Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ne Alevi, Ne Kürt, Ne Başörtüsü! Tek Sorun; Rejimin Kendisi
Fazlı Kayaduman
18 Ekim 2010 Pazartesi Saat 23:39

 - Anadolu, Alevi-Sünni birlikteliğinin en uyumlu coğrafyası...
Bilinenlerin aksine dostluklar çok sıkı bu diyarda.
Alevi’ye yönelik bütün tazyiklerin ardında mutlaka bu rejimin gizli bir eli olmuştur..!
Koçgiri, Dersim ve Maraş olaylarının temelinde yine o gizli eli bulursunuz.
Kendisi yapar ama, suçu da yükler bir başkasına..!
Ha bire kışkırtır...! Her birini diğerine düşman gösterir...!
Yerine göre Sünni’yi, Alevi’ye; Alevi’yi Sünni’ye karşı kullanmış ve kullanmaya çalışıyor..!
Bırakılmış olsa tabi seyrine her şey;
Neşvünema bulacak tek şey, “dostluklar” olacaktır.  
Alevi, Sünni arasında kız alınıp verilmez ama dostluklar “Kirve’lik”  bağlamı üzerinde pekiştirilir. Kirve olmak ciddi iştir…
Rahmetlik babamın kirvelerini hatırlarım… Çok vefalı insanlardı. Her yıl, yüklü hediyelerle ziyaretimize gelirler, tabi aynısı ile mukabelede bulunurduk…
Bu ziyaretler hiç mi, hiç kesintiye uğramadı.Ta ki, o nesil bitene dek..
Komşu Alevi köyden de dostları vardı babamın.  İslami hassasiyeti olan bir aileydik. Ama engin bir hoşgörü vardı o insanlarda… En ufak bir sıkıntımızda yardıma koştuklarını hatırlarım… Katı-kuru da değillerdi. Ve bazen, babamla mezhepler üzerinde tartıştıklarını hatırlarım… İki taraf da  “Hakiki İslam bizim yolumuzdur”  iddiasını sürerlerdi. Ama bu tartışma bir saygı çerçevesinde şekillenirdi. Ciddi anılarımız vardı Alevilerle..Aslında Ülkenin her yeri böyleydi.

Gün geldi, bu havalar değişiverdi…
Ve fitne fücur soktular araya…!  Her Biri, yek diğerini, düşman bellemeye başladı..!
Zira zorba rejim, payendeler arıyordu. Yerine göre Alevi’yi yerine göre de Sünni’yi kullanacaktı. Kendisine karşı ortak cephede  buluşmamaları için , düşman olmalıydı her biri diğerine..
Ve böyle devam ededurdu zalim rejim tepemizde…
Son günlerde ortaya çıkıyor, Alevi-Sünni çatışmalarının, gerçekleşemeyen kanlı, korkunç senaryoları..!
İnşallah son bulur, bu vampir huylu zalim zorbaların üzerimizde ki emelleri..


-    Bu coğrafyada, 30 etnik köken yaşar.
İlahi kudretten bir desendir bu.
Dilleri, renkleri, ırkları ne olursa olsun, bir güzeldir diyarımın insanları.
Hepsi, bin yıldır erimiş, bir bütün olmuş İslam’ın potasında… Kardeş olmuşlar, bir can, bir millet olmuşlar…
İslam milleti olabilmenin eşsiz numunelerini vermişler bu topraklarda.
Gün gelir türeyik rejim, şövanist bir despot olur bu Millet’in başında…
Köy-kent isimlerini değiştirmekle başlar..! Gün gelir ana dillerini yasaklar kiminin..! Yapılarını yok sayar onların.
Yaratıcının doğuştan verdiği fıtrat yapıyı bozmaya çalışır.
Ve uzun süren bir kavga serüveni başlar.
Dün, Kafkasya, Çanakkale, Sarıkamış’ta omuz omuza yürek yüreğe birbirlerine dayanarak savaşanlar, yerlere düşüncede al kanlar içinde; kucak kucağa toprağın bağrına serili, o babaların çocukları, kurşun sıkmaya başladılar birbirlerine.
On binlerce insan can verdi bu kavgada.
Binlerce köy yakıldı, perişan edildi kimileri. On binlerce faili meçhul cinayet işlendi.
Kaynakları tüketildi ülkenin…
Beş sente muhtaçken hükümetler, bu kavgaya milyar dolarlar yatırıldı. Aç sefil kaldı milyonlar yığın yığın..!
Bu Mazlum halkın üzerine vergi üzerine vergiler kondu..! Milletin kursağından çalınarak bu kavgaya harcanan bilanço korkunç boyutta;  300 milyar dolar olduğu söylenir uzmanlarca…

Ve bugün aklı başında insanların daha gür ses vermesiyle yeniden,“aklıselim” hâkim olma sinyallerini vermeye başladı.
Taşlar yerine oturmaya ve eski kardeşlik diyarının sam yelleri esmeye başladı. Ve o özlenen baharın havasını solumaya başladı millet.
Tüm bunlara rağmen, İttihadı Terakkinin savaş tamtamcıları, inadına çalmaktadırlar tamtamlarını ..!
Çalmaya devam ede dursun tamtamcılar savaş tamtamlarını.
Bu millet artık kaptırmayacak bu yamyamlara kendi iplerini, İnşallah…
Yeniden dönüyoruz başladığımız yere…
Peki sormazlar mı bu kadar kan, bu kadar ziyan neyin nesi..!...?
Ki madem dönecektik aynı yere..!

Var mı sandınız başka şansımız, kardeş olmaktan gayrı…?


-    Bir ülke düşünün kadınlarının %80’i başörtülü…
Ama başörtüsü yasak o ülkede..!
Takmak yasak o ülkenin mektebinde, dairesinde o başörtüyü…
Başörtüsü sorun!
Ne tuhaf değil mi?
Despot rejim öyle buyurmuş!
Niye? Niçin? Neden? Yok, bunların cevabı…
Buyurdu ya,soramazsın gayrisini..!
Bir yerlere mi takıldı, engel mi bazı şeylere?
Hayır…
Peki neden?
Zulmetmektir despotun görevi, yoktur gayrisi bir şey…

Bir otuz yılda o sürdü..!
Ne gencecik kızlarımız,ne göz yaşları döktüler..!
Ne zulüm, ne sıkıntılar!
İstikballerinin baharında nice bin bir çeşit emekle; tırnaklarıyla kazıyarak geldikleri yere, bir gün kapılar yüzlerine kapandı!
“Giremezsiniz” dediler!
İnançları ile emekleri arasında tercihe zorlandılar, o körpecik insanlar!
Ne korkunç bir şey değil mi? Gladyatörleri hatırlatır bu olaylar bana..!
Tek zevkleri, dökülen insan kanıydı efendilerinin, hatırlayın onları arenalarda…
Aynı mantık!
Suların bir gün gelip yatağını bulacağını düşünmedi bu despot zalimler. Ve yatağına giriyor sular. Yeni bir bahar yaşamaya başladık. Artık başörtüsü zulmü de sona eriyor.
Ve başörtüsünde de tekrar 30 yıl öncesine döndük. Ve geldik aynı yere…
Madem gelecektik buraya bu zulüm bu feveranlar niye?

Görüyoruz ki yok ülkemin insanında sorunlar. Tek sorun bu despot rejim; bu zalim bu zorba rejim…
Rabbim bu zalim zorbalara karşı bir silkiniş, bir duruş, bir direniş nasip etsin, ülkemin güzel insanlarına…

Bu yazı toplam 1051 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş..
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI