| Yusuf El Kardavi ve İranlılara Açık Mektup (2) |
|
|
|
| Pazartesi, 20 Ekim 2008 | |||||||||||
Saygıdeğer üstadımYusuf el Karadavi ismini duyduğumuzda zihinlerimizde ilk canlanan, sizlerin "Kudüs Davası"na verdiğiniz büyük önem, bu yönde yorulmak bilmeyen çalışmalarınız, özelde de Lübnan merkezli "Kudüs Müessesesi" adı altında bu mukaddes davayı uluslararası düzlemde canlı tutma yönündeki çabalara yaptığınız önderliktir. Kuşksuz ki "Kudüs Davası" İslam'ın şiarlarını ve mukaddesatını savunma noktasında ümmetimizin küresel mücadelesinin mihverinde yer almaktadır. Filistin işgalcisi siyonist düşmana karşı sürdürülen mücadelenin sadece belli bir bölgenin özgürleştirilmesi kavgasının ötesinde, İslam dünyasının özgür ve aydınlık geleceğinin giriş kapısı durumundadır. Dolayısıyla sizlerin bu davadaki yeriniz, Filistin İslami direnişine katkınız ve desteğiniz her şeyin üstünde büyük bir önem ve değer taşıdığı gibi, bu yüzden haçlı batılıların ve siyonistlerin hedefinde olmanız da sizlere olan takdirlerimizin başlıca sebeplerindendir. Kuşatma ve ambargo altındaki mazlum Filistinlilere İslami kardeşlik ve dayanışmanın sıcak elini uzatma yönündeki bereketli çabalarınızın bizzat tanığı durumundayız. İslam Ümmeti, özelde de Filistinli kardeşlerimiz sizlerin bu çabalarınız ve azminizi hiç bir zaman unutmayacak ve Filistin davası var oldukça sizleri hep minnet ve şükranla anacaktır. Üstadım, sizlerin de bildiği ve takdir edeceği üzere, Filistin davası mücadele tarihinin zirvesinde olduğu gibi, aynı şekilde tarihin en zorlu dönemini yaşamaktadır. Filistin davasının zirvesini Filistin İslami Direniş Hareketi Hamas'ın Filistin hükümetini kurmasından Gazze'yi iç hainlerden temizlemesine, siyonist rejim şeflerinin de itiraf ettiği üzere, büyük İsrail projesinin çokmesine yol açacak şekilde Gazze'nin direnişin zafer üssüne dönüşmesine kadar bir çok dönüm noktası oluşturduğu gibi, siyonizme ve baskılara boyun eğmeyen Filistin İslami direnişini kırmak ve etkisizleştirmek için Gazze'ye uygulanan insanlık dışı ambargo, Hamas'ın Gazze'deki gücünü kırmak ve Gazze'yi tekrardan ABD-İsrail işbirlikçilerinin kontrolüne bırakmak için çizilen haince bir çok senaryo ve peşisıra sergilenen birçok komplo, Filistin davasının en zorlu dönemini ortaya koymaktadır. Sizlerin de bilgi dahilinde bulunduğu üzere, bugün Filistin topraklarının büyük bir kısmını resmen siyonistlere teslim etmeye dayalı "Arap İnisiyatifi" veya "Arap Barış Planı" sözkonusudur. Bu planı hazırlayıp Arap Birliği'nin gündemine getiren ilk ülke de Suudi Arabistan rejimidir. Suudi Arabistan Kralı Fahd tarafından 85'li yıllarda gündeme getirilip daha sonra, Arap ülkelerinin ortak projesine dönüştürülen "Arap Barış Planı", "Camp David" anlaşmasının ardından Arap ülkeleri arasında ortaya çıkan ikinci büyük ihanetten başka bir şey değildir. Suudi Arabistan, Mısır ve Ürdün gibi Arap rejimlerinin başını çektiği Arap rejimleri, siyonist rejimin varlığını tanımakta hazır olduklarını açıkça deklare etmişlerdir. Filistin davası adına sahnede gözüken El Fetih hareketinin siyonist rejim ile sürdürdüğü tüm ilişkiler ve işbirliği de Arap Barış Planı'nın uyumlu bir parçası dumundadır. Aynı şekilde El Fetih içindeki Muhammed Dahlan adlı İsrail işbirlikçisinin liderliğindeki ihanet çetesinin Gazze'de gerçekleştirdiği tüm saldırı ve cinayetler, aynı şekilde günümüzde Batı Şeria'da Filistinli mücahidlere yönelik artarak süren saldırı ve tutuklamalar da aynı planın bir parçası durumundadır. Batı Şeria'da Hamas hareketinin tasfiye edilmesi için El Fetih militanlarının Ürdün'de eğitildiği, askeri-mali her türlü lojistik destekle donatıldığı da bilinen gerçeklerdendir. Filistin İslami direniş Hareketi Hamas'ın Gazze'nin kontrolünü ele almasından en çok rahatsız olanlar siyonist İsrail rejimi ve Amerika olduğu gibi, belki bunlardan daha çok sözkonusu Arap rejimleri rahatsız olmuştur; sonuçta Hamas Hareketi'nin etkisizleştirilmesi için en çok çaba harcayanların başında bu Arap rejimleri gelmektedir. Nitekim, Hamas hareketi lider kadrosu müteaddid defalar bu ihanet ve komplolara karşı tepkilerini dile getirmişlerdir. Geçtiğimiz günlerde Gazze-Mısır sınırındaki tünellerden ikisinin Mısır güvenlik güçleri tarafından bombalanarak yıkılması sonucu 5 Filistinli mücahid şehid olmuştu. Mısır rejiminin bu alçakça saldırısını protesto eden şehid aileleri yaptıkları açıklamada, "Mısır rejimi bizi arkadan hançerledi" şeklinde tepkilerini dile getirmişlerdi. Gazze'ye uygulanan insanlık dışı ambargonun bir tarafında siyonist İsrail rejimi, diğer tarafında da Hüsnü Mübarek liderliğindeki Mısır rejimi bulunmaktadır. Mısır rejiminin son yıllarda sizlerin de bir şekilde paylaştığınız İhvan-ı Müslimin hareketine yönelik ne denli amansız bir saldırı sürdürdüğü, İhvan hareketinin lider kadrosundan ve mensuplarından yüzlerce müslümanı tutukladığı, Mısır zindanlarının İhvan mensuplarıyla dolup taştığı gerçeği bir yana, Gazze'ye uygulanan zalimane kuşatmayı kırma amaçlı Mısırlı müslümanların tüm barışçıl girişimlerini de zorbaca bastırma yoluna gitmiştir. Sayın Üstadım, İkamet etmekte olduğunuz Katar devletinin İslam Ümmetine olan ihaneti nedense pek gündeme gelmemektedir. 11 Eylül eylemleri sonrasında, Amerika'nın İslam dünyasına küresel bir haçlı savaşı başlatmasıyla birlikte Afganistan ve Irak işgal edildi. Bu işgallerde yüzbinlere masum müslüman katledilip, yüzbinlercesi yaralandı. Ebu Gureyb'ler Guantanamo'lar insanlık dışı ve utanç veriçi işkencelere sahne oldu. Haçlı düyasının şefi Amerika'nın tüm bu işgal, katliam ve zulümlerinin bir "yönetim" bir de "kumanda" merkezi vardır: Yönetim merkezi Washington'da Beyazsaray ve Pentagon, Ortadoğuda ise Katar'daki El Udeyd askeri üssünde bulunan Amerikan Merkez Komutanlığı'dır. Yani Amerika Irak ve Afganistastan'daki işgal ve katliamlarını askeri olarak bütünüyle Katar üzerinden sürdürmektedir. Irak ve Afganistan'daki atılan her bomba, sıkılan her kurşun ve alınan her bir canın doğrudan Katar rejiminin boynunda bir sorumluluğu bulunduğu ortadadır. Sadece Katar değil, Amerika'nın Suudi Arabistan, Bahreyn, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirliği'nde bulunan askeri üsleri de Amerika'nın İslam dünyasına yönelik işgal ve katliamlarının lojistik destek merkezleri durumundadır. Yine geçtiğimiz günlerde Bahreyn Dışişleri Bakanı Şeyh Halid bin Ahmed el Halife'nin "Türkiye, İran, Arap ülkeleri ve İsrail ile birlikte ortak bir organizasyon çatısı altında toplanmalıdır" şeklindeki önerisine tanık oduk. Sizler tüm bunları bilen bir kişisiniz. Zira, siyonizme karşı mücadele sahnesinde yer alan bir müslüman doğal olarak bu gerçeklerle yüzleşme durumundadır. Genel hatlarıyla özetlemeye çalıştığımız bu tabloya aykırı düşen tek devlet İran İslam Cumhuriyeti'dir. Suudi Arabistan, Mısır ve Ürdün'ün başını çektiği Arap rejimleri Amerikan-İsrail projesinin bölgede uygulanabilmesi için Filistin İslami direnişine karşı birbirleriyle yarışırlarken, Filistin İslami direnişinin, özelde Gazze'deki Hamas hükümetinin yanında duran tek devlet İran İslam Cumhuriyeti'dir. Amerika, Avrupa ve siyonist İsrail rejiminin İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik düşmanlığın başlıca sebeplerinden biri de budur. Zira onlara göre, İran'ın en büyük suçlarından biri "terör"ü desteklemektir. Yani, Filistin İslami direnişine sağladığı destektir. Üstadım, Sizin açıklamalarınız ne yazık ki talihsiz bir zamanlama ile, Ramazan ayının son Cuması olan Dünya Kudüs Günü'nün yapılması için hazırlıkların yapıldığı günlere denk geldi. İslam İnkılabı Rehberi İmam Hamenei, bir hafta öncesinde okuduğu Cuma hutbesinde İran halkı ve dünya müslümalarını Filistin İslami direnişi ve mazlum Filistin halkı ile dayanışmaya çağırdığı, İran'ın Filistin halkını ve direnişini hiç bir zaman yanlız bırakmayacağını söyleyerek Filistin halkının Ümmmetin en seçkin topluluğu olduğunun altını çizdiği, İran'ın tüm şehirlerinde milyonlarca kişi Filistin İslami direnişi ve Hamas hükümeti ile dayanışma gösterileri düzenlediği, aynı şekilde açıklamalarınızda zikrettiğiniz Nijerya'da da yüzbinlerce Nijeryalı müslümanın Hizbullah ve Hamas bayraklarıyla Kudüs Günü yürüyüşleri yaptığı, Lübnan'da, Filistin'de Kudüs günü yürüyüşlerinin düzenlendiği, Filistin İslami direniş hareketleri liderleri bu Kudüs günü dolayısıyla İslam İnkılabı rehberine minnet ve şükranlarını bildirdiği bir sırarada, Arap rejimleri de Filistin İslami direnişinin kırılması için Gazze'ye Arap Gücü'nü nasıl sokabiliriz diye planlar yapıyordu. Saygıdeğer üstadım, Haberdar olmuşsunuzdur sanırım. Geçtiimiz ay içinde İran'da "Evrensel İslam Şehidlerini Anma Komitesi" adlı bir grub tarafından "Firavunun İnfazı" adı altında Enver Sedat hakkında belgesel bir film hazırlanınca Mısır'da büyük bir tepki oluşmuş, en ilginci bu tepkiyi gösterenlerin başında da El Ezher Şeyhi Sayın Tantavi gelerek ”Firavun’un idamı filmi yok edilmedikçe İran ile Mısır arasında dini bir bağ olmayacaktır. Çünkü bu film, dine muhaliftir. Bu Filim sadece Başkan Enver Sedat’ı değil tüm Mısır halkını itham etmektedir. Çünkü Başkan Enver Sedat, tüm Mısır halkının kalbinde sevimli bir şahsiyettir” demişti. İslam Ümmeti'nin kahraman evladına sahip çıkmanın bedelinin İran'a bu şekilde ödettirilmesi vicdanlarımızı kanatmaya yetiyor. Halid el İslambuli'ye sahip çıkıp Enver Sedat'a "Firavun" derseniz, sizinle "din bağı"nı kesmeye hazır alimlerimiz var. Ürdün ve Mısır rejimleri şefleri İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik "İran bir Şii hilali oluşturmanın peşinde" suçlamasını getirmekte ve buna ilişkin gündem oluşturmaktadır. Bu nasıl bir "Şii hilali"dir ki; Şiilerin bir yanında İran, diğer yanında Hizbullah, tüm gücüyle Sünni Filistin'in yanında dururken, sözde "Sünni" Arap rejimleri de Sünni Filistin direnişinin kırılması için geceli-gündüzlü Amerika ve İsrail ile işbirliği yapmaktadırlar. Eğer bir ülkenin yönetiminin mezhebi kimliğine bakılarak bir tehdit'ten söz edecek olursak, büyük bir paradoks olarak Arap rejimlerinin mezhebi kimliğine bakmak gerekir. Tabi ki bunu bir ironi olarak dillendiriyorum. Zira bu hain Arap rejimlerinin ne İslam ile ne Sünnilik ile bir bağlantıları yoktur. Zira bu rejimler İslam Ümmeti içindeki en büyük hainlerdir. İran ile ilgili eleştirel anlamda birçok konuyu dillendirmenizi anlayabiliriz. Zira İran yöneticileri masum değildir. Ama ümmetimizin kaderiyle ilgili gelişmelere karşı sorumluluk mevkiinde bulunan alimlerimiz ve mücadele liderlerimizin İslam dünyasındaki bu hainlere karşı açık ve kararlı bir tavır alması gerekmez mi? Bugün İslam Ümmeti'ni Amerika, İngiltere ve İsrail gibi bir "şeytan üçgeni"ne karşı duyarlı, uyanık ve müteyakkiz kılmak nasıl bir sorumluluk ise, aynı şekilde İslam Ümmetini Suudi Arabistan, Mısır ve Ürdün gibi "şer ekseni"ne karşı duyarlı ve müteyakkiz kılmak da aynı şekilde büyük bir sorumluluk değil mi? Özellikle de Filistin İslami direnişinin geleceği açısından bu sorumluluk daha da büyük bir önem taşımıyor mu? Saygıdeğer üstadım, Sizin gibi İslam Ümmeti'nin sorunları ve geleceği üzerine büyük bir gayret ve çaba sarfeden mücadeleci bir İslam aliminin Mısır gazetesine yaptığı açıklamalardan, en azından zamanlama noktasında, Şiisiyle Sünnisiyle bütün İslam ümmetinin azılı düşmanı haçlı emperyalistlerin, siyonistlerin ve onların satılık işbirlikçilerinin suistifade edeceği, bu türden açıklamaların zaten dört bir koldan tutuşturmaya çalıştıkları, geçmişte ve günümüzde acı örneklerine tanık olduğumuz "mezhep çatışmaları" için yakıt olarak kullanmaya müsait bir durum arzettiği düşüncemi sizinle paylaşmama müsaade etmenizi rica ediyorum. İslam Ümmeti'nin salih ve sorumlu önderleri, dünya müslümanlarını haçlı emperyalistler ve siyonistler karşısında ortak ve küresel bir İslam cephesi oluşturmaya çağırırlarken, sizi de bu cephenin öncü banileri arasında görmenin kıvanç ve sevincini yaşamak istiyoruz. Şehid İmam Hasan el Benna'nın belirttiği gibi: "ittifak ettiğimiz noktalarda birlikte hareket edelim; ihtilaf ettiğimiz noktalarda ise birbirimize mazur görelim" prensibine mücadele hayatımızın ayrılmaz bir parolası haline getirme sorumluluğuyla, İslam Ümmeti'nin özgür ve aydınlık geleceğini, Şiisiyle Sünnisiyle okyanuslaşan bir coşku ve birlik ile gerçekleştirelim... Saygıdeğer üstadım, İki bölüm halinde, "usul ve zamanlama" noktasından kritik etmeye çalıştığım açıklamalarınızı, mektubumuzun üçüncü bölümünde, "içerik ve görüşler" noktasından tenkit etmeye çalışacağım. Şimdiden şu kadarını ifade etmek isterim ki, açıklamalarınıza seviyesiz ve hikmetsiz bir şekilde tepki gösteren, şahsiyetinizi rencide ve tahkir eden herkesi şiddetle kınadığımı baştan belirtmek istiyorum. Birilerin kalkıp sizi siyonistlerle ve masonlarla irtibatlandırmaya kalkması kadar seviyesiz ve adaletsiz bir suçlama olamaz. Yine birilerinin "şiilik savunması" veya "Ehl-i Beyt Davası" adı altında, safevi politikalarını güncelleştirerek Sünni ve Şii müslümanlar arasında ayrımlara sebebiyet vermesi kadar büyük fesad olamaz. Ne yazık ki bugün İran İslam Cumhuriyeti'nin varlığından ve imkanlarından suistifade ederek, İslam ümmeti arasında sorunlara ve gerilimlere, sonuçta İslam Cumhuriyeti ve İslam İnkılabı'nın yanlış anlaşılmasına yol açan küçümsenmeyecek oranda dar kafalı-mezhepçi fasid güruhlar bulunmaktadır. Sizin böylesi fasidlere karşı gösterdiğiniz tepkiyi paylaştığımı arzetmek istiyorum. İnşaallah mektubumuzun üçüncü bölümünde bu hususlar üzerinde durmaya çalışacağım. Selam ve saygılarımla Mail: Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır Alıntı yap
|
|||||||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Saygıdeğer üstadım
Yorumlar (4)
