Kudüs Meselesinde Heyecan Değil Strateji Olmalı

Araştırmacı-yazar Muammer Bilgiç Kudüs gelişmeleri hakkında açıklamalarda bulundu.

Bilgiç Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamalarda Kudüs ile ilgili gündemdeki tartışmaları değerlendirdi.

“Kudüs 9 Aralık 1917’de işgal edildi. Trump, “Kudüs İsrail’in başkentidir!” dediği gün yine işgal altındaydı. 28 Haziran 2016’da İsrail’le normalleşme anlaşması imzalandığında da bu anlaşma kapsamında 9 Aralık 2016’da Mavi Marmara davası düştüğünde de işgal altındaydı” diyen Bilgiç, “Kudüs’ün işgalden kurtulmasının yolu öncelikle Türkiye’de toplumsal barışın ve adil bir düzenin tesisinden geçer” ifadelerini dile getirdi.

Bilgiç’in açıklamaları şu şekilde:

Bugün 9 Aralık 2017. Kudüs’ün işgalinin 100. yıldönümü. Kudüs’ü önce İngiltere işgal etti, sonra siyonist İsrail. İngiltere, İsrail için zemin hazırlarken ABD de İsrail’i kanatları altına aldı. Türkiye, her nasılsa hem İngiltere’yle hem ABD’yle hem de İsrail’le müttefik oldu.

İnönü, Menderes, Demirel, Özal ve Erdoğan Türkiyesi, İsrail’in tanınmasından Kore Savaşı’na, Afganistan’ın işgalinden Suriye’nin karıştırılmasına kadar hep ABD, İngiltere ve İsrail’le aynı safta yer aldı. Türkiye, askeri üslerle birlikte ABD’nin ileri karakolu vasfını kazandı.

Yeterince destek bulamadığı için tek başına hiç hükümet kuramayan Erbakan, hükümet ortağı olduğu dönemlerde İnönü, Menderes, Demirel, Özal ve Erdoğan’ın aksine ABD, İngiltere ve İsrail’le aynı safta yer almamak için gayret etti ve siyasi hayatı boyunca da bunun bedellerini ödedi.

Erbakan yaşarken siyonist ideolojiyi tüm yönleriyle deşifre etti. Ak Parti hükümetleri de Erbakan’ın ne söylediğini gayet iyi bilen kadrolarca kuruldu. Bu kadrolar zor zamanlarda seçmene Erbakan gibi konuştular ama İnönü, Menderes, Demirel ve Özal çizgisinden asla sapmadılar.

Demem o ki, parti örgütlenmesinden sivil topluma öyle inançlı ve öyle muazzam bir kadro var ki Mavi Marmara davası düştüğünde “susma” Kudüs’e sahip çıkmak gerektiğinde “konuşma” bilincine sahipler. Sanırım merhum Erbakan hocamız “şuur” derken bunu tahayyül bile edememişti.

Yönetici kadroların konjonktür gereği tasarlanmış profesyonel tepkilerine karşın hemen hemen her grubun içerisinde görebildiği kadarıyla, yürekten hak ve adaletin safında yer alanların varlığına inanıyorum.

Heyecanlar gelip geçer, stratejiler sabırla ilerler; Bir stratejimiz yoksa savrulup duruyoruzdur

Kudüs’ün işgalden kurtulmasının yolu öncelikle Türkiye’de toplumsal barışın ve adil bir düzenin tesisinden geçer. CHP’yi, HDP’yi, TKP’yi falan siyonizmden daha tehlikeli görenler için ABD, İngiltere ve İsrail vazgeçilmez müttefiktirler.

ABD’nin kendilerinden vazgeçmesinden endişe eden bir grubu, ABD’nin kendileriyle çalışmasını uman bir gruba tercih etmek yerine; ABD’yle birliktelikten hayır gelmez, İsrail’le birliktelikten iyilik güzellik çıkmaz diyen herkesle iş tutabileceğimiz bir zeminde yürümeliyiz.

Yapmamız gereken, muhafazakarlara yakın durup sol kesimi kendimizden uzak tutmak ya da tam tersi değil; bilakis, kimler antiemperyalist, antisiyonist, antikapitalist çizgideyse, kimler baskı ve şiddete karşıysa, kimler hak ve adalet arayışındaysa onlarla birlikte hareket etmektir.

Kudüs mitingine bütün partiler, bütün sendikalar, bütün insanlar iştirak etmeli

Kudüs mitingine sadece muhafazakarlar değil de bütün partiler, bütün sendikalar, hak ve adalet arayışındaki bütün insanlar iştirak etmeli.

Oy verin

1 puan
Upvote Downvote

Total votes: 3

Upvotes: 2

Upvotes percentage: 66.666667%

Downvotes: 1

Downvotes percentage: 33.333333%

This post was created with our nice and easy submission form. İçeriğinizi oluşturun !

Bir Cevap Yazın