Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İHH 2009 Irak Kurban Organizasyonu; Bağdat ve Kerbela Gözlemlerimiz
Nureddin Şirin
nureddin{x}velfecr.com Dikkat! E-mail için {x} yerine @ işaretini yazınız.
20 Şubat 2010 Cumartesi Saat 17:12

"İHH’nın 2009 Uluslar arası Kurban Organizasyonu" çerçevesinde Irak’ın Bağdat ve Kerbela kentlerinde kurban kesmek üzere gittiğimizde yine yürek burkan sahnelerle karşılaştık doğal olarak.

Geçen yıl da İHH’nın Irak kurban organizasyonunda yer almıştık, o zaman da Irak Müslüman halkının ne denli bir mazlumiyet ve mahrumiyet içinde kıvrandığına tanık olmuştuk.

Türkiye’ye göre bayramın birinci günü İHH yönetim kurulu üyesi Yusuf Şahin kardeşimiz ile birlikte Bağdat havaalanına indiğimizde, Irak Yüksek İslam Konseyi yetkilileri tarafından konseyin yönetimindeki misafirhaneye götürüldük.

Cuma günü orada arefe idi ve ilk günümüzü soğuk algınlığı dolayısıyla, doktor kontrolü, ilaç tedavisi ve istirahatla geçirme durumunda kaldım. Yusuf Şahin kardeşimiz ise konseyin görevlendirdiği Iraklı kardeşlerimiz ile birlikte Hz. Abdulkadir Geylani’nin kabrini ziyarete gitti. Şahin’in İmam-ı Azam’ın kabrini ziyaret isteği ise yoğun trafik dolayısıyla mümkün olmamıştı.

Bağdat’ta ilk günümüzde, Seyyid Ebu İhsan adlı konsey yöneticisi tarafından sıcak bir ilgi ve muhabbetle karşılanarak bir ön tanışma ve kurban organizasyonuyla ilgili değerlendirmelerde bulunduk.

Seyyid Ebu İhsan bu görüşme sırasında bizleri, Iraklı yetim çocuklar konusunda bilgilendirdi. Irak’taki Amerikan ve terör saldırılarında babalarını kaybeden çok sayıda çocuk olduğunu ve bunların hem eğitim, hem sağlık ve hem de geçimlerinin büyük sıkıntılarla karşılaştığını belirterek, Iraklı yetimlerle ilgilenmek üzere bir dernek kurulduğunu ve bu derneğin yetimlerin ihtiyaçlarını karşılamaya ve onlara İslami eğitim vermeye çalıştığını, aksi takdirde bu çocukların İslami eğitim ve terbiyeden uzak bir şekilde sokak çocuğu haline geleceklerini söyledi.

İHH yardım gönüllüleri olarak, kurban kesip ihtiyaç sahiplerine dağıtmak üzere Irak’a gittiğimiz için, kurban kesimi dışında bir yardım programımız yoktu. Ancak bu anlatılanlar karşısında, hem İHH hem de şahsımız tarafından bir miktar paranın bir grup yetime bayram harçlığı olarak verilmesini kararlaştırdık. 50 yetim çocuğa zarflar içerisinde bir miktar para verecektik.

Cumartesi günü bayramın ilk günü öğle vakitlerinde, Bağdat’ın Sadr semtine gittik. Burada İhlas adlı yardım kuruluşu vasıtasıyla kesilen kurbanları ihtiyaç sahibi yoksul halka dağıttık.

Yetimler için kurulmuş dernek de 50 tane yetim çocuğu aileleriyle birlikte İhlas Derneği’ne getirmişti. Dernek yöneticileriyle birlikte zarflar içine koyduğumuz paraları yetim çocuklara elden teslim ettik.

Yardımda bulunduğumuz yetim sayısı ve paranın miktarı azdı, ama yoksulluğun pençesinde kıvranan o çocukların zarflara ellerini uzattıklarında gözlerinin ışıltısı yüreğimizde büyük bir sevincin yanı sıra ayrı bir ızdırabı da oluşturuyordu. Babasız kalmanın ve baba şefkati görmeden büyümenin acısı bir kenara, bu yetimlerin evlerinde tencere kaynamadan sabahlama durumunda kalmaları başka bir acıydı…

Nitekim yetimler için kurulmuş derneğin bir bayan yöneticisi, bizlerden bu yetim çocuklar için uzun vadeli yardımda bulunmamızı istemiş, bununla ilgili istek ve projelerini sunmuşlardı. Bizler de kendilerinin bu taleplerini Türkiye’deki yardım kuruluşlarına ve duyarlı Müslüman kardeşlerimize ileteceğimizi söyledik...

Sadr semti Bağdat’ın en yoksul bir bölgesi. Burada yaklaşık 3 milyon kişi yaşamakta. Ancak Amerikan işgalinin yol açtığı yıkımın yanında Saddam döneminden kalan yoksulluk kentin en belirgin yanı. Evler, sokaklar, işyerleri bu yoksulluğu her haliyle yansıtmakta.

Altyapı hizmetlerinden sağlık hizmetlerine kadar her açıdan geri kalmış bu bölge bir ülke nüfusu kadar insan barındırsa da, insanca yaşam olanaklarından tamamen mahrum ayrı bir dünya gibi…

Sadr semtindeki kurban kesimi ve yetim çocuklara yardımdan sonra doğrudan Kerbela’ya gitmek üzere yola çıktık..

Geçen yılda şoförlüğümüzü yapan Sabah isimli Iraklı kardeşimiz yine gelmiş, bizi Kerbela ve Necef’e götürecekti. Bizi görür görmez bir önceki yılda kurban organizasyonunda yer alan Kemal ve Ömer kardeşlerimizi sorarak onlara selam ve sevgilerini iletti…

Bağdat ile Kerbela arası mesafe açısından çok olmamasına karşın, yol boyunca sıkça güvenlik kontrollerinden geçmemizden dolayı gecikmeli olarak Kerbela’ya vardık.

Geçe yıl kurban kesilen bölgeye geldik ve pazardan alınan kurbanları burada keserek ihtiyaç sahiplerine dağıttık.

Geçen yıla nisbetle Kerbela çok sayıda dış göç almıştı. Özellikle Kerkük Telafer bölgesinden çok sayıda insan güvenlik açısından bu kente göçmüştü. Ancak burada geçimlerini sağlamaları da oldukça zordu. Can güvenliği açısından burada kendilerini güvende hissediyorlardı ama, yoksulluktan da kıvranıyorlardı…

Almanya’dan ve Türkiye’den bazı kardeşlerimizin kurban için verdiği paraları Telaferli bir kardeşimize vererek, biraz olsun bu kurban vesilesiyle evlerinin et görmesini istedik…

"Kerbela" ve “kurban” denilince, akla koyundan, sığırdan önce, kendini Allah’ın dinini Resulüllah’ın yolunu korumak için ailesi, yakınları ve dostlarıyla birlikte kurban sunan Hz. Hüseyin gelir kuşkusuz.

Kurban kesiminden sonra otelimize gittiğimizde, yine rahatsızlığımızdan dolayı biraz istirahat edip gece vakti Kerbela’da bulunan Hz. Hüseyin ve kardeşi Hz. Abbas’ın türbelerini ziyarete gittim. Yusuf Şahin kardeşimiz daha önce ziyarete gidip otele dönmüştü.

Dünyanın dört bir yanından ziyaretçiler geliyordu buraya.. Günler hep “Hüseyin Günü”ydü…

Uzak ya da yakın ülkelerden gelen ziyaretçilerin sayısı yerli Iraklıların sayısından daha fazlaydı ve en çok da İranlılar geliyordu ziyaret için...

Önce, “Susuzların Sakisi” “Ben-i Haşim’in Kameri” şeklinde tanımlanan Hz. Abbas’ın kabrini ziyaretle başladım, bir süre sonra da Hz. Hüseyin’in kabrine geçtim. Burada ilk dikkatimi çeken türbenin hareminde bir grup İranlının Türkçe olarak topluca mersiye okumaları ve sine vurmalarıydı…

Onların yanına giderek bir süre oturup dinledim. Hemen arkasından başka bir İranlı grup Farsça olarak mersiye okuyor ve şiddetli bir şekilde ağlıyorlardı.

Muharrem ayı değildi ama, Hz. Hüseyin’in kabrini ziyaret sırasında, Kerbela’nın o kızgın çöllerinde yaşanan emsalsiz mazlumiyeti hatırlamamak ve gözyaşına boğulmamak mümkün değildi. Türbe’de karşılaştığımız da buydu… Hüngür hüngür ağlayan kadınlı erkekli ziyaretçiler ve akan gözyaşları…

Ayrı bir anlamı vardı bu gözyaşlarının; sadece bir hüznün ifadesi değildi.

Uğruna büyük bedellerin ödendiği, büyük kurbanların verildiği kutlu bir bir davaya gönülden sadakat anlamındaydı aynı zamanda. Hüseyincesine yaşamanın, Hüseyincesine direnmenin ve Hüseyincesine şehid olmanın bir arzusu, bir iradesi ve bir ahdiydi…

Gözyaşları içinde Hz. Hüseyin’in kabrini de ziyaret ettikten sonra sabah namazı vakti otele geri döndüm…

Ertesi günü Necef’e gittik. Gidişimizin amacı sadece orada medfun olan Allah’ın arslanı Hz. Ali’nin kabrini ziyaret etmekti.

Necef’te Hz. Ali’nin kabrini ziyaret ettikten sonra, -Bağdat’ta dönmemiz gerektiği için burada en fazla iki saat kadar kalabildik- Bağdat’ta doğru yola koyulduk.

Bağdat’a yaklaştığımızda büyük bir Amerikan konvoyu ile karşılaştık. Bu konvoyda hem tırlar hem de zırhlı araçlar vardı…

Yavaş bir şekilde –herhangi bir patlama korkusu ile- ilerliyordu konvoy. Neredeyse 150-200 araç vardı. Askeri üslerine erzak ve benzeri şeyler taşıyorlardı sanırım.

Yol boyunca aynı cadde üzerinden Amerikan konvoyunu geçemeyeceğimiz için ters yoldan karşıdan gelen araçlarla yüz yüze gelme pahasına riskli bir şekilde yolumuza devam ettik. Bir süre sonra konvoyun arkasına geçmek durumunda kaldık.

Konvoydaki araçlara fazla yaklaştığımız için bir Amerikan aracından lazer ışığıyla birkaç kere uyarı aldık. Amerikan zırhlıları kendilerine yaklaşan araçları önce uyarıyor, eğer araç gitmeye devam ederse vuruluyordu…

Gece vakti biz de üst üste uyarı alınca, şoförümüz aracımızı durdurup beklemeye ve ardından da yavaş yavaş ilerlemeye başladı…

O sırada aramızda şakalaştık; “kardeşim biz buraya kurban kesmeye geldik, kurban olmaya değil. Hani bu konvoy havaya uçsa neyse”

Geçen yıl yine Basra’dan Bağdat’a dönerken önümüzden giden Amerikan askeri konvoyu bombalı bir saldırıya uğramıştı.

Üç gün boyunca gördüğümüz Amerikan askerleri hep içimizi burkmuştu, öfkelenmekten başka bir şey yapamıyorduk. Bu işgal güçlerinin Irak’ta gerçekleştirdiği katliamlar, Ebu Gureyb’ler, Felluce’ler ve daha niceleri gözümüzün önüne geldiğinde, direnişçiler tarafından bu işgal güçlerine karşı bir operasyon gerçekleştirilmesini hep arzulayıp durmuştuk...

Son günümüzde önümüzdeki Amerikan konvoyuna bombalı bir saldırının gerçekleşmesine tanık olmanın sevincini, tekbirlerimizle dile getirmeye çalışmıştık..

Aynı sevinci bu yıl da yaşamak istemiştik. Gözlerimiz hep Amerikan konvoyunun üzerindeydi; bu kadar Amerikan tırı ve askeri aracı bir arada iken, güçlü bir bomba patlasa ne iyi olacaktı, ne de sevinecektik... Gecenin karanlığını ve sessizliğini patlayan bir bomba dağıtsaydı en mutlu günümüz olacaktı, ama maalesef bu arzumuza ulaşamadık…

Bağdat’a kaldığımız misafirhaneye döndüğümüzde gece olmuştu…

Hazırlıklarımızı yapıp, kahvaltı sonrasında yine Konsey yetkilileri vasıtasıyla havaalanına gelip Türkiye’ye döndük…

Hem geçen yıl hem de bu yılki Irak kurban organizasyonunda bir İHH yardım gönüllüsü olarak yer almak bizim açımızdan bir onur ve mutluluk vesilesi oldu.

İHH’nın hiçbir etnik ve mezhebi ayrım gözetmeksizin dünyanın birçok ülkesine ve bölgesine insani yardımlar ulaştırması başlı başına bir şereftir.

İHH yetkilisi Yusuf Şahin kardeşimizin yardımlar sırasında “biz buraya İslam ümmetine olan sorumluluğumuzun gereği, kardeşlerimize yardımlarımızı ulaştırmaya geldik. Hangi kavim ve mezhepten olursa olsun, mazlum ve muhtaç bütün Müslüman kardeşlerimizin yanında olmaya, İslam kardeşliğinin sıcaklığını kardeşlerimize göstermeye, kardeşçe ellerimizi onlara uzatmaya çalışıyoruz. Yaptığımız yardımların yeterli olmadığını biliyoruz, ancak İslam kardeşliğinin var olduğunu göstermenin büyük bir anlam ifade ettiğinin farkındayız. Bundan sonra da elimizden geldiğince bu yardımlarımızı ulaştırmaya çalışacağız” şeklindeki sözleri her şeyi en güzel bir şekilde özetliyordu.

Günümüzde emperyalistlerin ve onların güdümündeki bir takım kirli odakların Müslümanların arasında kavim ve mezhep ihtilafları salarak birbirine düşürme, Müslümanların birlik ve beraberliğini bozma komploları karşısında, sorumluluğunun bilincinde olan kurumların ve şahsiyetlerin İslam kardeşliğini güçlendirici ve müslümanlar arasında gönül köprüsü kurma yönündeki çabaları her şeyin üstünde büyük bir değer ifade etmektedir.

Bu anlamlı ve onurlu çabaya büyük ve içtenlikli bir katkı sunan İHH’ya şükran ve tebriklerimi sunmak istiyorum.

Bu yazı toplam 2391 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş..
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI