
Tekfir, küfürle itham etmedir. Özellikle, bir Müslüman’ı hak etmediği halde küfürle itham etme hastalığıdır. Bu hastalık, tarih boyunca yer yer nüksetmiş; Müslümanlar arasında yaygın halde kullanıla gelinmiştir. Özellikle fitnenin hâkim olduğu dönemlerde daha da şirazesinden çıkmış, diller daha sık telaffuz etmeye başlamışlar.
Bu itham genellikle, siyasi bir oluşumu savunma, hasımları karşısında galip getirme çabaları ile ortaya çıkmıştır. Tekfir hastalığının gerisinde, ya bir menfaat, ya da iktidara sahip olma gibi dünyevi kaygılar vardır. Velhasıl, tekfir samimi bir Müslüman’ın kullanacağı bir silah değildir. Müslüman bu hususta daha hassas olmak durumundadır.
“Doksan dokuz alameti, kişinin küfrünü, biri de Müslümanlığını gösteriyorsa; o kişinin, Müslümanlığına hükmedilir” demiş büyük Müctehid-i kiram Ebu Hanife.
Bu olayın bir yönü….
Diğer tarafta, Marufu emretme ve münkeri nehy etme;
Başka bir ifade ile Allah’ın Dinini tebliğ etme; Ehil her Müslüman’ın yerine getirmesi gerekeceği İslami bir vecibedir.
Ayrıca, Müslüman’ın birbirlerine “Hakkı ve sabrı tavsiye etme” görevleri, Kur’an-ı Mubin’in mükellef bir Müslüman’a yüklediği olmazsa olmaz görevidir.
Günümüzde, fıskın, küfrün, şirkin alenen işlerliğinin revaç yaptığı bir dünyadayız. Bunların aleniyete dökülmesi; Bunlara meşruluk vermez. Bunların yasal zemine oturtulmuş olması da meşruluğunu göstermez. Hatta isimlerinin başına prof. veya Dr.lar getirilmiş insanların bunları savunuyor olmasının da bir önem ve ehemmiyeti yoktur. Kim savunursa savunsun, küfür küfürdür, şirk şirktir.
Unvan ve makamların önem arz etmediği, herkesin Âlemlerin Rabbine hesap verdiği Mahşer Gününde, hesabını verebilmektir önemli olan.
…
Günümüzde, küfür ve şirk yapılanmaları ile İslami yapılanmalar iç içe bulunmaktadır. Bunların İslami manada, meşru ve gayrı meşru zeminlerini birbirlerinden fark edebilmek ve birbirlerinden ayırabilmek; gayet zorlaşmış durumdadır.
İslami bir konuyu anlatırken, kırmızıçizgileri belirlemek; Bir Mümin’in düşebileceği tehlikeli alanları tespit etmek ve bu alanların tehlikeleri hususunda onlara uyarıda bulunmak, gayet önem arz eden bir vakadır.
Dolayısı ile bugün söz konusu tehlikeli alanlar hususunda, bir Müslüman’a “sakın ha! Şunu yapma o küfürdür. Sakın ha! Şuna yaklaşma o şirk içeriyor” şeklinde, uyarı yapmanız ve bu arada “Hak olanı” tavsiye etmeniz; kardeşinizin tehlikeli alanlara girmemesi hususunda ehemmiyet arz etmiyor mu?
Bu gün, hakkında uyarılmamız gereken, tartışmasız en önemli konu;
Müminleri, küfür ve şirk tuzaklarına karşı temkinli olmaya çağırmadır.
Zira her taraf, bu küfür ve şirk mayınları ile doludur!
Bu alanları, diğer zeminlere benzeterek, ayak bastığınızda “Uhrevi Hayatınız” adına imha olursunuz!
İslami çizgiyi aşıp küfre girişinizle; “Ebedi Cehennem” güzergâhına girmiş olduğunuza göre, siz bu durumda iken, ölüm geliverse; dönüşü ve telafisi mümkün olmayan “Ebedi Cehennemin Ebedi yolcusu” oluvereceğiniz artık kesindir. Yeryüzüne gelmiş yaşamış hatta hidayeti bulmuş bir insan için, bundan daha büyük yıkım, bundan daha büyük felaket düşünülebilinir mi?
Bu durumda ki bir insana, el uzatmak kadar ulvi bir âlicenaplık mümkün müdür?
Sonuç olarak, tekfir ayrı tebliğ ayrıdır. Tekfir, içten bir hesap ve menfaat gayesi ile birilerini, karalamak ve gözden düşürmek için küfürle itham etmektir. Bu, lanetlik bir iştir.
Tebliğ, tehlikeli güzergâhlarda giden kardeşlerini; o tehlikelere karşı, sırf Allah rızası için uyarmaktır. Bu, her Müslüman için asli bir görevdir.
Bu ikisinin ince çizgilerini birbirlerinden ayırabilmek, İslam Fıkıh’ı adına ciddi bir seviye ister.
Birileri, bu seviyeye sahip olmadan, bu seviyeye varmışçasına hareket ederek; Söz konusu iki konuyu birbirlerine karıştırıp; başkalarını “tekfircilikle” suçlayarak; aslında kendisini de “kul hakkını ihlal etme” konumuna sokmuş olur.
Bununda bilinmesi gerekir.
Bir Müslüman için, en önemli şeylerin başında, “edep ve adabını bilmesi.” gelir.
Edebini bilen, haddini bilir.
Haddini bilen, ne yaptığını bilir.
Ne yaptığını bilen; kolay kolay hataya düşmez….
Edep ve adabını bilme şuuruna ulaşmış, bir toplum olma duası ile…
Rabbim feraset ve iz’an nasip etsin, Müminlerin yar ve yardımcısı olsun.