Mehmet Efe: İtaat etmeyenin dinine de bakmıyorlar artık !

Ya itaat edeceğiz ya da itaati tebliğ edenlere tekmeyi basacağız.

Gazeteci-yazar Mehmet Efe, kişisel web sitesinde “Zulüm bizden kardeşim, bizden” başlığıyla bir yazı yayınladı. İşte yazıdan bir bölüm:

(…)

Hz. Peygamber Aleyhisselam neden kabul etmedi başkanlık teklifini, en zengin olma teklifini neden reddetti? Başkan olduktan sonra iyi bir ekiple, güç konsolidasyonuyla zaman içinde toplumu dilediği gibi dönüştürmeyi O düşünemedi mi? Tek yapacağı bir kaç putu ‘şefaatçi’ saymak, kadınlara miras hakkı, infak, Allah’ın hukuku indinde herkesin eşit olduğu gibi konularda ısrar etmeyi ertelemekti. Niceleri, o toplumda sahip oldukları imtiyaz, şeref ve haklardan vazgeçmedi mi? Peygamber ve sahabeleri ne için katlandılar onca eziyete?

 

Kendine İslamcı diyenler kendilerini şimdi çöpe atan siyaseti de suçlayamazlar. Müslümanlıklarını, insanlıklarını siyasetin emrine verip iktidarı kahpe ayarlarına döndüren onların onursuzluğu olmadı mı? Her seçimden önce bunu atlatalım eleştireceğiz dediler ama yaptıkları en büyük eleştiri, birbirlerinin etini yemekten öteye geçmedi.

Meselesi olan ve iktidarın baştan çıkaramadığı Müslümanların, hareket alanları tükenmeden silkinmeleri gerekiyor. İtaat etmeyenin dinine de bakmıyorlar artık.

Herkesin bulunduğu her yerde imkanları elverdiğince bünyemizden devşirilmiş bu istikbar düzeniyle mücadele etmesi mümkün. ‘Neden?’ diye sormaları. ‘Hangi hakla? Neye dayanarak? Tüküreyim maslahatına, söyleyin bakalım DOĞRU mu? Hakkımız var mı? Bu kararnameyi imzalarken aklınız neredeydi? Utanmıyor musunuz?’

Ya itaat edeceğiz ya da itaati tebliğ edenlere tekmeyi basacağız. Ya sadece ahlaklı bireyler olup suya sabuna dokunmadan yaşayacak ya da daha önce hiç olmadığımız kadar eleştirel ve cesur olup alanlarımızı geri alma mücadelesine girişeceğiz.

Karşımızda güçte kalmaktan başka hiçbir davası ve iddiası kalmamış bir piramit var.

Hocaların, alimlerin, ilahiyatçıların Allah’a çağırmak yerine devlete/polise itaat etmeyi telkin ettiği düzenin adı Kur’an’da Firavun düzenidir; yani şirk ve zulüm düzeni.

Mavi Marmara’daki dirence ve şehitlerimize “manyak” diyen ve iktidarımızın yıllardır tetikçiliğe terfi ettirdiği; ödüllere, maaşlara boğduğu megafonların sözleri, başkan yaptığımızın Gazze ve Filistin Davasını satışından ya da o süreçte ‘O gösterişçiler giderken bana mı sordular?’ demesinden daha önemli değil.

Varoluşumuza manyaklık diyenlere kızanlarımızın cevaplaması gereken soru şudur: Aynı cümleleri Merkel, CHP’li bir siyasetçi ya da Cumhuriyet gazetesinden bir yazar söyleseydi ne yapardıkı geçtim; ne hissederdik? Sonra kendimize şu soruyu soralım: “Neden Bakara Suresi’ne makara diyenlere, besleme küçük adamlara bile namusuna sahip çıkan bir Müslüman gibi tepki veremiyorum? İçinde zerre kadar İslami duyarlılık kalmış herkesin öfke patlaması yaşaması gerekmez miydi?” Bu sorulara cevap verebildiğimiz zaman iktidarın, sustuğumuz veya akladığımız her “hata”sının, vicdan ve adaleti yerle bir eden her zaferimizin bize aslında ne kaybettirdiğini de anlamaya başlayacağız.

Toplumdan soyutlanmış, kendileri adına konuşanlara hesap sormayan vakıfçıklarla yetinenlerimiz kenara çekilsin ve hiç olmazsa omurgası eğilmemişler için dua etsinler.

Adil şahitler olmak, iktidardan beslenenlerin ayazda kaldığını iddia ettiği öfkelilerin tabelası olmaktan çıkmalı artık. Hızla İslamsızlaşan ülkemizde, hiç değilse bir sonraki kuşak yüzü kızarmadan Müslümanım diyebilsin diye, açıktan, net, kesin olarak zulüm düzeninden ayrışmak ve yanlışa yanlış diyecek bir mücadele içine girmemiz gerekiyor.

Kolay olmayacak elbet, çünkü basit bir sosyal medya paylaşımını bile esas alıp insanları ekmeğinden etmekten çekinmeyen; frenini patlatmış, hukuksuz, belden aşağı vuran ve son derece güçlü bir nobranlığa kafa tutuyor olacağız. Karşımızda kâfirler, gâvurlar değil, İslami kavramları sakız gibi çiğneyenler olacak. Üstelik, muazzam bir propaganda makinesinin kategorik etiketlerine kolayca sığdıramayacağı bir dil ve üslup geliştirmek zorundayız.

Muhalif, eleştirel, sorgulayıcı, cesur olmalıyız ama mutlaka Müslümanca.

Kurucu öncüler olmaya giden yol, fitne, nifak ve sahteden ayrışmaktan; yeniden söze talib, vahye muhatab olmaktan geçiyor.

Sahtelerimiz, yalanlarımız, şarlatanlarımız sıralandı. Sisteme boyun eğme serüvenimizin son bileşenleri de tam iktidar oldu ve değerlerimizle virüslerimiz ayrıştı. Allah bizi gideriyor. Güç gücünü tahkim etti, şimdi sarhoşluktan kusacak. Tüm krallar çırılçıplak. Allah’ın kimsenin tekelinde olmadığı, kimsenin tanrıyı oynayamayacağı; hayat, özgürlük ve adaletin herkes için olduğu, herkese ayan ve beyan oldu. Herkese adalet ve özgürlük safındakilerin günü geldi. Bağımsızlığın, doğru SÖZün, liyâkat, onur, vicdan ve adaletin esas; gerisinin zülum, vahşet, kukla düzeni ve hüsran ürettiği netleşti.

‘Bu kuklaların kukla oldukları besbelli’ oldu; kuklacıların düzeni zaten kemale erdi, besbelli.

Konuşma orucu tutanların iftar vakti çattı.

Yazının Tamamı

Oy verin

14 puan
Upvote Downvote

Total votes: 18

Upvotes: 16

Upvotes percentage: 88.888889%

Downvotes: 2

Downvotes percentage: 11.111111%

This post was created with our nice and easy submission form. İçeriğinizi oluşturun !

Bir Cevap Yazın