Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İsrail'i Kim Dövüyor?
Cihad Kayaduman
cihadkayaduman{x}hotmail.com Dikkat! E-mail için {x} yerine @ işaretini yazınız.
20 Şubat 2010 Cumartesi Saat 22:02

İşgalci İsrail son birkaç aydır sürekli dayak yiyor.Bu süreç Gazze katliamı (furkan savaşı) ile başladı.Önce Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan'ın saldırılarla ilgili sert açıklamaları,dışişlerinin açıklamaları sonra bu açıklamalardan güç alan Türkiye'deki sivil toplum örgütlerinin bir nevi başbakan güvencesi ile düzenlediği-tertip ettiği büyük kitlesel eylemler ve bu eylemlerin dünya basınında naklen ve geniş çaplı yer alması.


Daha sonra Davos zirvesinde yaşanan bir İsrail cumhurbaşkanının uluslararası arenada,canlı yayında suratına karşı katil olduğunun söylenmesi ve tokat gibi cevaplar.Davutoğlu gibi çok şahsiyetli ve üstün siyaset zekası olan birisinin dışişleri bakanı olarak atanması,İsrail'in  içinde olduğu  Anadolu Kartalı Tatbikatı'ndan  çıkartılması ve bunun üstüne gelen birbirinden önemli kişilerin İsrail’e karşı yaptığı birbirinden sert açıklamalar.Bu olayların en önemli yanı ise her hamleden sonra İsrail'in işlediği suçlar yüzünden verilen bir tepki olduğu mesajının verilmesi.Yani mazaret bildirmeden,bıyık altından gülmeden atılan tokatlar.

Ardından "Ayrılık" dizisi ki Türkiye'de dizi tarihinde, televizyon tarihinde yaşanmış bir devrimdir. İlk iki bölümü ile İsrail'in yaptıklarını gözler önüne seren mükemmel bir yapım. İsrail’in bu diziye olan haklı tepkisi(kendi açısından) ve sonrasında yine dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu'nun yaptığı sert açıklamalar...

Bütün bunlar İsrail için daha önce dünyada yaşamadığı, yemediği sert tokatlardı. Evet 33 Gün Savaşları'nda Hizbullah'tan aldığı ilk büyük darbe ve yenilgi ile Furkan Savaşı'nda yaşadığı direniş yenilgisi İsrail'in daha önce tattığı askeri hezimetlerdi. Ancak Türkiye tarafından atılan tokatlar İsrail'e askeri değil diplomatik yönden atılmıştı. Şimdi de İsrail'in acemice, çocukça,alçakça yapmaya kalktığı karşı hamleyi ağzına yüzüne bulaştırmasına şahit olduk. Ve İsrail tarihi boyunca yapmadığı bir şeyi yaptı.Özür diledi !Ama bu özür sıradan bir özür değildi,bu özür tehdit edildikten sonra gelen ve özür dilemeyeceğiz dedikten sonra devam eden baskı ile gelen bir özürdü.İsrail bu özür ile bir savaş kaybetmekten beter oldu.


Evet yaşananları özetledik ama Tayyip Erdoğan'ı tanımayan Ahmet Davutoğlu'nu tanımayan kişiler olarak dışarıdan bakalım ve süreci analiz edelim. Daha doğrusu süreç üzerinden gerçekçi komplo teorileri üretelim...

Bilindiği gibi Akparti hükümeti Amerika ile Türkiye'de ki gibi bir sistemde iktidar olabilmek-kalabilmek için yapılması gerekeni yaptı ve işbirliğine gitti. Bu işbirliği hangi sınırlarda hangi bağlılıkta işliyor? Bu oyunda ipler hangi tarafın elinde? Gibi sorulara tahmin yoluyla cevap bulmak kolay ancak sadece tahmin edebileceğimiz cevaplar.

1.Teori

Recep Tayyip Erdoğan ve beyin kadrosu, kurmaylar,Abdullah Gül,Ahmet Davutoğlu,Bülent Arınç gibi isimler bir strateji yürüttü ve komşuları ile olan bütün sorunları hatta sınırları ortadan kaldırarak,karşılıklı güven ortamı oluşturarak elini güçlendirdi.Uluslararası anlaşmalar ile Dünya'daki gücünü artırdı ve İslam Dünyasının abisi konumuna gelebilmek için İsrail'i hedef seçti.Belki sadece abi olmak değildi mesele belki duygulu insan Bülent Arınç dayanamadı Gazze'de yaşananlara,belki islamcı bir geçmişi olduğu açık olan Recep Tayyip Erdoğan Kudüs davasını unutmadı ve Gazze'deki çocukların görüntülerini görünce kendini tutamadı belki sonunu düşünmedi,belki de Ahmet Davutoğlu siyasi dehasını ve yüreğini bir araya getirerek mazlumun yanında zalimin karşısında olma düsturu ile hareket etti.Ki bizde böyle olduğunu düşünüyor veya umuyoruz ama diğer teorileri de dillendirelim.


2.Teori

Amerika ve Akparti'nin giriştiği işbirliği stratejisi neticesinde Türkiye'nin model ülke olması hedefi defalarca dile getirildi. Belki bunlar boşlaflar değilde gerçeklerdir ve belkide Amerika, İslam Dünyasındaki sıkılan yumrukları gevşetebilmek için, zaferler elde etmenin, mazlumun yanında olmanın silahla değil diplomatik yollarla, tokalaşarak, masa başlarında ve sandıklarda mümkün olabileceğini göstermek istedi. Bunun için önce Türkiye'yi içte ve dışta güçlendirdi. Önce sağlam bir iktidar getirdi uzun zamanlı bir projenin ürünü olarak ortaya karizmatik bir lider çıkardı. Bu lider, ülke içinde o kadar güçlü oldu ki hiçbir zaman ona alternatif kimse bulunamadı. Sonra bu liderin-iktidarın komşuları ile iyi geçinmesini sağladı ve ülkenin stratejik konumunu daha da güçlendirdi. Sıra, bakın sizde böyle olabilirsiniz demeye gelmişti. Önce model lider Davos'ta İslam Dünyasının düşmanına bağırdı çağırdı, parmağını salladı, okkalı bir kaç laf edip salonu terketti. Böylece İslam Dünyasının bütün dikkati bu model liderde idi. Bir gecede kahraman olan bu lider daha sonra düşman İsrail'e yukarıda saydığımız gibi birçok tokat attı. Eşşekten düşmüşe döndürdü. Sonuç olarak Amerika dedi ki ey müslümanlar gelin elimizi sıkın, gelin demokrasiye sarılın, sandıklarda buluşun ki İsrail'i yenebilesiniz.


3.Teori

Amerika'nın başına geçen Obama'nın müslüman olduğu dedikoduları veya özgürlükçü olduğu söylentileri, İsrail lobisi tarafından istenmediği bilinmekteydi. Her nekadar melek olduğu düşünülmesede İsrail gibi bir şeytanın yaptıklarına sessiz kalacak kadarda kötü değildi belki. Ve İsrail'in yerleşimleri durdurmasını istedi,işgali sonlandırmasını istedi,iki devletli bir çözüm istedi. Obama'nın bu isteklerine karşı İsrail'in daha önce ajanslarda da çıkan itirazları ile Amerika-İsrail ilişkileri gerildi ve burada Amerika’nın İsrail’e bedel ödetme, göz korkutma operasyonu devreye girdi. Bu operasyon ise Akparti ve Türkiye eliyle yapıldı, çok güçlü bir konuma getirilen Türkiye diplomatik olarak İsrail'i bir güzel dövdü ve Amerika'nın istediği İsrail'i yalnız bırakılmışlık hissine kaptırdı.


4.Teori (umulan teori)


İşgalci İsrail devleti Hizbullah Ve Hamas'tan aldığı yenilgilerden sonra bir çöküş sürecine girdi ve İsrail için yenilgiler, hezimetler dönemi başladı. Bu süreç içinde Amerika ile işbirliği halindeymiş gibi görünen Türkiye bu görüntü altında aslında Hamas-Hizbullah-İran hattının yanında yer aldı ve gizli bir şekilde bu üçlünün yanında savaş sürdürdü. Hamas, Gazze'de direnip İsrail'i rahatsız etmeye devam ederken Hizbullah arka taraftan yaptığı saldırılarla İsrail'e sonun geldi mesajı verdi. Sıcak cephe olan bu iki cepheye yani Hamas ve Hizbullah'a İran silah, eğitim, istihbarat ve diğer hertürlü desteği verdi. Bu üçlüyü yok etmeyi denedi İsrail, önce HAMAS'a saldırdı ama onu yok edemeden arkadan Hizbullah'ta ben burdayım dedi. Hizbullah’tan ağır bir yenilgi aldıktan bir süre sonra Gazze'ye döndü ve yine HAMAS'ı bitirmeye çalıştı. Bu 3 girişimide başaramadı İsrail. Ve anladı ki bu üçlüyü devirmenin yolu önce arka destek İran'ı devirmekti. İran aleyhinde önce komuyou çalışması başlattı askeri olarak göze alsa dahi uluslararası destek olmadan saldırıyı göze alamadı çünkü yanında kadim dost Türkiye'yi bulamadı. Hatta Türkiye'de büyük bir güç olan Akparti lideri İran'ın nükleerlerine laf edilince İsrail'inkilerden bahsedip duruyordu. Yani aslında İsrail'i kapana alan sadece Hamas, Hizbullah, İran üçlüsü değil belki de bunların yanında önemli ve gizli bir rol oynayan Türkiye'de vardır. Belki bu dört ayak mükemmel bir kapan haline geliyordur ve İsrail'in sonunu yaklaştırıyordur.

Skor tablosuna baktığımızda İsrail'in hezimetler sürecinde yenildiği cepheler:

Hamas Cephesi (Filistin)
Hizbullah Cephesi (Lübnan)
Akparti Cephesi (Türkiye)
İran Cehpesi (Son savaş İsrail'in yıkılma cephesi)



Evet bütün bunlar teori, inşaallah umduğumuz teoriler doğrudur ve batı tarafından büyük bir oyunun içine çekiliyor değilizdir de yiğitler tarafından verilen bir savaşa şahit oluyoruzdur. Peki, biz bu savaşta-süreçte nasıl rol almalıyız? İşte bu sorunun cevabı her şekilde çok açık. Saydığım bu 4 Teoriden hangisi doğru olursa olsun bizim yapmamız gereken zalime karşı duranın arkasında durmaktır, zalime karşı duranın, zalime tokat atanın ödülünü vermektir. Eğer zalime tokat atmak, zalime ders vermek ödüllendirilirse bu herkese örnek olacaktır, zalime tokat atan kim olursa olsun zalime karşı durmanın örnek bir davranış olduğu, doğru ve erdemli bir iş olduğu anlayışı hâkim olacaktır.

Bu yazı toplam 875 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş..
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI