Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İlkel komünizme övgü
Roni Margulies
ronmargulies@btinternet.com
19 Kasım 2010 Cuma Saat 14:00

Sayın Abdullah Öcalan.

Geçen hafta savcılara söz vermiştim, yine “Sayın Abdullah Öcalan” diyeceğim diye, aradan çıkarmış olalım.

Madem bayram, siyaseti bir yana bırakıp Çatalhöyük’ü anlatmak istiyorum bugün size biraz.

Yıllardır gitmek isterim, nihayet gittim.

Konya’nın hemen yakınında bir köy.

Niyesini bilemiyoruz, 7.700 yıl önce terk edilmiş. Sonra Konya Ovası’nın rüzgârları üzerini toprakla kaplamış, ovadaki düzinelerce höyükten biri oluşmuş. Çatalhöyük halkının torunlarının torunları ve onların torunları tarlaların arasında gereksiz bir tepecikten başka bir şey göremez olmuş.

Oysa 10.000 kadar yıl önce ve 2.000 yıl boyunca dünyanın en büyük köylerinden biri, belki de en büyüğüymüş burası. Yaklaşık 8.000 kişi yaşıyormuş.

Ve şu anda dünyada bilinen üçüncü en eski yerleşim yeri.

“Ee, ne var? N’apalım?” demeyin. Bir düşünün. Dönemi bir hayal edin.

Göçebe avcı-toplayıcı grupları halinde yaşayan atalarımız yeni yeni yerleşik düzene geçiyor. Tarım yeni yeni başlamış. Buğday evcilleştirileli epey olmuş, bazı başka bitkiler henüz evcilleştirilmemiş. Köpek evcil; koyun ve keçi yeni evcilleştiriliyor. Anadolu’da leopar yaşıyor!

Ve Çatalhöyüklülerin ataları Afrika’dan çıkıp dört bir yana yayılmaya başlayalı o kadar da çok olmamış. Belki 50.000, belki 60.000 yıl.

Kimler yaşıyor bu köyde? Nereden gelmişler buraya? Nece konuşuyorlar?

Cevap yok.

Yazı yok çünkü. Daha 5.000 yıl var yazının icadına.

Ama pek çok açıdan ne kadar da benziyor Çatalhöyüklülerin yaşamı bizimkine. Tepede durup evlere bakıyorum: Hepsi tek oda, bir köşede fırın, yerlerde hasır kilimler, bir köşede buğday deposu, duvar dibinde sedir görevi gören bir platform. Çevre köylülerin şu anda yaşadıkları evlerin bazılarından çok da farklı değil.

Sağda solda küçük ana tanrıça heykelcikleri. Büyük göğüsleri bereketi simgeliyor. Duvarda yabanî boğa kafaları. Kimbilir neyin simgesi.

Bir evde, bir duvara köyün planını çizmiş biri. Arka planda Hasan Dağı görünüyor. Niye çizmiş? Çizerken ne düşünmüş?
 
Pek çok açıdan da hiç benzemiyor Çatalhöyüklülerin yaşamı bizimkine.

Her şeyden önce, herkes eşit.

Evlerin hepsi aşağı yukarı aynı boy. Kimse kimseden daha zengin değil. Diğerlerinden ayrı duran, daha büyük, farklı ev yok; saray yok. Devlet yok.

Evlerin hepsinde çalışma emareleri var. Herkes çalışıyor, başkasının emeğinden geçinen yok.

Kadınla erkek eşit. İskeletlerin kimyasal analizinden biliyoruz, aynı şeyleri yemişler; kemiklerin aşınma durumundan biliyoruz, aynı işleri yapmışlar.

Ve savaş yok. Köyün çevresinde duvar olmadığı gibi, iskeletlerin hiçbirinde ok veya mızrak izi, yara izi yok. Bazı evlerin duvarlarına resimler çizilmiş. Hayvan resimleri, av sahneleri çizilmiş, savaş sahneleri, kahramanlık öyküleri yok.

İlk savaşçı ve genişlemeci devletlerin Mezopotamya’da ortaya çıkışına daha 3.000 yıl, dünyanın ilk imparatoru Akad Kralı Sargon’un doğumuna daha 4.000 yıl var.

Sonrası malûm: Sınıflı toplumlar, eşitsizlik, adaletsizlik. Ve kimsenin isteyerek kabul etmeyeceği bir düzenin sürekliliğini sağlamak için gerekli olan devlet ve ordu. Ve bunların meşruiyetini sağlamak için gerekli olan din ve ideoloji. Ta günümüze kadar.

Böyle gelmiş, böyle mi gider?

Yoo. Böyle gelmemiş. Çatalhöyük’te gördüğümüz gibi.

Ve böyle gitmesi için de bir neden yok. İnsanların mevcut düzeni kabullenmesinden başka.

Ben hep kabulleneceğimizi sanmıyorum.

Engels gibi düşünüyorum:

“Sınıflarla birlikte devlet de kaçınılmaz olarak yok olacak. Toplum, üreticilerin özgür ve eşit ilişkileri temelinde üretimi yeniden örgütleyecek ve tüm devlet mekanizmasını artık o zaman ait olacağı yere koyacak: Devlet, çıkrık ile bronz baltanın yanı başında antikalar müzesindeki yerini alacak.”


Bu yazı toplam 517 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş..