başörtüsü adına değil de demokrasi adına
yaparsanız daha az kişi karşı çıkıyor. Başörtüsü kelimesini kullanmayıp
“Eğitim hakkının önündeki engelleri kaldıralım” demek çok daha
mantıklı.
Bu politikanın bir adı var ama galiba değil mi?
Anladım neyi kastettiğinizi. Hayır, kesinlikle takiyye değil bu. Çünkü
onlar o kelimeleri kullanmanın zararlı olduğunu gördü ama herkes biliyor
ki demokratikleşme kavramının içinde başını örtmek isteyenin örtmesi,
açmak isteyenin açması vardır.
Bin Ladin konusunda emin değilim
Usame Bin Ladin’in öldürülmesi Cumhurbaşkanı’nda memnuniyet yarattı. Sizde?
Karmaşık duygular içindeyim. El Kaide örgütünün aslı bir türlü
bilinmiyor, arkası çok karanlık. Eğer Bin Ladin’in ABD tarafından
kullanıldığını düşünüyorsanız, bu konuda teorilere yeterince vâkıfsanız
adama acıyabilirsiniz. Eğer o adam yaşadığı sürece kimsenin can
güvenliği yoktu, nerede hangi bomba patlar belli değildi, tek sorumlu
oydu diye inanıyorsanız da öldürülmesine sevinirsiniz. Demek ki
Cumhurbaşkanı bu ikinci seçeneğe inanıyordu. Ben o kadar emin değilim.
Olup bitenlerin bir kısmının El Kaide’ye mal edildiğini düşünüyorum.
El Kaide’nin Türkiye’yle bağlantısı olup olmadığını biliyor musunuz?
Hayatımda hiç El Kaide’ye mensup biriyle karşılaşmadım. Ama bu yok anlamına da gelmez.