Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Siz Güvenilir Değilsiniz Bayım
Aydın Altay
zeydaydin@hotmail.com Dikkat! E-mail için {x} yerine @ işaretini yazınız.
22 Şubat 2011 Salı Saat 18:23

Bu işte bir terslik var. Yolunda gitmeyen işler var. Yolunda gitmeyen işle iştigal olunmaması  isteniyor. Birileri bizden bir şeyler gizliyor, bize yalan söylüyorlar. Yalanlarına inanmamızı istiyorlar. Dünyadan olup bitenleri görmemizi istemiyorlar. Doğruları görmek için müphem kalan süreci sorgulamamızı istemiyorlar. Hürriyetimizi elimizden alanlar, bizim özgür olmamızdan korkuyorlar. Bir gün "sizler bizim değerlerimiz değilsiniz, bizi temsil etmiyorsunuz. Bizim inandığımız din ile sizin dayattığınız din bir değil. Sizin dayatmalarınıza başkaldırıyoruz." dememizden korkuyorlar. Bizi susturuyorlar. Bizi yalnızlığa itiyorlar. Bizi hırpalıyorlar... 

Allah'a en çok ibadet bu coğrafyada yapılıyor. En çok namaz bu topraklarda kılınıyor. Hac'a en çok bu topluluk gidiyor. Zekat'ı veren tek toplum bu toplumdur. Allah'ın birliğine en çok şahadet eden yine bu toplumdur. Allah'tan en çok korkan da bu toplum. Vahye inanan ve bu doğrultuda hayatını tanzim eden de bu coğrafyanın insanlarıdır. Yani gerçek manada Allah'ı zikreden ve sadece ona ibadet eden bu coğrafyanın insanıdır. Şimdi sormak lazım; bu toplum Allah'a bu kadar yakın olduğu halde neden en çok zilleti bu toplum yaşıyor? 

Savaşlar, ölümler, cehalet, adaletsizlik, hastalık ve musibetler bu "kutsal" bölgede hâkimdir. Senaryolar, entrikalar ve cinayetler yine bu topraklarda meydana geliyor. Ellerine verilen bir hakikat, ki bu hakikat ölüyü dirilttiği halde neden bugün en çok bu hakikat doğrultusunda insanlar acı çekerek ölüyor? Ruhları arındıran bu hakikat neden insanlık âlemini bugün karartmaya yönelik olarak kullanılıyor? Her türlü köleliği kaldıran, adaletsizliği reddeden, sınıflandırmayı ortadan kaldıran ve insana hürriyet getiren bu özgürlükçü öğreti neden bugün en çok köleleştirmede kullanılıyor? Dirilliği, direnmeyi ve özgürleştirmeyi öğreten bu ilahi kelam neden günümüzün hastalığına çare olmuyor? Hayatı bir bütün olarak tarif eden bu kelam neden ayrışma aracı olarak kullanılıyor? 

Huzur ve saadet vaat eden bu kitap bugün insanlığın içinde bulunduğu bunalıma çare bulmuyor. Bu kitaba sarılan da sarılmayan da mutsuz ve hasta. Pekâlâ, inanan ve inanmayan nasıl oluyor da bir olabiliyor? Hatta sözde bu kitaba inanmayan toplum daha mutlu. İstikrarlı ve gelir düzeyi yüksek olan bu toplum hangi inanç bağlamında elde edebilmiş? Çoğu kişi bunun bir imtihan olduğunu düşünüyor. Aslında böyle düşünmemizi istiyorlar. Bu imtihanı hep gelir düzeyi düşük ve açlık sınırında yaşayanlar mı verecek? Allah'ın adaletinden habersiz olan zavallılar bizleri böyle bir ayrımcılığın Allah tarafından yapıldığına inandırmak istiyorlar.  

Bu toplumun bu hale gelmesini sağlayan geleneksel inanç anlayışı İslam adı altında dayatılmıştır. Toplumun iki can damarı konumunda olan inanç  ve emek en çok sömürülen olgular olmuştur. İnsan için en değerli bu iki olgu yine insanlığın elinden tutan (!) çevreler tarafından ortadan kaldırılmıştır. Bir tarafta zenginler (çalıştırdığı işçinin emeğini sömürerek servetine servet katan Karunlar) oluşturuyor, diğer tarafta ise inanç sömürüsü yapan, dini tekelleştiren ve insanların üzerinde bir baskı ve köleleştirme aracı olarak kullanan, gerçeği insanlardan saklayan, hakikati örterek kendi çıkarları için kullanan “bel'amlar”oluşturuyor. bel'amların oluşturduğu din anlayışı insanlar üzerine atılmış kül gibi görünse de, külünden kurtulmak isteyeni ateşin içine atmaktan geri durmuyorlar. Zira onların nazarında onlara karşı çıkmak Allah'a karşı çıkmakla eşdeğerdir. Bu iki olgunun insanlar üzerindeki tahakkümü karşısında Allah'tan ümidini kesen nasıl bir hürriyeti elde edebilir? Maddi ve manevi değerlerle sömürülen bu insanlar hangi özgürlükten bahsedebilir? 

İşte bu nokta özgürlükçü ruh sorgulamaya başlar. Hürriyetini elde edene kadar da mücadele eder. Önce Kuran’a yönelerek ilahi mesajı anlamak zorundadır. Doğru okuyarak doğruyu bulur. Kurana yönelen bireylerin ilahi tavsiyeleri dikkate alır. Hayatının her alanına dâhil eder ve yüksek sesle geleneklere karşı kıyama durur. Bütün olumsuzlukları, savaşları, ölümleri ve sömürüleri "dış mihraklara" yükleyip, kendi pespayeliklerini gizleyen güruha karşı sesini yükseltir. Unutulmamalıdır ki; insan iç hastalıklarını tedavi etmeden, yüzeysel sivilcelere merhem sürerek iyileşemez. O halde önce kendimize yüksek sesle hesap soralım ve bizi tahakküm edenlerin kimler olduğunu görelim. 

Siz samimi değilsiniz bayım... Söze besmeleyle başlar küfürle bitirirsiniz. Ayetler deyip başka delillere gerek yok dersiniz, ancak rivayet ve dedikoduları hakikat olarak nakledersiniz. İblisin şerrinden Allah'a sığınır, ancak şeytanın her türlü hileleriyle hayatınızı tanzim edersiniz. "Kalbimiz senin yanında, kılıcımız düşmanın emrinde" dersiniz, ancak kalbinizle, ruhunuzla birlikte şerefinizi de beş paraya satıyorsunuz. Kuran’ın bir hayat nizamı, tefrikaya düşmeyelim diye bize hatırlatmada bulunuyor dersiniz, ancak tarihi gerçeklerle yüzleşmekten kaçarsınız. Sizler gerçekleri bildiği halde hakikati gizleyen yalancılarsınız. 

Siz ölçü değilsiniz bayım... Ağzınızı her açtığınızda "tevhit" dersiniz, ancak ağzınızda çıkan her cümlede "tekfir" öne çıkıyor. İtiraz edenleri "tehdit" edersiniz. Muhalif olanı "tecrit" edersiniz. Komplolar kurup "teşhir" edersiniz. Gırtlağa kadar battığınız pisliği gizler, ancak başkasının pisliğiyle kendinizi temize çıkarırsınız. Herkesin konuştuğuna "reddiye" yazarsınız, ancak yazdığınız "reddiye"lerle "maddiyat" sağlarsınız. Herkesin ilmini küçümser, ancak kitap yüklü merkepliğinizle kasınırsınız. 

Siz adil değilsiniz bayım... Kapitalizmi en çok siz eleştirirsiniz, ancak eleştirdiğiniz kapitalizmin efendisi olmaktan da vazgeçmiyorsunuz. "Komşusu açken tok olan bizden değildir" dersiniz,  ancak aç bıraktığınız çağdaş kölelerinizi görmek istemezsiniz. "işçinin alın teri kurumadan ücretini verin" dersiniz, ancak gözünüzü üç kuruşluk maaşına dikersiniz. İşçinin maaşını zamanında vermezsiniz. Repoya, faize yatırır paranıza para katarsınız. Musa’nın Rabbi'nden bahseder fakat Firavun'un zihniyetini dayatırsınız. Allah'ın insanlara tanıdığı iradeye ipotek koyarsınız. İnsanları hurafe ve riyakârlık dinine davet edersiniz, fakat icabet etmeyeni "zındık, sapık, fasık, rafızi ve kafir" olmakla itham edersiniz. 

Siz örnek değilsiniz bayım... İnandığınız değerler sizin eylemlerinizle değersizleşiyor. Kelam gibi kutsal sözcükler sizin dilinizde batıllaşıyor. Her konuştuğunuzda ağzınızda salyalaşan öfke ve kin sizi sadece ahmaklaştırıyor. Kendinize biçtiğiniz o rol sadece kendinizi kandırmaya yarıyor. Siz güvenilir değilsiniz bayım, artık toplayın kitaplarınızı çekin gidin! Kitaplarınızla kitleleri kitapsızlaştığınız yetti! Rahat bırakın insanları, çekin gidin dünyamızdan, gidin ki; insanlık hakikati bulsun. 

Siz mücahit değilsiniz bayım... Nefsinizi yenememiş sizler düşmanınıza meydan okuyorsunuz. İçinizdeki tefrika zirveden inmiyor. Yan yana gelince "kardeş" ayrı düşünce de "kalleş" oluyorsunuz. Birbirinizin kirleriyle uğraşır kendinizi temizlersiniz. Her davada "refik" değil, hep "rakip" oldunuz. İşinize geleni "dava" adamı, gelmeyeni ise davaya "ihanet" etmekle yaftalarsınız. Kendi gücünüzü göstermek için gençleri etrafınıza toplar "lider" olursunuz. Ancak yanlışlarınıza itiraz edeni "ajan" olmakla suçlar, bir çırpıda satarsınız. Her fırsatta haktan ve adaletten dem vuran sizler kendi çıkarınız söz konusu olunca hak ihlalleri yapabiliyorsunuz. 

Siz kendinizi kandırıyorsunuz bayım... Gelinen noktada bu sorunların sadece sizin eserinizdir demek adil olamaz, fakat her çağda sizin gibiler hep var olmuştur. Onlardan bu bayrağı devralan sizler, ümmeti kandırmaya çalışıyorsunuz. Şimdi bir özeleştiri yapmaya kalkışsak kim neyi kaybedecek? Neden İslam coğrafyası'nda ölümler bitmiyor? Neden İslam topraklarında diktatörler, sömürücüler yok olmuyor? Neden Allah'a bu kadar bağlı olduğunu iddia eden bu toplum musibetlerden kurtulamıyor? Bu topraklarda ihanet ve entrikalar mazlum ümmetin üzerine kuruluyor? Bütün bunların nedeni İsrail, İngiliz, Amerika ve batı devletleri midir? Sizin bu kaynayan kazanda hiç mi tuzunuz yok? 

"Siz kendinizi değiştirmedikçe, Allah sizi değiştirmez" 

Siz kendinizi değiştirmeye niyetli değilsiniz bayım... Kendinizi değiştirmeyeceğinize göre, doğruları araştıranları kendinize benzetmeyin. Artık çıkın gidin hayatımızdan. Kuran’dan uzaklaştırdığınız insanları rahat bırakın Allah'ın verdiği iradeyi hayata geçirsinler. Rahat bırakın da sizin kurtuluş diye sunduğunuz köleliği bırakıp Allah'a abd (ibadet) etsinler. Rahat bırakın da, insanlar sizin gibi din baronlarından, Karunlarından ve bel'amlardan kurtulsunlar. Bırakın da insanlar hürriyetlerine kavuşsunlar. Ben inanıyorum ki; bir toplum hür iradesiyle ve hakikati bilmekle hürriyetin ne anlama geldiğini kavrayabilir. Hür iradesiyle hareket eden bireyler Allah katında din yalnız Allah'ın olduğunu iman ederler.  

Siz sahip değilsiniz bayım... Bize sahip çıkıp da hayatımızın her alanında tanrılaşmayın. Gidin artık...

Bu yazı toplam 901 defa okundu.
Yorumlayan:
M.BOYNUKARA
Tarih:02 Mart 2011 Çarşamba Saat 11:58
selam
aydın bey kardeşim yazını okudum etkili bir yazı, yeni yazılarını bekliyorum.muhammed boynukara
Yorumlayan:
Kanafi Groundam
Tarih:28 Şubat 2011 Pazartesi Saat 16:10
.....
"Dünya Mü'minin Zindanı, Kâfirin Cennetidir."