
Ulema, İslami dirilişin dinamik birimidir.
İslami diriliş ve yaşayış O’nun şahsında yapılanmasını alır.
O’nun onurlu ve izzetli duruşu, yalpa yapmaması; İslamın hakiki, adil ve güzel yüzünün açığa çıkmasını sağlar.
Ulemanın nefsine ve gururuna mağlup oluşu, İslami güzelliğin topluma yansımasına engel oluşunu beraberinde getirir.
Zalim yönetime, meşruluk verebilir inancı ile yönetimin baş kadılık teklifini ölümü pahasına reddeden Ebu Hanife, İslam’ın izzetli ve onurlu duruşunu yapan ulemaya örneklik teşkil etmektedir.
“Ulema Enbiya’nın varisidir.” Nebevi tezi ile İslami değerler O’nun şahsında, O’nun kişiliğinde zihinlerde şekillenir.
Ulema öncelikle bunun bilincinde olan insandır.
Ebu Hanife’den bir örneklik teşkil eden bu izzetli ve onurlu duruşun yanı sıra; Bel’am’dan bir örnek olarak gelen; Sultan, Kral ve Tiranların saray ve kâşanelerinde yer kapmak için, Tabasbus bir yalakalık sergileyen bu ikinci sınıf, sözde bir ulemaya da tarihimizde ve günümüzde rastlamak mümkün olmaktadır.
Hz. Musa (a.s) döneminde olan bir tane Bel’am’a karşılık, günümüz dünyasında bunların,
“Pıtırık otu”gibi bittiği ülkemiz zemininde olaylar daha farklı boyutlarda;
-Bu diyarda, Allah’ın Dini ağırlıkla ketmedilir.
-Çoğunlukla mevcut seküler yapıya payendelik vermek sadedinde yanlış yorumlanır.
-Ülkemiz insanı, Allah’ın dinini birilerinin müsaade ettiği oranda bilir ve yaşar.
-Günümüz dünyasında Ulema, görev bilincinin çok uzağında..!
Şaklabanlıkları ile seküler sisteme hararetle destek veren belli bir kesimin yansıra, ulemanın kahir ekseriyeti de bulundukları konumlarına ve kariyerlerine halel gelmemesi için suskunluğu ile ayrı bir destek ve meşruluk vermektedirler.
İzzetli ve onurlu bir tavır sergilemeye çalışan istisna-i bir kesimin de sesleri çok kısık çıkmakta..!
…
İngiliz Müslüman toplumunun önderlerinden Abdülkadir Es-sufi,”Cihad bir temel tasarım” adlı eserinde “İslam’ın en büyük düşmanı ulema” başlıklı yazısını okuduğumda irkilmiştim.
Es-Sufi “ Ulema, İslami dinamizmin ve yaşayışın örnek numunesidir. Bunun aksi yönde ki duruş ve yaşayışı onu olumsuz bir örnekleme konumuna sokar. Böyle bir durumda, O’na tabi olacak, O’nu örnek alacak olan İslami toplum yanlış bir çizgiye sevk edileceğinden; Bu yanlış örnekleme haliyle Ulema İslam’ın en büyük düşmanı konumuna girer.”, diyordu.
Es-Sufi “Maksat, sorulan sorulara cevap vermekse, bunu bir bilgisayar en güzel şekilde yapar. Hatta yüklediğiniz bilgileri, size hatasız sunar. Ulemadan beklenen, bir bilgisayarın yapacağından daha farklı şeylerdir.”, diyordu.
Bu günkü İslam ümmetinin bu acıklı durumunu görünce, Abdülkadir Es-sufi’yi bu gün daha iyi anlıyorum.
Ayakta kalabilmesi için, seküler bir mantık ve felsefe üzere ulema yetiştirmeyi üstlenen, seküler rejim; çalışmalarında kısmen de olsa başarılı gözükmektedir.
Sözde yetiştirdiği ulemanın, geçimini üstlenmesi ve isimlerinin başına kariyerli unvanlar koyması ile kendine minnettar bırakmıştır. Unvanları ve aldıkları maaşları ile seküler sisteme bağlı olan bu sözde ulema, sürekli bir ikilemi yaşarken, kimin kılınıcını çekeceğinde de netleşememiştir. Bir türlü İslam’ın kılıcını çekemeyen bu ulema çoğu kez tağut ile İslam’ı barıştırma çabalarına girmiştir.
Ulemanın, Ümmet ile iç içe olması gerekirken, bunlar unvanlarının verdiği bir büyüklenme ile fildişi kulelerinde toplumdan ayrı yaşarlar.
Allah’ın dini tahrife yönelinir, Allah’ın Dini hakaret görür, bunlar da ses yok.
Ama ne zaman ki, Müslüman bir kesimden ses çıkar; bunlar rahatlığın ve rehavetin hâkim olduğu ortamlarında gevelemeye başlarlar, “efendim bunların yaptıkları İslam’a uygun değildir.”
Bizim ilde emekli bir müftü var, bazen merkezi sistemde vaaz eder. Her camide dinlemek zorunda kalırsınız.
Malum üzere, İslam coğrafyasında her gün Müslüman kanı dökülür…
Gün yok ki, bir kaç Filistinli, Siyonistlerce öldürülmesin..!
Bizim emekli müftü, kendine has hikâyeler anlatmaktadır. En ufağında onu ırgalamaz bu durumlar!
Ama bir gün bir Filistinli intihar saldırısında bulunmuştu, bizim emekli müftü,
Filistin’den bahsedecek mevzuyu bulmuştu; coşuyordu;
“İntihar saldırısının İslam da olmadığını” hararetle anlatma çabasındaydı..!
…
Allah’ın Resülu, “Mü’min’in ferasetinden sakınınız. Zira o Allah’ın nuru ile bakar”
Derken, Mü’min için hassas bir noktaya işaret ediyordu.
Bir de Ulemanın feraseti kapanırsa, artık baykuşlara gün doğar..!
Miladi, 1900’lerin başları; Ümmetin en hazin günleri..!
Ulema ne yapıyor, dersiniz..?
O günün büyük uleması, batının maşası olan İttihat ve Terakki Cemiyeti İle çalışmaktadır.
Abdülhamid’e cephe açmışlar..!
O gün Abdülhamid’e cephe açmayan yok ki; Haçlılar, Siyonistler ve bütün küfür dünyası…
Ve yerli İttihadı Terakki’ciler.
Ne hazin tablo değil mi?
Ama en hazini de, ulemanın da bu cephede yer olmasıdır.
Kimler mi? M. Akif Ersoy’lar, Said-i Nursi’ler, Mustafa Sabri efendi’ler ve daha niceleri…
Belki de o gün ferasetleri kapanmıştı ama sonuçta bu ulema samimi idi…
Uyandılar ama geç kalmışlardı…Birileri ipleri ele geçirmişti..!
Ses çıkarmak istediler velâkin fırsat verilmedi.
Ses çıkaranlar darağaçlarını boyladı! Ve sıra kendilerine gelmişti..!
Kaçmak zorunda kaldılar, çoğu Mısır’a gitti.
Artık, ah vah etmeleri kendilerine kaldı!
Anadolu da ümmet, başsız öndersiz ve yetim kalmıştı.
Vampirlere gün doğmuştu..!
…
İslami dirilişin dinamizminde, ulemanın yeri çok önemlidir.
Ulema, İslam toplumunun, Ümmet oluşunda ki yapıyı sağlayan ana öğelerdir.
Ulema, Ümmetle, halkla iç içe yaşar. Onların dertlerini dinler. Sorunlarına çözüm bulmaya çalışır. Allah’ın sınırları hususunda onları sürekli uyarır, inzâr eder.
Ulema, öğrendiklerini öncelikle, şahsında ve ailesinde yaşar. Bu yaşayışı samimiyet ve ihlâsla
yapar ve örnek insan olur.
Ulema, Allah’ın dininde Allah için olandır. O’nun yanında Allah’ın hatırı âli’dir. O Allah’ın hatırını hiçbir şeye feda edemez. Allah yolunda mala, mevkie ve cana minneti yoktur onun.
Ulema, “kim ne der?” düşünmeden; anlatım, duruş ve tavırlarında, Rıza-i Bari’ye son derece
sadakat gösterir. Allah’ın Din’ini birilerinin müsaade ettiği oranda değil, olduğu gibi anlatır.
Allah’ın Dini’ni ketmetmez. Bu yolda hiç kimseye pervası yoktur.
Ulema, Yöneticinin ayağına gitmez. Gereği varsa yönetici ulemanın yanına gelir.
Yöneticilerden bağış, hediye kabul etmez. Onların davetli sofralarına icabet etmez.
Ulema, “Aman ha,farklı bir şeyler söyleyeyim de, karizmaya halel gelmesin”, diye düşünmez. İhlasla hareket eder.
Hatâen de olsa vakarını kibire tebdil etmez.
Hata yaptığını anladığı an, çok keskin dönüş yapar. Nefsini putlaştırmaz.
Ulema, Ferasetle, Hikmetle yürümeye çalışır. Gelişenleri bu çerçeveden değerlendirir ve öğrenmeye çalışır. Feraseti ile zalimlerin tuzak ve desiselerini bilir. Bunlara karşı halkı uyarır ve tedbir almaya çalışır.
Tavrı nettir. Yalpa yapmaz.
Ulema, Zalimlere meyletmez.Onlara karşı net tavrı vardır. Tağuti yapılanmalara karşıtlığı da keskindir.Onurlu ve İzzetli duruşun örnek sembolüdür. Şehadetin özlemi ile yaşar.
Sonuç olarak,
İslam’da ulema, esas kimliğine kavuştuğu zaman, İslami dirilişin ilk halkası tamamlanmış olur ve diğer halkalarda oluşmaya başlar. Dolayısı ile yeniden bir silkilinişin ve dirilişin temelinde ulemanın olması gereken tavrı vardır. Bunu bilen İslam düşmanlarının ilk müdahaleleri ulemaya olmuştur. Burada başarılı olunca işleri kolaylaşmıştır…
Yakın tarihimiz bunun örnekleri ile doludur.
Ümmet Ulemasının, bir an önce bu bilinç ve şuura kavuşması duası ile…
Rabbim bizleri ayağa kaldıracak bir bilinç, ihlâs ve kararlılık nasip etsin.
Yorumlayan: |
mehmet sefa |
Tarih:18 Ocak 2011 Salı Saat 01:09 |
Elinize sağlık..
Çok güzel bir değerlendirme.. Ve analizi örneklemek yerine cuk diye oturmuş.. elinize sağlık.. "Es-Sufi “Maksat, sorulan sorulara cevap vermekse, bunu bir bilgisayar en güzel şekilde yapar. Hatta yüklediğiniz bilgileri, size hatasız sunar. Ulemadan beklenen, bir bilgisayarın yapacağından daha farklı şeylerdir.”, diyordu." İslam’da ulema, esas kimliğine kavuştuğu zaman, İslami dirilişin ilk halkası tamamlanmış olur ve diğer halkalarda oluşmaya başlar. Dolayısı ile yeniden bir silkilinişin ve dirilişin temelinde ulemanın olması gereken tavrı vardır. Bunu bilen İslam düşmanlarının ilk müdahaleleri ulemaya olmuştur. Burada başarılı olunca işleri kolaylaşmıştır… Yakın tarihimiz bunun örnekleri ile doludur. Ümmet Ulemasının, bir an önce bu bilinç ve şuura kavuşması duası ile |
||
Yorumlayan: |
Cafer Cicek |
Tarih:13 Ocak 2011 Perşembe Saat 12:29 |
Cok güzel bir yazi
Allah senden razi olsun. Cok güzel yazmissin. |
||