Başarısız olduğu, yürürlükten kalktığı söylenen ‘Ilımlı İslam’ projesi farklı yöntemlerle fakat aynı mantık düzleminde işlerliğini korumakta.
Hem medyada hem devletlerin değişiminde bunun ipuçlarını görmek mümkün. Katı Laiklik anlayışı yerini Seküler bir yönetime yani ‘Ilımlı Laikliğe’ yani İslamla çatışmak yerine onu dönüştürerek, yontarak, kırparak, Tevhidi mücadelenin seyrini değiştirip farklı mücadele alanları yaratıp Tevhid kavgasını ortadan kaldırarak onunla anlaşan bir anlayışa bıraktı.
Daha önce sözü dahi edilemeyen ‘İslami jargonların’ yavaş yavaş devlet protokollerinde yer bulması, Başörtüsü yasağının kısmen yumuşatılması, alnı secdeye değen insanların devlet yönetimlerinde yer alması, Müslümanların hassas olduğu konuların (Filistin gibi) meselenin özüne inmeden devletin üst kademelerinde sözü edilerek yüreklerin okşanması, İslamla başka ideolojilerin (liberalizm, sosyalizm, laiklik,anarşizm,hümanizm) çatışmayacağı tezleri hatta İslam’ın bunlara benzediği ve öyle olması gerektiği iddialarının gazetelerde, köşe yazılarında yer alması, ‘Arap Baharı’ ile kurulan yeni devlet yönetimlerinin İslamla kavgası olmayan ama seküler, demokratik, Uluslar arası hukuka bağlı kısacası ‘Ilımlı İslam’ Devletleri olması bahsedilen ‘Ilımlı İslam’ projesinin faal olduğunu ve finalinin oynandığını gösteriyor.
Müslümanların bu geniş çaplı, donanımlı ve altyapılı projenin karşısında silahsız, savunmasız kalması konfora ve dünya malına meyletmesi, bu projenin Müslümanlara gerek ekonomik gerek kısmi toplumsal refah sağlaması sonucunda büyük yenilgiler yaşıyoruz.
Kısacası ‘Ilımlı İslam’ bizden diktatörlerin yıkılması, demokratik seçimlerin sağlanması, laikliğin yumuşatılması sonucu verdiği rahatlama, nefes alma karşılığında ilkelerimizi ve uğrunda nicelerimizi feda ettiğimiz davamızı istiyor.
Bunun somut delillerini her ülkede lokal olarak ayrı ayrı konularda görebiliriz.
Filistin’de Ahmed Yasin’i feda ettiğimiz tüm Filistin’in özgürlüğü davasını, İsrail’i tanımak karşılığında verdikleri sözde Filistin devleti (2.İsrail) ile istiyorlar.
Mısır’da ve diğer Arap ülkelerinde Seyyid Kutub gibi nicelerini feda ettiğimiz Tevhid davasından, diktatörlerin yıkılmasıyla verdikleri demokrasi ile kısmi özgürlük ile vazgeçmemizi istiyorlar.
Türkiye’de Kemalist rejimin yumuşatılması ve laikliğin İslam ile çatışmasını engelleyerek, başörtülü, İmam Hatiplilerin devlet yönetimine gelmesini sağlayarak Müslümanlara kısmi bir rahatlık ve özgürlük ortamı sağlıyorlar ancak karşılığında Tevhidi anlayışı bırakıp Laikliği benimsememizi istiyorlar.
Tüm bu stratejilerin karşısında sarılabileceğimiz en güvenilir dayanak İslam Fıkhıdır. İslam fıkhını yozlaştırmaya çalışanlara, laçkalaştırmaya çalışanlara, etkisiz eleman yapmaya çalışanlara karşı en sert tavrımızı takınmalıyız. İslam fıkhını alaya alan, onu değiştirmeye çalışanlara tepkimiz öyle sert olmalıdır ki bu tüm laubalilere ve hukuksuzlara ders olsun.
İslam Fıkhını etkisizleştirmek için karşımıza konulan 2 kutub var.
Bunlardan birisi İslam Fıkhı adına bütün hurafeleri almak, Kur’an’ın mantığına, Tevhidi anlayışa ve Fıtrata ters saçmalıkları ‘Ehli Sünnet’ kisvesi adı altında savunarak İslam Fıkhına ters başka bir tepki doğurmaktır.
Bu tepki de hurafelere tepki olarak doğan ama ‘Ehli Sünnet’e ve tüm mezheplere ters reform adı altında uydurulan dünyevi ideolojilerin etkisindeki saçma yeni din arayışlarıdır.
İslam Fıkhına kurulmuş bu tuzağı da somutlaştıracak olursak Hadis konusuna bakabiliriz.
1. kutub Hadis ilminden tamamen uzak bir şekilde Hadis adı altında uydurulmuş ne kadar saçmalık varsa onları Hadis ilmiyle eleyip sahihliğini araştırma yoluna gitmiyor ve İslam’ın içine hurafeleri, saçmalıkları sokuyor. Bunu da o kadar bariz ve alenen yapıyor ki 2. kutbun oluşmasını sağlıyor.
2.kutub ise yine Hadis ilminden uzak, sahih Hadisleri dahi İslam dışı sayarak hatta ‘Peygamber hüküm koyamaz’ bahanesi adı altında Kur’an’dan başka tüm delilleri yok ediyor. Kur’an’a sarılır gözüken bu kutub tam tersi Kur’an’ı da bilmiyor çünkü İslam Fıkhından bi haber.
Yukarıda saydığımız 2 grup ta İslam Fıkhına karşı bir tehdit teşkil ediyor ve çalışmaları ile ‘Ilımlı İslam’a hizmet ediyorlar. Bunlara karşı alacağımız tavır sert olmalıdır. İslam Fıkhının detayları hakkında konuşabileceklerin Alimler olduğunu bilmeli laubaliliğe ve tekfire götürecek olan tüm diyalogların içinde olmaktan kaçınmalıyız.
Bu mücadelede başarılı olmanın yolu İslam Fıkhını savunabilmek, bunu yapabilmenin yolu ise önce onu iyi derecede bilmekten geçmektedir.
Bu yazı 29 Eylül'de fekkuragabe.com'da yayınlanmıştır.