Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Osman Can’ı seven bakkal
Roni Margulies
ronmargulies@btinternet.com
16 Haziran 2010 Çarşamba Saat 16:09

Bizim bakkalın kafası  çok karışık bugünlerde.

Dükkânda televizyon var, her akşam mahalleli doluşup maç seyrediyor, bizimkinin umurunda değil.

Paraguay oynarken Uruguay diyor; Arjantin’in antrenörüne Maradona diyecekken Madonna diyor; belli ki aklı başka yerde.

Hak hukuk, yargı margı konularına takmış kafayı.

İngiliz kaleci topu elinden kaçırıyor, bizimki “Osman Can gibisi yok be!” diye haykırıveriyor birden.

Müşteri/seyircilerden biri Japonların solaçığına küfrederken, bakkal “Ulan ben Seyfi Oktay gibilerinin...” diye bağırıp çağırmaya başlıyor.

Adını  veremiyorum, çünkü geçen gün tehdit etti beni. “İkidir benim hakkımda yazıyorsun, buraya polis gelecek senin yüzünden, gelirse aynen sana getiririm, haberin olsun” dedi.

Polise, yargıya filan pek güveni yok.

Benim de yok.

Bu sabah, “terör örgütünün propagandasını yapma” davamın karar duruşması vardı.

Mahkûm olurum, eve döner, zehir zemberek bir yazı döşenirim diye düşünüyordum.

Ne gezer?

Savcı beraatıma karar verilmesini talep ve mütalaa etti. Beraat ettim.

Sanık, yazısında Türk ve Kürt halkının PKK terör örgütüne farklı bakış açılarından baktığına dair çeşitli örnekler vererek kendi görüşünü aktarmış ve son dönemde hükümetin sorunun çözümüne yönelik adımlarının Kürtler tarafından güvensizlik ile karşılandığını, ancak bu adımların atılmasının gerekliliğini dile getirmiştir” dedi Savcı.

Bana sorsalar, ben de böyle özetlerdim yazıyı!

Eve dönerken, “Yine yanılıyor bizim bakkal. Yargıya haksızlık ediyor” diye düşündüm.

Sadece bakkal mı? Son dönemde yanılan yanılana. Herkes yargının bağımsızlığından ve tarafsızlığından kuşkulanır oldu.

Koca koca savcılar ve hâkimler sanki Ergenekoncuymuş gibi düşünür olduk. Sanki Genelkurmay’da brifinglere giderlermiş gibi, kuvvet komutanlarından emir alırlarmış gibi davranmaya başladık hepsine.

“Yanılmışım” diye düşünüyordum mahkemeden dönerken.

Derken, eve geldim, hemen gazeteleri açtım, Atatürkçü Düşünce Derneği yeni yönetim seçiminin sonuçlarına baktım.

Çok gerekli, çok önemli bir seçimdi bu. Zavallı ADD üyeleri iki yıldır başkansız.

Kolay şey mi başkansız başkansız düşünmek? Üstelik Atatürkçü düşünmek? İnsan saçma sapan şeyler düşünebilir, aklına bin türlü  şey gelebilir. Allah korusun, Atatürkçü Düşünce düşündüğünü zannederken, farkında olmadan Mao Zedong Düşüncesi düşünenler bile olabilir. Tersi de olabilir.

Karabasan gibi yahu! Düşünmek bile istemiyor insan.

Seçimlerin bu kadar gecikmesini de anlayışla karşılamak gerek ama.

Eski Başkan Emekli Orgeneral Şener Eruygur’un özelliklerine sahip birini bulmak ha deyince mümkün olmuyor herhalde. Bir kere, kuşkuya mahal bırakmamak için adında iki kez “er” kelimesi geçen kaç tane orgeneral var ki?

Üstelik, adı gibi kendi de “şen” olacak. Çoğu general asık suratlı olur. Bu öyle değil. İki yıl boyunca Jandarma Genel Komutanı olarak katıldığı bütün Genelkurmay toplantılarına renk, hareket ve şenlik katmış bir adam. Hazırladığı darbe planlarına “Sarıkız”, “Yakamoz”, “Ayışığı” gibi sevecen, romantik, eğlenceli kod isimleri takmış bir ihtiyar delikanlı.

Üç yıl önce Cumhuriyet mitinglerini örgütlerken, hava fazla ağır olmasın, darbeci kalabalıkların sevimsizliği çok ön plana çıkmasın diye Nişantaşılı şık delikanlıların, sarışın kızların da katılımını sağlayan Şener Eruygur olmuştur, eminim.

Atatürkçü Düşünce Derneği, adı üstünde, düşünceli, ağırbaşlı  insanlardan oluşuyor. Nereden bulacaklar kendi aralarında Şener Eruygur gibi birini?

Yerini doldurmak kolay değil, anlayabiliyorum.

Zaten Cumhuriyet gazetesi de Mustafa Balbay’ın yerini doldurmakta zorlanmadı mı?

Mahkeme dönüşü  eve geldiğimde okuduğum haberler kötüydü.

Eruygur’un yerine, Danıştay eski Başsavcısı Tansel Çölaşan seçilmiş.

Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) eski Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, ADD’nin Yüksek Disiplin Kurulu’nda görev almaya hak kazanmış.

Yanlarına bir de Mustafa Balbay’ın Cumhuriyet’ten arkadaşı Ümit Zileli’yi almışlar yönetim kuruluna.

Tüh be! Durup dururken yargının bağımsızlığı hakkında kuşkuya kapıldım yine.


Bu yazı toplam 472 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş..