Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Gözümüzün Nuru Kur'an
Esat Ammar Fırat
esat.ammar.firat@gmail.com
21 Ocak 2012 Cumartesi Saat 13:18
Gözlerde sevincin ve mutluluğun ışıltılarının, asrımızın çürümüş ve köhneleşmiş tarz-ı hayatı  ile beraber sönmeye yüz tuttuğu; ruhsuz, anlamsız ve acımasız gözlerin çoğalıp bütün dünyaya dalgalar halinde yayılması  insanlığın büyük bir iflasın eşiğinde olduğunun habercisidir. Peki bu anlamsız ve acımasız tablo kimin eseri, kimler dünyamızı  böyle pervazsızca uçurumun ağzına itiyor?

Grileşen ve herşeyin anlamını  yitirmeye başladığı bu çağda müslüman toplumların da aynı  tabloya kendilerini uyarlama çabaları bu durumun vehametini daha da arttırıyor.

Ahlaksızlığın karakterleştiği  “Batı Medeniyeti”nin ruhsal bunalımı bugün coğrafyamıza sirayet etmiş bulunmakta ve bunun neticesinde kendi sorumluluğunu unutmuş ve umutsuzluğun pençesine düşmüş, boş, üretemeyen ve kendi düşmanına muhtaç olan yığınların oluşumuna sebebiyet teşkil etmiştir. Öyle anlaşılıyor ki taklitçilik ve benzeme çabaları  bu İslam Coğrafyasını sadece benliğinden, kimliğinden uzaklaştırmakta ve sömürülmesine alt yapı hazırlamaktadır.

Nerde sadece kendi saadetini değil bütün insanlığın saadeti olmayı yegane gaye haline getiren İslam Medeniyeti? “Sevgi Tanrısı” diyerek bütün bir tarihi kana bulayan/bulamaya devam eden haçlı zihniyeti adalet ve özgürlük diyen İslam’ın kaderi haline mi geldi? Nerde insalığa hayat bahşeden, hayata anlam katan ve bu anlam doğrultusunda inşa olmuş dünya? Suç kimin?

Avrupalı bir gazeteci bir taraftan gelişmekte olan Avrupa toplumu ile öte yandan iflasa ve yok olmaya yüz tutmuş müslüman toplumların hal/vaziyetleri ile alakalı  Üstad Muhammed Abduh’a; bizim gelişmemizin ve sizin yok olmaya yüz tutmuş medeniyetinizin temel sebebi nedir diye sorar ve Üstad Abduh da ona şu manidar cevabı verir: “Siz ‘Kitab’ınızı  terk ettiniz, esaret zincirlerinizi kırarak gelişmeye ve kalkınmaya başladınız, biz de ‘Kitab’ımızı terk ettik çağın esiri haline gelerek, gerilemeye başladık”. İşte sebep bu! Zira Allah “Kitab”ın mahiyetini bu şekilde ifade etmektedir:

“Biz bu Kur’an’ı (ilahi hitabı) sana zorluk çekip mutsuz olasın diye indirmedik” (20.2)

Dolayısıyla bu Kur’an/Kitap insanlığın mutluluğu için inzal olmuştur. Çünkü Alemlerin Rabbi olan Allah insanlığın elbette mutluluğa çıkacak yolunu ondan daha iyi bilir ve elbette onun yegane kurtuluş reçetesi olarak da bu mesajı indirmiştir. Dünyayı inşa etmesi için “İnsan”ı halife olarak tayin eden Allah, ona yöntemi öğretmesi için çağlar boyunca hep tarifelerle dolu mesajlar göndermiştir. Bu mesajların sonuncusu olarak da Kur’an-ı Azimüşşan’ı ve onun uygulayıcısı  olarak da Hz. Muhammed (s.a.v.)’i rehber kılmıştır.

Ancak bu vahyin muhatabı olan bütün insanlık ve varisleri olan İslam Ümmeti zavallılığın pençelerinde kıvranmakta ve büyük bir hüsranın eşiğindedir. İşte bu zavallılık ve hüsran vaziyetin sona erdirilmesi ancak ve ancak gözlere yeniden huzur ve mutluluk parıltılarını yükleyecek ve kalpleri kuşatmış olan çağın hastalıklarına şifa olacak olan Kur’an’a sarılmakla olacaktır.

“Bu öyle bir kitaptır ki içinde hiçbir şüphe barındırmayan ve sorumluluk sahipleri/muttakiler için bir yol göstericidir” (2.2)

Genelde insanlık ailesinin, özelde İslam Ümmeti’nin maruz kaldığı zulüm, sömürü ve akıllara zarar mahrumiyetin önüne geçilmesi hiç şüphesiz Allah’a yönelmekle engellenebilecektir. Allah’a yönelmek de muhakkak ki; O’na karşı aşkın bir sorumluluk bilincine kuşanarak zamanlar ve mekanlar üstü yüce mesajını göğüslemekle olur. Çünkü Vahyi yâni bu aydınlığın kaynağını göğüslememe ve insanın kendi heva ve hevesinin boyunduruğuna girmesinin doğuracağı sonuçlar hiç şüphesiz bugün yaşanılan anarşi, kaos, zulüm, isyan, ahlaksızlık ve her türlü bozgunculuğun istimrariyetini sağlayacaktır. Bu anlamda Allah şöyle buyurmaktadır:

“Keyfi kanaatini (hevâ-heves) ilahlaştıran ve Allah’ın kişiyi (kendi tercihine ilişkin) bir bilgiye dayalı olarak saptırdığı, kulaklarını ve kalbini mühürlediği, gözlerinin üzerine de tarifsiz bir perde çektiği malum tipleri gözünde canlandırabilir misin? Artık onu Allah’tan başka kim doğru yola ulaştırabilir? Hâlâ düşünüp ders almayacak mısınız?” (45.23)

Çünkü Kur’an’ın varisleri olan biz müslümanlar bu emsalsiz ilkeler bütününü tüm insanlığa bir göz nuru ve mutluluk menbaı olarak sunmak ve taşımak zorundayız.  Efendimiz Hz. Muhammed’in şahsiyetine bürünmeliyiz, yeniden Ali’leri, Ebubekir’leri, Ömer’leri, Ebu Zer’leri ve Ammar’ları yetiştirmek için Kur’an ahlakıyla ahlaklanmalıyız.  Flulaşan dünyanın belirleyici öznesi biz olmalıyız, adaletin ve özgürlüğün taşıyıcları olan biz müslümanlar... Kur’an’la dirilmeliyiz, dirilmetliyiz adalete aç kalmış olan insanlık ailesini... Dinamik güç, muharrik unsur biz olmalıyız, biz! Şeytanın ve kullarının saltanatını darmadağan etmeliyiz...

Dünyamızı karanlığa boğan, düşlerimizi sınırlayan, coğrafyalarımızda kirli ellerini kanlarımıza bulayan, toplumlarımızı hüznün esirleri kılan çağdaş  Firavun ve Ebucehil’lerin suratlarına şamarı indirmenin, kıyam etmenin ve silkinmenin yoludur; mutlak ubudiyet! Kur’an ise bu mutlak ubudiyetin rehberi...

Alemlerin Rabbi olan Allah’a kayıtsız  şartsız kul olan özgür bir dünyanın tesisi görevi bizim sırtımızdadır, O’na görevi yerine getirememenin yüz karalığıyla gitmek istemiyor ve o acıklı azabın sıcaklığıyla karşılaşmak ve o tabloya dûçar olmak istemiyorsak nefislerimizi hesaba çekmeli ve hayatımızın planlarını ona göre şekillendirmeliyiz. Çünkü Allah şöyle buyurmaktadır:

“Oysa kendileri yalnızca Allah’a kulluk etmek, din koyma yetkisinin sadece O’na mahsus olduğuna iman edip batıl olan her şeyden uzak durmak, ibadeti hakkıyla eda etmek, zekat (arınmak ve arıtmak için verilmesi gerekeni) vermekle emrolunmuşlardı: İşte insanlığın ebedi değerler sistemi budur.” (98.5)

Rabbimiz, bizi şeytanın vesvese ve desiselerinden kurtar, aklımızı fikrimizi Kur’an’la özgürleştir, Kur’an’ı hayatımıza ‘Siracen Münira’ eyle, gözlerimize ışık, ışıksız dünyamıza nur, toplumumuza aydınlık, kibir ve taassuplarımıza şifa kıl!
 
Amin!...

Bu yazı toplam 876 defa okundu.
Yorumlayan:
Bihter
Tarih:26 Ocak 2012 Perşembe Saat 18:50
teşekkurler
tesekkurler....amın amın amın...