Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kahramanlık ve hainlik genleri
Roni Margulies
ronmargulies@btinternet.com
14 Ağustos 2010 Cumartesi Saat 18:45

“Peki ben kimim? Üç nesildir denizci ve asker bir ailenin çocuğu. Babam deniz subayı. Dedem ise bahriye eri olarak İstiklal madalyası sahibi. Trabzonlu Ruşen oğlu Şevki Ertürk’ün torunu. Bunun anlamı nedir biliyor musunuz? Bu ülkenin kuruluş harcında benim genetik olarak katkım var. Armut dibine düşer. Çok istisnalar dışında hainlik gibi kahramanlık da kalıtımsaldır.”

Deniz Harp Okulu Komutanı Tuğamiral Türker Ertürk’ün YAŞ’ta terfi alamadığı için istifa ederken söylediği bu sözleri çok üzücü buldum.

Yanılıyor zavallı!

Ve zavallı Jean-Baptiste Lamarck! Parlak bir bilim insanı; gününün Fransası’nda el üstünde tutulmuş; biyologların şahı. Ama o da yanılmış!

Ölümünden tam otuz yıl sonra, Darwin’in Türlerin Kökeni kitabının 1859’da yayımlanmasıyla birlikte Lamarck’ın teorisi tarihin çöp tenekesine atılmış.

Daha doğrusu, öyle sanıyordum, ama tam da atılmamış.

Türkiye Deniz Kuvvetleri’nde hâlâ yaşıyormuş! Üstelik sadece miçolar ve çımacılar arasında değil, üst düzey subaylar arasında da Lamarckçılık hâlâ geçerliliğini koruyormuş.

En azından, Tuğamiral Türker Ertürk’ün Lamarckçı olduğunu biliyoruz. Adam okul komutanı olduğuna ve denizcilerin eğitiminden sorumlu olduğuna göre, Lamarckçılığın Deniz Kuvvetleri’nde yaygın olduğundan kaygılanıyorum.

Lamarck’ın en önemli çalışmaları evrim üzerine.

“Evrim” 1800’lerin ilk yarısında yeni bir kavram değil. Ama sürecin nasıl işlediği bilinmiyor.

Örneğin, Erasmus Darwin (tesadüf bu ya, Charles’ın büyükbabası) 1796’da “tüm sıcak kanlı hayvanlar tek bir canlı liften ortaya çıkmıştır” diye yazmış. Ve bu hayvanların dışsal dürtülere tepki olarak “yeni özellikler edinme gücüne” sahip olduğunu, yeni özelliklerin de kalıtım yoluyla sonraki nesillere geçtiğini iddia etmiş.

Lamarck, 1809 tarihli Philosophie Zoologique kitabında bu görüşü geliştirmiş. Canlıların “ihtiyaç duyulan” özellikleri kendi yaşamları esnasında elde edebildiklerini ve çocuklarına aktarabildiklerini yazmış.

Bu şekilde canlıların yerel çevreye uyum sağladığını düşünmüş.

Lamarckçılığın klasik örneği şu:

Zürafaların boynu niye uzundur? Çünkü üst dallardaki yapraklara uzanmak boyunlarını güçlendirir ve uzatır. Boynu uzayan zürafanın çocuğunun boynu da biraz daha uzun olur. Ve zaman içinde günümüzün garip yaratığı çıkar ortaya.

Oysa artık biliyoruz ki, zürafa hangi yaprağa uzanırsa uzansın, boynu uzamaz; uzasa da bu uzunluk çocuğuna geçmez. Bir boksör ne kadar güçlü pazular geliştirirse geliştirsin, oğlu çelimsiz, gözlüklü, entel bir çocuk olabilir.

Evrim sürecinin mekanizması “edinilmiş özelliklerin kalıtımı” değil.

Ne olduğunu Darwin ve Mendel sayesinde biliyoruz. Anne ve babanın genleri çocuğa kopyalanırken çok nadiren küçük fotokopi hataları oluyor. Bunlara mutasyon diyoruz.

Hatalı genlerin çoğu, çocuğun çevreye uyum sağlayamamasına neden oluyor, çocuk ölüyor ve o gen hatası sonraki kuşaklara aktarılmamış oluyor.

Ama bazen de, hatalı gen çocuğa bir avantaj sağlıyor. Örneğin boyu biraz daha uzun oluyor, daha yüksek yapraklara erişebiliyor, dolayısıyla daha çok yiyip daha çok çocuk yapıyor ve hatalı/avantajlı geni çocuklarına geçiriyor. Zaman içinde, o gene sahip olanlar hep daha çok üreyebildikleri için gen bütün topluma yayılıyor ve karşımıza tuhaf dostumuz zürafa çıkıyor.

Zürafanın biri bacağını kırıp topal kalsa, kızı topal doğmuyor. Adamın biri CHP’li veya TKP’li olup milliyetçiliğin hayattaki en hakiki mürşit olduğuna inansa, bu habis özelliğini çocuğuna genetik yolla geçirmesi, doğum kliniğindeki bebeğin alnında “Ne mutlu Türküm diyene” yazması mümkün değil yani.

Kısacası, Tuğamiral Türker Ertürk’ün sandığının aksine, “Bu ülkenin kuruluş harcına genetik katkı” yapmaya maalesef genlerimiz izin vermez.

Ertürk, “Benim için, silah arkadaşlarım için ve öğrencilerim için özellikle son yıl çok zorlu geçti. Türk silahlı kuvvetlerine karşı asimetrik psikolojik harekât icra edilmektedir. Bu psikolojik harekâtın içinde deniz kuvvetleri bunun tam merkezindedir” demiş.

Sonra da, “Karakterimi şekillendiren, denizciliği, dayanışmayı, dostluğu, aklın ve bilimin ne olup ne olmadığını öğreten bu kutsal yuvadan ayrılmanın hüznünü yaşıyorum” demiş.

Vallahi, kalanını bilmem, ama bilimi çok iyi öğretememişler.

Bu yazı toplam 652 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş..