Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İslam’ın ve Türk’ün altın çağı
Roni Margulies
ronmargulies@btinternet.com
05 Ekim 2010 Salı Saat 00:39

Osmanlı iyi bir şey miydi, kötü bir şey mi?

Tarihçi açısından tümüyle anlamsız bir soru.

Bugün bir Rus’un “Ah be, Prut Savaşı’nı keşke biz kazansaydık, Birinci Katerina’nın Baltacı Mehmet Paşa’nın yatağına girmesine gerek kalmazdı, ne kötü oldu” diye hayıflanması gereksizdir. Veya “Ha şöyle, Zigetvar Muharebesi’nde Avusturya Arşidükü Maksimilyan’a ne güzel geçirdik! Bir de yolda Kanuni ölmeseydi ne iyi olurdu!” diye karmaşık hislere kapılmak anlamlı değildir.

Değildir ama, seksen yıldır, “Osmanlı iyi bir şey miydi, kötü bir şey mi” sorusu, siyasî bir kodlamaya denk düşüyor. Bu soruya verilen cevaba göre, hepimiz kimin ne olduğunu şıp diye anlıyoruz.

Yakamoz, Sarıkız veya Ayışığı darbe planlarından biri maazallah başarılı olsa, irtica tehlikesini bertaraf etmek için İstiklal Mahkemeleri kurulsa ve başlarına Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu veya, ne bileyim, Doğu Perinçek getirilseydi, yargıçların bu soruyu sorması yeterli olurdu.

“İyi bir şeydi” diyenler derhal İzmir’e veya Fizan’a sürülür; “Kötü bir şeydi” diyenler beraat eder, saygın Kemalist vatandaşlar olarak yaşamlarını sürdürürdü.

Hemen hemen bütün Müslümanlar “İyi bir şeydi” diyeceği için, İzmir’e sürülen Müslüman sayısı yerlilerin sayısını aşar, İzmir halkı ayaklanırdı.


Zaman İçinde Bediüzzaman kitabının Sunuş yazısında Ömer Laçiner, “Osmanlı-Türkiye toplumunun son yüz yıllık tarihini modernleşme yanlıları (‘ilericiler’) ile karşıtları (‘gericiler’) arasındaki çatışma ve iktidar mücadelesi olarak sunan resmî (Atatürkçü) ideolojinin” hegemonyasından söz eder.

Bu ideoloji uyarınca, ‘ilericiler’ Osmanlı’nın ‘kötü’ olduğunu, ‘gericiler’ ise ‘iyi’ olduğunu düşünür. Eski bir dil kullananların ‘gerici’, en öz Türkçeyi kullananların en ‘ilerici’ olması gibi. Abdülhamit’e ‘Kızıl Sultan’ diyenlerin ‘ilerici’, ‘Ulu Hakan’ diyenlerin ‘gerici’ olması gibi.

Öyle ezici bir hegemonya ki bu, karşı çıkanlar bile bu çerçevenin içinde kalarak karşı çıkıyor çok zaman.

Bugün Müslüman cenahtaki Osmanlı aşkını başka türlü anlamak mümkün değil. Çerçeveyi kıramamaktan kaynaklanıyor.

Tüm kitapları Müslümanlar tarafından ekmek peynir gibi satın alınan tarihçi Mustafa Armağan bu durumun en güzel örneği.

Şöyle diyor bir söyleşisinde:

“Geri kalışımızın faturasını habire ona [Osmanlı’ya] kesiyorduk. Bizi geri bıraktıran oydu. Osmanlı, öteki olarak kurgulanmıştı bir kere. Biz olmayan ne varsa ona aitti. ‘Biz’ doğruyu, iyiyi, gelişmişi, moderni, dinamizmi temsil ediyorduk, Osmanlı ise yanlış, kötü, ilkel, geleneksel olanı ve atalet ve zilleti taşıyordu boynunda bir keşkül-i fukara gibi. O keşkülün içine iğrendiğimiz ne varsa boşaltıyor, hakaretlerimizi bir derviş sabrıyla sinesine çeken bu adama kestiğimiz her faturanın bizi özgürleştireceğini düşünüyor, böylece Batı karşısındaki utancımızdan uzaklaşabileceğimizi sanıyorduk.”

Tamamen doğru. Cumhuriyet’in ‘iyi’ ve ‘ileri’ olduğunu göstermek için Osmanlı’nın ‘kötü’ ve ‘geri’ olduğunu göstermek gerekiyordu; Kemalizm bunu yaptı.

Ama Osmanlı’nın ‘kötü’ ve ‘geri’ olmadığını göstermek için, mükemmel bir Altın Çağ olduğunu iddia etmek gerekmiyor. Birincisi ne kadar yanlışsa, ikincisi de o kadar yanlış.

Dolayısıyla, Mustafa Armağan’ın pek çok Müslüman’la paylaştığı şu hayal de yanlış:

“Haksızlıkların, zulmün ve insanın haysiyetini çiğnemenin bu derece olağanlaştığı bir yüzyıl, Osmanlılık yoksa bile onu icat etmek zorunda kalacaktır. Zalime zalim olduğunu haykıracak, kurda kurt olduğunu hatırlatacak ama kendisi kurt olmayan bir modelin inşasının en güçlü adaylarından birisidir Osmanlı. Bu Osmanlıyı biz icad edemezsek, merak etmeyelim, insanlık kendisine bir Osmanlı bulacaktır.”

“Bir kere yaşanan bir daha neden yaşanmasın ki?.. Ben bir ‘Osmanlı tsunamisi’ni tetiklemeye çalışıyorum. Daha doğrusu bu tsunaminin gelmekte olduğunu haber vermek istiyorum. Gözü açık olanlara elbette... Bakın, diyorum, Osmanlı tsunamisi geliyor, dikkatli bakın!”

Yanılıyor.

Gelecek tahayyülleri geçmişe bakarak oluşturulamaz. Geçmiş, adı üstünde, geçmişte kalmıştır.

“Haksızlıkların, zulmün ve insanın haysiyetini çiğnemenin bu derece olağanlaştığı bir yüzyıl”, birkaç yüzyıl öncesinin hayalî bir altın çağını özleyerek değiştirilemez.

Bu yazı toplam 444 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş..