
Hizbullah, şeriat ve inanç olarak İslam’ı benimsiyor, köklü hattın bütün yükümlülüklerine iman ediyor, Müslümanlar arasındaki birliğin, yerine getirilmesi gereken bir sorumluluk olduğunu ve mezheb çatışmasının haram ve kaçınılması gereken bir durum olduğunu ifade ediyor. Hizbullah; siyasî, fikrî ve cihat direktifleri manzumesiyle diğerleriyle ilişkilerini, hareketlerinde ve meselelerinde hatta kültürel ve siyasî önerilerinde Müslümanlar arasındaki birliği sağlamaya çalışma temelinde bina etti. Bunu yaparken mezhebî hususiyetlere dokunmadı, ömrü 1400 seneyi aşan, birikmiş ve çaresi olmayan anlaşmazlıkları çözmekle vakit harcamadı. Bu anlaşmazlıklar; birliğin sağlanması için çalışmayı, mezhebî anlaşmazlıklara inanç ve yasama düzeyinde son verme çerçevesinin dışında bir zorunluluk haline getiriyor. Allah’ın vahdaniyeti, Peygamberin (s.a.v.) nübüvveti, Kuran’a, aynı kıbleye ve aynı ibadetlere iman gibi büyük birlik başlıklarının gölgesinde birçok ortak nokta bulma adına her ülkede birliğe yardım ediyor.
Aslolan birliktir. Ve bu temel Kuran’da belirtilmektedir, hiç kimse İslam’la irtibatı olduğunu iddia edip de birlik fikri ve çalışmasının yükümlülüklerini yerine getirmemiş olamaz. Allah-u Teâlâ kitabında şöyle buyuruyor: “İşte bu sizin ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de sizin rabbinizim, o halde bana ibadet edin”, başka bir ayette de “İşte bu sizin ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de sizin rabbinizim, o halde benden sakının.” Allah-u Teâlâ tek bir ümmetten bahsetmiştir; aynı yöntemler, aynı düşünce metodu ya da tek bir mezhepten değil.
Hizbullah’ın Konumu
Hizbullah, farklı meselelere karşı tavrını özetleyen ve yazılı olarak verdiği ilk siyasi mesajda İslamî birliğin zorunluluğuna olan inancını ve birliğe nasıl baktığını ifade etmiştir. Burada sizlere,16 Şubat 1985’de ilan edilen bu “açık mesaj”ın İslam birliği ve ihtilafın reddiyle ilgili bölümünü aktarıyorum:
Ey Müslüman halklar: Aranızda ayrılık tohumları ekmek, Şii ve Sünni mezheb ırkçılığını harekete geçirmek için birliğinizi parçalamayı hedefleyen kirli sömürgci fitneye dikkat edin.
İkinci siyasi belgede ise şunlar yer alıyor:
Grupsal tıkanıklık ve özellikle de Şiilerle Sünniler arasında alevlenen mezhebî gerginlikler, Kürt-Türkmen-Arap ve Araplarla İran arasında milliyetçi çelişkilerin vücuda getirilmesi, azınlıkların sindirilmesi ve korkutulması ve Lübnan’ın yanısıra özellikle Filistin ve Irak gibi ülkelerde Hıristiyanların sürekli kan kaybetmesi gibi nedenler, toplumumuzun birbirine kenetlenmesini tehdit ediyor, direncini azaltıyor, gelişmesi ve kalkınmasının önündeki engelleri devleştiriyor.
Hizbullah’ın Birlik Çalışması
Hizbullah, İslamî birliği güçlendirmek ve mezhebî fitneyle başa çıkmak için farklı konum ve faaliyetlerde bulunmuştur. Bunlar arasında şunlar yer almaktadır:
1-Hizbullah, ilgilendiği alanlardan biri olarak ümmetin meseleleri ve dertlerine dikkat çekerek birlik taraftarı siyasî bir söylem benimsemiştir.
2-Hizbullah, dayanışma çerçevesinde İslamî hareket ve oluşumlarla, bu güçlerin büyüklüğüne ya da mezhebî aidiyetine bakmayıp sadece Müslüman olmasıyla yetinerek toplantı ve buluşma düzenlenmesine katkı sağlamıştır.
3-Mezhebler arası yakınlaştırma konferanslarının hepsine katılmıştır.
4-Direniş -ki bu mezhebî çatışmadaki en önemli başlıktır- ve İsrail’e karşı direnen herkesle sınırsız bir şekilde dayanışma içinde olmuştur. Parti direnenin partisine bakmaz, hatta parti 1997’de İsrail işgaline direnmek için Lübnan seriyyelerini kurmuş ve bu seriyyeler bütün mezheb ve grupları bünyesine almıştır. Bu seriyyelere katılmanın iki şartı sadece işgal karşısında silahlı direnişe inanmak ve İsrail için casusluk yapıldığı şüphesinin olmamasıydı ve partinin, kişinin dinî ve mezhebî inancıyla, ibadeti, şahsî davranışları ya da toplumsal konumuyla alakası yoktu.
Müşterek Meseleler
Şüphesiz ki; ümmeti birleştiren ve ümmetin birleşmesine olanak sağlayan müşterek meselelerin iki başlığı vardır: Filistin’in kurtuluşu yolunda çalışmak için Siyonist projeyle mücadele etmek ve bugün Amerika’yla temsil ettiği evrensel kibrin Müslümanların yer altı kaynaklarına, kapasitelerine ve ülkelerine hâkim olmasına engel olmak için mücadele etmek. Pratikte İslam birliğini somut hale getiren iki başlık bunlardır.
1-Direniş: Filistinlilerin ne hissettiğine bakacak olursak; onların direnişçi faaliyete bağlı olmaları ve oynadığı birleştirici rolden ötürü İslamî direnişi sevdiklerini görürüz. Aynı şekilde Hizbullah’ın gençlerinin de Filistin ve Filistinli gençlere ne derece bağlı olduklarını görürüz. Tabi burada Şiilerle Sünniler arasında ayrımcılık yoktur. İşgalin zararı ve kurtuluşun faydası herkes için aynıdır.
2- Amerikan kibri ümmetin başına hem özel hem genel olarak, kudretini ve imkânını tüketen, gelişmesini ve kalkınmasını durduran krizler ördü. Amerika Afganistan’a saldırdı ve orada kargaşa çıkardı, oradaki halk hâlâ Amerikan işgalinin devam etmesinin tehlikelerini ve bedelini ödüyor. Amerika Irak’ı, yerlatı kaynaklarını özellikle de petrolü istediği gibi kullanabilmek ve bu zenginlikleri Irak halkının ve bu halkın bağımsızlığının aleyhinde kontrolünde tutabilmek için işgal etti. İsrail aracılığıyla Temmuz 2006’da Lübnan saldırısını planladı, İsrail’in 2008’de Gazze’ye düzenlediği saldırıyı örtbas etti ve hâlâ İran’ı savaş seçeneğiyle tehdit ediyor. Suriye’yi ekonomik ve siyasî olarak tecrit etmeyi denedi ve bütün Arap ülkelerine, karşılıksız olarak İsrail’le ilişkileri normalleştirmeleri için bütün baskı çeşitlerini uyguluyor. Bu nedenle Amerikan politikasının bölgemize verdiği zararların büyük ve kapsamlı olduğunu görüyoruz.
Amerika’nın itimat ettiği yöntemlerin en önemlisinin iki başlık üzerinde yoğunlaştığını da unutmuyoruz. Ilımlılık yani ümmetin, radikallik ve terörizm damgasının vurulduğu İslamî kimliğinden soyutlanması ve mezheb çatışması.
Amerikan Rand Kurumu, 2007 yılı raporunda; Amerika’nın, Amerikan tarzı ılımlı İslam’ın şartlarının uygulanabileceği çağdaş, liberal ve laik akımdan oluşan bir ağın oluşturulmasını ve bunun desteklenmesini, ayrıca bazı grupların ılımlı olduğunu, ortak yaşama, diyalog ve şiddete son verilmesi çağrısında bulunduğunu iddia etmesine rağmen hiçbir şekilde dayanışmaya gidilmesi ya da desteklenmemesi gereken İslami akımla mücadelede bu ağın kullanılmasını tavsiye etti.
Fitne ve Düşmanlar, Birliği Tehdit Ediyor
Düşmanlar tarih boyunca ve şuanda etkili iki silah kullandılar.
1-Müslümanlar arasında fitne çıkarma: Özellikle Şiilerle Sünniler arasında mezheb kavgası çıkması için uğraşılıyor. Bu kavga, bazen mezhebler arasındaki anlaşmazlıklar gündeme getirilerek, tekfir, ridde ve mukaddesatın çiğnenmesi başlıklarının reklamı yapılarak, İslam, inanç ve hukuk sistemi bazında tahrif edilerek ya da her mezhebin diğer mezhebe karşı fanatizmini artırmasına sebep olacak başka başlıklar kullanılarak kızıştırılıyor. Bazen de bu çalışmaların üzeri ülkelerin, dillerin ve ırkların farklı oluşu tarzındaki ırkçı başlıklarla örtülüyor. Ayrılığa düşenler Farsça, Türkçe, Arapça ve Urduca konuşanlar arasındaki ve Arap, Afrika ve Asya meseleleri arasındaki uyuşmazlıkların reklamını yapıyor. Bütün bunlar, liderlerinin arkasında genel sloganların peşinden sürüklenen ve önceliği düşmanla mücadeleyi terk edip, alanı diğerlerine bırakmamak için mezhebi, ona zarar verenlerden kurtarmak olan halkı kışkırtma çerçevesinde yapılmaktadır.
2-Düşmanların sömürge, ülkelerimizi işgal etme, şartlarını silah zoruyla dayatma ve ekonomik ya da siyasî olarak ambargo altına almayla oluşturdukları hâkimiyet. Bu bazen fitnenin sonuçlarından biri olurken bazen de zayıflığımız ve halkımız, ülkemiz, halklarımız ve ülkelerimiz için gerekeni yapmamamız nedeniyle meydana geliyor.
Anlaşmazlık Siyasidir Mezhebî Değil
Dinin köşe taşlarını yerli yerine koyarak ve müminlerin yükümlülüklerini netleştirerek bu sorunlara meydan okumada temel görev âlimlere düşmektedir. İnsanları gerçek İslam üzere eğitecek olanlar da, mezheb ırkçılığı ve diğer mezheblere düşmanca saldırmayı teşvik edecekler de onlardır. Hutbeler, konferanslar ve genel söylemlerinde Müslümanları İslam birliğine, iyilik ve takva üzere yardımlaşmaya ve tek bir beden olma hakkına yönlendirmek onların görevidir. Onların yaydıkları bu kavramları dünyanın dört bir yanından Müslümanlar okur ve duyarsa, Allah’ın ipine tutunma ve bir araya gelmek için sermaye oluşmuş olur. O zaman da mezhebî davranışlar ibadete ait davranışlar olur, genel ve büyük siyasî tavırlara ise “Müslümanların birliği” başlığı hâkim olur, Müslümanların siyasî konumunun birliğiyle bireysel dinî yükümlülükler birbiriyle çakışmaz.
Bundan daha tehlikelisi, kendisini gerçek İslam’ın temsilcisi sanan ve diğerlerini ona olan yakınlıkları ya da uzaklıkları ölçüsünde sınıflandıran ve farklı mezheblerden kadın ve çocuklar da dâhil olmak üzere çatışmada hiçbir Müslümanı ayrı tutmayan özellikle de dini koruma ve cihat sloganı altında ona muhalif olanları öldürmeyi seçen kişinin tekfir eğilimidir.
Farkılıklardan Kaçınmak
O halde İslam birliği çağrısı; masum olmama karşısında masumluk ya da hilafet karşısında imamlık fikri hakkındaki anlaşmazlığın sonlandırılması çağrısı değildir. Bu ne şimdi ne de gelecekte sonuç getirmeyen bir arayış olacaktır çünkü temeller farklı görüşler, ihtilaf ve kanaatler üzerine kurulmuştur. Düzeltilmesi ya da değişirilmesi mümkün olmayan temel farklılık noktalarından hareket etmeyelim, çünkü mezheblerin temelleri bunlar üzerine kuruludur. Üzerinde anlaşabileceğimiz noktalardan hareket edelim. İstenen şey, ciddi meselelerle mücadelede, siyasî ve bilimsel anlaşmanın sağlanmasıdır.
Mezheblerin birbirini tanıması gerektiğini söylemeye zaten gerek yok. Bunun dışında ortak noktalar arayalım, ihtilaf noktalarını görmezden gelelim, hayatları ve meselelerinde Müslümanları ilgilendiren ilmî konular üzerinde yoğunlaşalım. Tartışmanın; anlaşmak, nasihat etmek, delil ya da bilgilenmek için görüş belirterek ikna etmek suretiyle bilimsel ve nesnel olması sağlandığı sürece, âlimlerin mezhebî anlaşmazlıkların bazılarının ve her bir mezhebin kendi seçtiği delilin tartışılması için kapalı oturumlar düzenlemelerine hiçbir şey engel olamaz.
Fitneyi Önleyecek Direktifler
Mezhebî fitneyi siyasî olarak siyasî makam ve liderler yönetmekte, mezheb seferberliğini de dinî olarak, Müslümanların ülkeleri çöküşe geçse de sadece müritlerinin etraflarında toplanmasıyla ilgilenen bazı âlimler yönetmektedir. Dinî-mezhebî anlaşmazlık genel olarak çözüme ulaşamayacağına ve diğer mezheblerin iptaline karşılık bir mezheb benimsenemeyeceğine göre -geniş mezhebî yelpazeli toplumlarda bile dini meseleler sorun teşkil etmez- mezheb anlaşmazlığı adında bir sorun yoktur. Mevcut sorun; liderlerin yönettiği siyasi anlaşmazlıklardır ve kendi topluluklarını sağlam tutmak ya da onların diğerlerinden etkilenmesine mani olmak için anlaşmazlıklar üretmeye muhtaç oluşlarıdır. O vakit bazı âlimler de mezheb fitnesini, siyasetçilerin yönettiği ve bazı din adamlarının bu siyasetçilerin lehine beslediği siyasal eylemin yaklaşımlarına göre gündeme taşır hale gelir. Siyasilerin menfaati, mezhebî sakinliği gerektiriyorsa bu âlimler yardımlaşmanın ve fitne çıkarmamanın faydalarını göstermeye çalışır. Din, siyasî arzuların hizmetkârı olmamalı, siyaset dinin hizmetkârı olmalıdır. Siyasî amaçlarını örtmek için mezhebi kullanan bu kişileri ortaya çıkarmalı siyasetçilerin de dinden, insan olmanın kurallarını öğrenmelerini sağlamalıyız. Din adamları, siyasetçilerin ihtiyaçlarına göre ayet ve hadisleri yorumlamamalıdır. Bazı âlimlerin sultanın isteğiyle mezheb naraları atması sonra da onun isteğiyle buna son vermesi utanç vericidir.
Şeyh Naim Kasım
israhaber
| |
||||
Twitter |
friendfeed |
myspace |
blogger |