
Çoğu kez hakikatler bizlere acı gelir.
Yetmiş dört milyonluk bir nüfusa sahip olduğumuzu ve yüzde doksan dokuzluk bir oranla “Müslüman olduğumuzu” söyleyip dururuz.
Ama işin aslı, işin hakikati böyle midir?
Gerçekten, Allah katında Müslümanlığı geçerli olabilecek;
İtikadi yapıya, asgaride ‘olmazsa olmaz’ olan zorunlu ibadetlere ve bu ibadetleri yerine getirebilecek asgari de, “Farz-ı Ayın” bilgilerine sahip miyiz?
Yoksa “İslam” , sadece nüfus cüzdanımızın din hanesinde yer alan ve nostaljik bir ifade olmaktan öteye geçmeyen, bizim için fazla da bir şey ifade etmeyen, bir tanıtım ifadesi midir?
Maalesef tüm araştırmalar, nüfus cüzdanımızda ki ifadenin, yeterince inançlarımıza yansımadığını göstermektedir.
…
Yapılan bir araştırmaya göre;
Toplumumuzun önemli bir kısmı, Allah’ın Dinine “Bir bütün olarak” inanmıyor. Geri kalan kitlenin büyük çoğunluğu da, bu Dini bilmiyor!
Söz konusu araştırmaya göre;
Nüfusumuzun, % 17 ‘lik gibi bir kısmı, ya Allah’ın Dinini tamamen red ediyor; ya da, bu Din’in “Bir bütün olarak”, hayatın bütün alanlarında, “yaşam şekli” haline getirilmesine karşı! Özellikle hukuk sistemi ile ilgili Ayet-i Kerimeleri ve bu ayetlere dayalı hükümleri kabul etmiyor.
Yanı İslam’ı bir bütün olarak kabul etmeyen, bir şekilde “Müslüman olmadığının ifadesini” dili ile ortaya koyanların oranı, ifade edildiği gibi % 17 dir.
Allah’ın Dinine “Bir bütün olarak” inandığını ve bir şekilde dili ile ikrar eden kesimimizin nüfusumuza oranı, ancak % 83’e tekabül ettiği anlaşılıyor.
…
Yine söz konusu araştırmaya göre,
İslam’da ki farz ibadetleri; şart ve rükünleri ile bilen, özellikle namaz sürelerini, “namazları kabul olabilecek düzeyde” asgari hata ile okuyabilenlerimizin oranı ancak %8’dir.
Nüfusumuzun % 92’i, ya hiç ibadetleri yerine getirmiyor, ya da farz ibadetlerini doğru bir şekilde ifa edebilecek, “olmazsa olmaz, zorunlu olan Farz-ı Ayın bilgilerine” sahip değil. Yanı ibadet edenimizin bu düzeyde önemli bir kısmı, ibadetlerini kabul olabilecek şekilde yerine getiremiyor!
…
Araştırmanın diğer bir konusu “Fatiha” süresidir,
Fatiha süresini, namazları kabul olabilecek düzeyde, asgari hata ile okuyabilenlerin oranı nüfusumuzun % 11’ine tekabül etmektedir.
Demek ki şu ülkede, % 89’umuz Fatiha süresini, ya hiç bilmiyor, ya da “Namazı kabul
olabilecek düzeyde” düzgün okuyamıyor!
“Ben beş vakit namazımı kılıyorum” diyenlerimizin oranı % 21 dir.
Bunlarında ancak, % 9’u sabah namazına kalkabiliyormuş.
Sabah namazında, camiye gidenlerimizin oranı ise “Binde Üç” civarı imiş.
…
İslam’ın diğer konularını irdelemeye hiç gerek yok! Namazda ki şu tablo, zaten umumi manzaramızı ortaya koymuş durumda!
Ayrıca, yukarıda ki bilgiler, kişinin kendi ifadelerine dayalı itiraflardır. İşin hakikati daha da farklı olabilir.
…
Allah aşkına, şu acıklı manzarayı görebiliyor muyuz?
“% 89’umuz, bir Fatiha süresini ya hiç bilmiyor ya da “namazı kabul olabilecek düzeyde” düzgün okuyamıyor.” demiştik.
Buradan şu sonuç çıkmıyor mu?
Ancak % 11’imiz, Fatiha süresini, namazı kabul olabilecek düzeyde doğru okuduğuna göre;
% 21’lik kesimimiz, beş vakit namazını kılıyorsa; bu demektir ki, geriye kalan % 10’umuz” kıldığı namazlarında okuduğu süreler; o kadar hatalı ki, her seferinde namazı ifsat oluyor!
Ve % 10 gibi bir kesimimiz,sürekli ifsat olan bir namaz kılıyor!.
Yüzde yetmiş dokuzumuz, “Namaz kılmadığını, kendi lisanı ile itiraf ediyor!”
Bu kesim, namazı ya terk etmiş veya hiç başlamamış!
Kişinin can güvenliğini ve onurunu her şeyin üstünde tutan İslam Hukuku, Namazı terk etmeyi en ağır suçlardan saymıştır!
İslam Hukukuna göre, namaz kılmayanların hükmü bellidir:
Ahmet bin Hanbel’e göre, namazı terk eden İslam’dan çıkar. Dolayısı ile İslam’dan çıkıp kâfir olanın cezası ölümdür! İmamı Şafii ve İmamı Malike göre ise, namazı terk eden; öyle büyük günah işlemiştir ki, bu suçun cezası ölümdür! İmamı Ebu Hanife’ye göre ise namaz kılmayanın cezası hapsedilerek toplumdan uzak tutulmaktır.(Bidayetü’l Müct. Ve Nihy.Mukts.c.1/shf:217)
Görüldüğü üzere, Müctehid-i Kiramın bir kısmı, namazı terk etmenin küfür, bir kısmı da fısk olduğunu söylemiştir.
Yanı namazı kılmayan ve onu terk etmiş olan, en hafif ifade ile “Fasık” konumundadır.
Buradan şu acıklı sonuca ulaşılmıyor mu…?
% 99’u Müslüman olduğunu söylediğimiz bu ülke insanının; yukarıda ki araştırmaya göre, % 79’u küfür veya fısk içinde!
Yanı, kendi ifadeleri ile % 17’si bir şekilde küfrünü itiraf ediyor! (Rabbim muhafaza buyursun…)
Ve geriye kalan, % 62’si de asgaride Fasık olduğunun itirafını yapıyor. İslami manada, “Salih bir Müslüman” olabilme ihtimalimiz, ne acı ki % 8’lerin çok altında.
…
Bir hikâye anlatılır. Eski değirmenler, su ile çalıştıkları için, çay gibi akarsuların kenarlarına yapılırlarmış. Değirmen taşına çarparak ses çıkaran ve değirmenciye; “değirmenin çalışmaya devam ettiğinin” sesini veren, bir de basit bir tahta parçasından müteşekkil, şakşak ı varmış. Bir gün afet düzeyinde, bir büyük sel gelir ve böyle bir değirmeni olduğu gibi götürür. Sel dinince, çevrede ki herkes değirmenin bulunduğu yere koşar. Bir de ne görsünler;
Değirmeni, olduğu gibi sel götürmüş!
Ama değirmenci, sürekli değirmenin şakşak ını aramaktadır.
-Acaba şakşak nerede? Şakşak ı bulanınız oldu mu? Diye, söylenip duruyormuş.
-Kamil biri yaklaşır der ki, “Behey adam! Değirmenin kendisini sel götürmüş, sen şakşak ı
bulup ne yapacaksın?”
…
Fildişi kulelerinde ülkeyi temaşa edip; televizyon ekranlarında ahkâm kesen, sayın zevat-ı ikrama ..!
Değirmenini sel götürmüş bir değirmencinin, şakşak’ı arama konumunda kurtulalım.. Buraya önce bir değirmen lazım!
Allah’ın Dini adına, Dinden konuşan etkili ve yetkili zevat!
Biz bu Millete ne verdik ki ne isteyelim?
Manzara ortada!
Bu Millet, bu çizgiye öyle kolay gelmedi! Baskı ile zorla, bu koyu cehalete duçar edildi!
…
Balkan savaşları, Birinci Dünya savaşı ve Çanakkale Savaşı derken insanımız, maddi alanda
perişan olup genç neslini torağa gömmekle kalmadı; geçen yüz yılın ilk yarısında, batının yerli temsilcileri, Milletin inançlarına ayrı bir savaş açtılar! İslami Eğitim, asgari düzeyde de olsa yasaklandı… Bir Cendere geçti Milletimizin tepesinde! Bir “Elif-Ba Cüzü” ünü bir şekilde bulunduranın, zindanlara tıkıldığı günleri yaşadı bu Millet!
Ve bu, yarım asır devam etti!
1970’lerde yeni bir silkinişe kapı aralandı! Ve şüphesiz ki, belli aşamalar yaşandı…
Yukarıda ki tablo, ufaktan bir silkinişin sonucu da olsa, yine de çok acı bir tablodur!
…
Öncelikle ve acilen “İslami eğitime” ihtiyaç vardır!
Bu eğitim, hem resmi hem de gayri resmi olmak üzere, iki alanda da yoğunlaştırılmalıdır.
Resmi alanda;
Anaokulunda başlayarak, en başta “Allah- Peygamber” sevgisini vermekle giriş yapan; 3.sınıfta İslami ahlakı, 6.sınıftan sonra da, Allah Dininin temel esaslarını vermeye başlayan ayrı bir derse ihtiyaç vardır.
Yine 6. sınıfta başlayarak; tercihli de olsa, Kur’an-ı Kerim eğitimi verilmeli. Ve bu eğitim Lise son sınıfa kadar devam etmeli.
İmam-Hatip Liseleri eski konumlarına getirilmeli…
Gayri Resmi alanlarda;
İslami Eğitim üzerine inceleme ve araştırma enstitülerinin kurulmasına, yasalar uygun hale getirilmeli. Halkın önünde, Dinini öğrenmeye engel ne varsa kaldırılmalı.
Mutlaka, “Kuranı Kerim İnceleme ve Araştırma enstitüleri, Fıkıh, Kelam ve benzeri enstitüler” kurulmalı. Ve bunlar halka tamamen açık olmalı.
…
Sonuç olarak,
Bu gün insanımız, Allah’ın Dinini bilememektedir!
Aslında karanlık bir devir yaşıyoruz. İşlere el yordamı ve eski alışkanlıklarımızla gitme gayretindeyiz. Çoğumuz bu cehaletininin, idrakinde bile değildir!
Bu gün, “İslami eğitim” için ciddi bir atağa geçilmelidir.
Bu eğitimde, “Allah’ın Dini” olduğu gibi verilmeli. Belli ekollerin kriterlerine uygun hale getirelim diye, kuşa çevrilmemeli!
Bu gün ekmek, su, hava gibi acilen; hem de çok acilen bu eğitime ihtiyaç vardır.
İslam nerede kaybedilmişse, orada ayağa kaldırılma çalışmalarına girilmeli!
Dedelerimiz Allah’ın Dinini, üzerlerinde ki baskılardan dolayı, yeni nesle aktaramadılar!
Dolayısı ile Allah’ın Dinini burada, yanı eğitimsizlik noktasında kaybettik. Ve aynı yerde ayağa kaldırmaya çalışmalıyız!
Sakın şunu unutmayalım ki, en fazla konuşulan şey olmasına rağmen, bu gün en az bilinen şeydir İslam!
Bilinmeden konuşulduğu için, üzerinde bu kadar çok hatalara giriliyor ve bu denli spekülasyonlar yapılıyor!
Bunun ilacı, kaynaklarından ve hiç taviz vermeden bu Dini öğrenmek ve öğretmektir…
Bunun içinde olağanüstü bir seferberlik gerekiyor.
Ha gayret diyelim!
Rabbim yar ve yardımcımız olsun…
…